OYUNLAR

İNAYET TURİZM

Oyun tek perdeliktir. 

Oyuncular: Taso (yaşlı köylü), Kaso (genç köylü), Meyri (yaşlı köylü kadın), Leyli (genç köylü kadın), Muavin Selo, öğretmen Tahsin, Kiraz hala (köylü kadın), Naz hanım (gösteriş budalası kadın), sürücü Halim, polis memuru, (6 erkek, 4 kadın)

 

Dekor: Sahne açılışında üzerinde İNAYET TURİZM yazan bir otobüsün yan görünüşü vardır. Bagaj kapağı ve orta biniş kapısı açıktır. Kenarda dağ gibi çuvallar, yatak denkleri, sac, araba ipi yığını, ayaklarından bağlı tavuk, horoz vb görülmektedir.

Taso ile Meyri bir çuval patatesi çekerek sahneye girerler. Kaso ile Leyli çuval yığınının yanındadır. Yanlarında iple bağlı bir tahta bavul, iki çuval, iple sarılı bir yorgan, bir ahır süpürgesi vardır. Gelenleri görünce Kaso'nun yüzü buruşmuştur, hoşnut değildir.

Taso: Ahan oğul, ne var bunda. Senin boynan binecağ değül. Otobusun bagajına attın mi… Ver elini İstambol.

devamı

BAYRO'NUN LİSTESİ

Oyun tek perdeliktir. 

Oyuncular: (Sırasıyla) Köylü baba (Bayro), akıl hastası oğul (oyuncu durumuna göre yalnızca sesiyle de idare edilebilir, yeterli oyuncu olursa en başta sahnede görünmesi daha anlamlı olabilir), ana, bacı, fırıncı Şirin, kaymakam, kaymakam sekreteri, kaymakam ziyaretçisi, odacı, savcı, yargıç, telefondaki sesler…)

 

Perde açıldığında ortada dolaşıp duran bir köylü vardır. Arkadaki bir kapıdan da oraya kapatılmış oğlunun sesi gelmektedir. Oğul kilitlendiği yerden, "a a a anan an an, ba, aba ba" gibi sesler çıkarmaktadır. Çoğunlukla anlamsızdır bağırmaları; arada bir, ana ya da baba gibi yarı anlaşılır sözcükler çıkarmaktadır.

"Ola oğlu, bir akıllı dur daha, hele bir bağırma…"

devamı

SÜNNET PARTİSİ

(Dursun Akçam’ın aynı adlı öyküsünden Alper Akçam tarafından oyunlaştırılmıştır) 

Oyun tek perdeliktir. 

Oyuncular: Şahvelet bey, Suzan hanım, hizmetçi Tamara, Serap hanım, Hazan hanım, Sururi bey, Şemsi bey, adı olmayan, konuşmaya doğaçlama katılabilecek bir başka seçkin çift, Ana, kardeş Hasan, Teyze Halime, üç dört kadın ve erkek gecekondu insanı, kucaklarda kundaklı bebekler.

 

Dekor: Abartılı bir gösterişle düzenlenmiş bir salon köşesi… Postmodern bir resim, oyalı boyalı koltuk ve kanepeler. Sahnenin sol duvarında bir pencere resmi… Panolarda modern ev görüntüleri... 

Şahvelet sahnede sabırsızca dolaşmakta, kravatını, ceket ceplerini çekiştirmektedir. Gözü de saatindedir…

devamı

HEY ATLILAR ATLILAR!

Sahne 1: Düğün evinin önü. Arkada taş duvarlar gözükmekte (Resim). 

Oyuncular: Cano, Kerem, Kıtmır Bilo, diğer köylüler, şerbet dağıtan genç kız (bu genç kız kırmızı bir vala örtünmüştür başına, kenardan saçları görünmektedir).

