ETKİNLİKLER

Tarih Etkinlik Ekler
14.11.2016 TÜYAP'TA TALİP APAYDIN'DA İNSAN FELSEFESİ

 

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, Köy Enstitülü usta yazar, mücadele insanı Talip Apaydın’ı İstanbul TÜYAP’ta Talip Apaydın’da İnsan Felsefesi başlıklı bir açık oturum ile andı.

14 Kasım Pazartesi günü Saat 14.15’te, TÜYAP Büyükada Salonu’nda yapılan etkinlik büyük etki gördü.

YKKED Ankara Şube Başkanı, yazar Alper Akçam ile yazar Öner Yağcı’nın konuşmacı oldukları etkinlikte salon doluydu. Konuşmalar büyük bir ilgiyle izlendi, etkinlik bitiminde dinleyiciler sorular ve kısa konuşmalarla katkılarda bulundular…   

-1-
12.11.2016 YKKED VI. AKDENİZ BULUŞMASI'NDA ALPER AKÇAM
-1-
29.10.2016 DURSUN AKÇAM KÜLTÜREVİ'NDE CUMHURİYET KÜLTÜRÜ
-1-
12.10.2016 FAKİR BAYKURT ANMASI

FAKİR BAYKURT ÖLÜMÜNÜN 17. YILINDA ANKARA'DA MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ'NDE ANILDI.

Alper Akçam Konuşması:

FAKİR BAYKURT YAZININDA KARNAVALCILIK

İstanbul’da yaptığımız Dursun Akçam’ı anma toplantısında karşılaştığım bir yazar “Ah Türkiye Ah!” adlı bir kitabını o toplantıda bana verdi…  
Okudum. Yazar dostumuz Almanya’da yaşıyor olmalı; girişteki Almanca nottan da öyle anlaşılıyor. Kitabı okurken bazı bölümlerde gerçekten de çok rahatsız olduğumu söylemeliyim. Türkçülük ve Cumhuriyet tarihinde çok önemli yeri olan Yusuf Akçura’ya ait “Üç Tarz-ı Siyaset”i Azeri aydını Hüseyinzade Ali’ye mal etmiş (s 42)…
Bu nokta çok önemli görünmese de üzerinde her türlü kirli siyaset oyununun oynandığı günümüz Türkiye ortamı için insanı ağlatacak ölçüde ağır gelen bir yorumu var ki, sormayın… 11. Sayfada şöyle diyor: “Tek particilik, dayatmacı seküler düşünce tarzının halk tarafından bir süre kabul görüp sonra da reddedildiğini bir türlü anlamadı.”

Anlayana sivrisinek saz; anlamayana davul zurna az! Gördünüz mü anlayanı.
Erken Cumhuriyet dönemi kültür eğitim politikalarını derinliğine araştıran ve o döneme yönelik liberal eleştirilere yanıt niteliğinde bir içerik taşıyan Anadolu Rönesansı adlı yapıttan sonra adımı Kemalist’e ya da Ulusalcı’ya çıkardılar. Yine de vazgeçmedim Şarkiyatçı Batı düşüncesinin yönlendirdiği, ayağı ülke toprağından kopuk kimi aydın zortlamalarıyla didişmekten.

Dönün baştan sona yeniden yeniden okuyun ki, halkımız nasıl reddetmiş seküler yaşam tarzını! Emperyalist Batı’nın Doğu veya Şark tarafında en başta yer alması gereken kültürel özellik, Arap bezirgânlığı yörüngesinde yürütülen Siyasal İslam olmalıdır. Halktan söz ediyorsanız hemen yanına bu özelliği de yamamak zorundasınızdır. Doğulu bir toplumun, laiklikle, sosyal demokrasiyle, sosyalistlikle, hatta milliyetçilikle bir ilgisi olamaz! Bu nedenle de sükeler yaşam tarzı da o halklara yakışmaz…
Sanki halkımız kapatmıştır Köy Enstitüleri’ni, sanki “hararet nardadır sacda değildir / keramet baştadır tac’da değildir / her ne arar isen, kendinde ara, kudus’ta mekke’de hac’da değildir” diyen Hacı Bektaşlar, “Cehennemde yanasım gelir” diyen Yunuslar, Şeyh Bedreddinler, Pir Sultanlar bu halkın içinden çıkmamıştır; Türkiye sokaklarını imam hatiplerle dolduran, bir elde Kuran parti nutukları atan, el kadar kız çocuklarının başını kapatan, küçücük erkek çocuklarını emperyalist servislerle dirsek temaslı vakıflarda bademleyen de halkımızdır… 
Ah halkım ah; neden İngiliz ajanı, saltanat ve hilafet destekli hoca kılıklı Rahip Frular yerine şaşırıp Mustafa Kemaller’i tercih ettin, Anadolu halk kültüründeki çoğulluğu seküler öğeleri bilimci kuramsallaştırmalarla donatan Pertev Naili Boratav, Metin And, İlhan Başgöz gibi halkbilimcileri yetiştirdin; neden kız oğlan el ele tuttun Sis Dağı’nın başındaki horonlarda… Neden  seyirlik köylü oyunlarında, Koç Katımı’nda, Kaz Kesimi’nde, Erfene’de, Kışyarısı kutlamalarında, Karagöz’de, Orta Oyunu’nda, Keloğlan’da, Köroğlu’nda, Nasreddin Hoca’da sana ait olmayan bir kültürü kabul ettin?
Ah halkım ah! Yatacak yerin yok senin!...

