DOSTUM KELEŞ

"’Ben sana demedim mi baba?’ diye seslendi Ömer, üzgündü...
Elindeki kırık ağacı kaldırdı Sefer, karşısında bilgiçlik taslayan oğluna fırlattı. Odun Ömer'in kafasının tam ortasına indi!
İnledi Ömer, yere yıkıldı! Kanlar boşandı Ömer'in yüzüne, boynuna. Her yanı kıpkırmızı oluverdi birden. 
Arap öküz acıyla inledi! Boyunduruğu zorlayıp Ömer'e ulaşmak istedi, başaramadı.
Sefer dondu kaldı. Neye uğradığını şaşırdı. 
Kim atmıştı odunu tek oğlunun kafasına, kim koymuştu yavrusunu kanlar içinde böyle? 
Kendisi mi, kendi kırılası kolları mı? İnanılacak gibi değildi olanlar!
Dizinin bağı çözüldü, şaşkınlıktan gidemedi Ömer'in yanına. Nereden gördü, nereden gördüyse, koşar adım geldi bir adam, arkasından birileri daha... Birisi ölmüş dedi, bir başkası henüz yaşadığını söyledi.”

Dostum Keleş’te yaşamla, doğayla iç içe öyküler var. Kimi zaman bir öküzün gözyaşında, kimi zaman bir köpeğin kilometrelerce yolu gizlice geçerek sevdiği çocuğun yaşamını kurtaracak sezgisinde, kimi zaman yoksul öğrencinin ekmeğine sürülecek dut pekmezi değerinde…

Yaşamı yürek genişliğine sığdıran öyküler; düş dünyasını uzak ufuklara taşıyan öyküler… Hem uzak her birimize, hem çok yakın… En güzeli, onlara daha yakından bakın…