 

Davul zurna sesiyle birlikte sahne ağır ağır aydınlanır. Bir köşede (evin önü) düşünceli, öfkeli dolaşan genç bir adamın üzerine düşer ışıklar. Kendi kendine söylenmektedir. Hava soğuktur. Konuşan genç insan paltoya bürünmüştür. Yerde kar vardır... 

devamı

KANLIDERE'NİN KURTLARI

(OYUN , ÜÇ PERDE, DURSUN AKÇAM’IN AYNI ADLI ROMANINDAN UYARLANMIŞTIR)

Sahne 1: Oyuncular: İki Köylü, Paşat dede, üç öğrenci

Sahne: Hasta yatağında yatan bir hasta, başında birkaç kadın ve erkek, kapının önünde konuşan iki köylü... Köylüler daha sonraki sahnelerde yer alacak oyunculardan olabilir. 

İki köylü bir duvarın önünde konuşmaktadır. Büyük kartondan yapılacak bu duvarda taşlar ve aralara sürülmüş kirli badana ile kirli camlar çizilecektir. Birinci Köylü: “Hele tersliğe bak kardaş. Adam Digor’dan hasta görmeye geldi, burada hasta oldu. Babam da tutturmuş ki, bir hoca bul getir; Kuran okutalım...”

devamı

HALKIMIZ ORMANDA

Sahne 1: Bir okulun sınıfında konuşan bir öğretmen, sınıftaki sıralara oturmuş, dinleyen köylüler… 

Öğretmen:

“Sevgili Dönemeç köylüleri, dünyamız ve ülkemiz, köyünüzün yakın bir tarihte değişmiş adı gibi önemli dönemeçten geçiyor.

Biliyorsunuz ki, küresel ısınma denen bir şeyden söz ediyor televizyonlar. Gazete okuyanınız olduğunu sanmıyorum ama, gazetelerde de yazıyor benzer şeyler. Siz de farkındasınızdır olup bitenlerin. Ya kurak geçiyor mevsimler, ya her tarafı sel su götürüyor. Buzulların ısınarak kutuplardan koptuğu, deniz seviyesinin yükseldiği söyleniyor. Ozon tabakasının delindiği, bu deliğin günden güne büyüdüğü ve yer kürenin hızla ısındığı bilimsel yöntemlerle de kanıtlanmış durumda... 

devamı

YELATAN Ümit Kaftancıoğlu'nun romanından Alper Akçam tarafından oyunlaştırıldı)

Sahne malzemeleri: Arkada büyük bir Yelatan dağı resmi, duvarda gaz lambası,  yerde yer yatağı, bir seki, sekide bir yorgan, yer sofrası, yer iskemleleri, çalı süpürgesi, hamur teknesi, bolca eski kıyafet, eski kasket, çarık gibi bağlanmak üzere eski bez, siyah lastik ayakkabı, boş çuval, bakır ya da alüminyum leğen,

çeşme, kalak önü ve cem sahnelerinde gölge oyunu gibi oynanacak veya kültürevi perdesini hareketlendiren dokunmalarla yalnızca sesler verilecek. Bir taraf perde arkası çeşme konuşmaları, diğer taraf tezek kalağı başı sohbetleri için kullanılabilir

Tüm oyun boyunca sahnenin arka planında, duvarda,  Yelatan dağı resmi yer alır. Oyun sırasında oyuncular sıkça oraya doğru bakıp konuşacaktır. Yelatan’ın başı her zaman karla kaplıdır. Kimi sahnelerde etekler yeşillenir, çiçeklenir, kimi sahnelerde duvara eklenmiş bir ikinci bezdeki resimle dağın tüm tarafının karla kaplı görüntüsü oluşturulur.

DAĞLARIN SULTANI

DAĞLARIN SULTANI

Dağların Sultanı, 12 Eylül 1980 sonrası 11 yıl Almanya'da siyasal sığınmacı olarak yaşamak zorunda kalmış Dursun Akçam'ın 12 Eylül öncesi Türkiye koşullarıyla yaşadığı yıllardaki Almanya'yı yan yana görünür kıldığı, farklı bir estetik anlayışın yer aldığı romanıdır... Dursun AKÇAM’ın aynı adlı romanından yararlanılarak, Alper AKÇAM tarafından oyunlaştırılmıştır.

 (Bu açıklama oyundan önce okunmalı)

Bu oyun için sahnenin iki tarafına, yandan aydınlatmayı sağlayacak birer ışık kaynağı gerek. Yerden de olabilir…

Sahne, ortadaki bir paravan aracılığıyla Kafe Meran ve ev arasında değiştirilmektedir.