Bugün burada, özellikle edebiyatçı yönüyle bir kez daha kıyılarında bulunup taşıdığı ateşle ısınacağımız, ışığıyla aydınlanacağımız Fakir Baykurtve Köy Enstitülü arkadaşlarını bir kez daha anlamaya, anlatmaya, paylaşmaya çalışacağız. Onlar, yaşamlarıyla, yapıtlarıyla, ayakları Anadolu topraklarında görülüyor olmakla birlikte beyinleriyle Şarkiyatçı kültüre teslim olmuş aydınlarımızın yanılgısını bugün de bize çok açıkça gösteren bir sanat ve kültür elçisi oldular. Halkın arasında yaşadılar, halk kültürünün yeniden doğuşu için çaba gösterdiler; halk kültürü içindeki çoğul ve seküler öğeleri, aydınlık gelecekler için yapıtlarında başarıyla işlediler.

Burdur’un Yeşilova’sına bağlı Akçaköy’de yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, babası Kara Veli ölünce okuldan alınıp amcasının yanına yanaşma olarak verilmiş, amcasının askere alınmasıyla köyüne ve güçlükle sürdürdüğü okuluna dönmüş Fakir Baykurt’un yaşamını daha sonra bitirdiği Gönen Köy Enstitüsü değiştirecek, yapıtları birçok dile çevrilmiş, ansiklopedilere geçmiş bir yazar, bir aydın olarak adını tarih sayfalarına yazdırmayı başaracaktır. Fakir Baykurt, kendi deyimiyle, “bacaklarını gerip güne karşı işeyen” bir yazardır;  “insan hayatını karartan “beylerle, paşalarla” uğraşır… Baykurt’un yazın çizgisinin arkasında, anası Elif’in evinde karşılaştığı, o sıra kafasındaki roman olan Kaplumbağalar’dan söz ettiğinde,  “sivrelt kalemini halam, sivrelt de yaz” diye bağıran köylüsü Haçça Akdoğan’ın sesi hep duyulur. “”İstemeyenlerin ağzına tüküreyim!” demiştir Akçaköylü Haçça.  Sonra da devam etmiştir… “Dünyada insanın sıkıntısı bir çanak bulgurla, bir lokma kuru ekmeğe mi? Topal eşeğime yükler, ben iletirim senin çocuklarına! Sivrelt kalemini, durmadan yaz.”

Durmadan yazmıştır Baykurt… İçinde doğup büyüdüğü halk kültüründen aldığı çoğul ve yenileştirici güçle, önce o kültürün evrensel kültürle buluşması için öncülük etmiş, sonra da bir ayağını attığı Avrupa’dan yenileşmiş bir biçemle ses vermiştir.

1955 yılında yayınlanmış Çilli adlı öykü kitabını 1958 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü almış “Yılanların Öcü” izlemiş, yazınsal serüven, yaşamını noktaladığı âna kadar aralıksız sürmüştür. Baykurt’un yapıtlarında Mihail Bahtin’in Rönesans kültürünün özü olarak gördüğü ve çoksesli roman türü için de kaynak olarak gösterdiği “grotesk halk kültürü” öğeleri çok yoğun bir biçimde yer alır. Olgunluk dönemini yaşadığı Almanya yıllarında yazdığı metinlerde, bu grotesk, çağdaş özellik ve kimliklerle zenginleşir; Bahtin’in çoksesli roman tanımına uyan biçemsel yenilikler kazanır. 

(Sunumun tamamı yazarda...)

-1-
21.05.2016 MUSTAFA EKMEKÇİ ANMASI
-1-
11.04.2016 HANAK ÜMİT KAFTANCIOĞLU ETKİNLİĞİ

Hanak Halk Eğitim Merkezinde yapılan etkinliğe Faruk Demir ve Canan Kaftancığlu ile birlikte katıldı... 

-1-
09.04.2016 ATAŞEHİR ÜMİT KAFTANCIOĞLU ETKİNLİĞİ
-1-
07.04.2016 TED ÜNİVERSİTESİNDE ALPER AKÇAM YAZIN SERÜVENİ
-1-
31.03.2016 ESKİŞEHİR ANADOLU ÜNİVERSİTESİ

Türk Romanında Karnaval söyleşisi

-1-
16.01.2016 ANKARA KİTAP FUARI
-1-
09.01.2016 YKKED 4. AKDENİZ BULUŞMASI (DENİZLİ)
-1-
15.11.2015 TÜYAP İSTANBUL
-1-
12.11.2015 İSTANBUL KİTAP FUARI EKİN YAZIN DOSTLARI SÖYLEŞİSİ
-1-
11.03.2015 MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ ANADOLU RÖNESANSI SÖYLEŞİSİ
-1-
01.03.2015 OKUMA PARKI SÖYLEŞİSİ (KARTAL)
-1-
28.02.2015 SEFERİHİSAR TOHUM TAKAS ÇALIŞTAYI
-1-
20.02.2015 ANKARA KİTAP FUARI
-1-
19.02.2015 GÖZTEPE MEDİKAL PARK SÖYLEŞİSİ
-1-
16.01.2015 TÜYAP ADANA (ÇUKUROVA ED. DERNEĞİ)
-1-
30.11.2014 ORHAN KEMAL SÖYLEŞİSİ (ANKARA NAZIM KÜLTÜR)
-1-
29.11.2014 ORHAN KEMAL ETKİNLİĞİ (ADANA)
-1-
12.11.2014 TÜYAP İSTANBUL EKİN YAZIN DOSTLARI SÖYLEŞİSİ
-1-
08.11.2014 KİRAZ SÖYLEŞİSİ (ARDAHAN)
-1-
31.10.2014 MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ ORHAN KEMAL SEMPOZYUMU
-1-
29.05.2014 OĞUZ ATAY SEMPOZYUMU (KASTAMONU)
-1-
08.03.2014 DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ (ARDAHAN)
-1-
25.01.2014 ANADOLU RÖNESANSI SÖYLEŞİSİ (BURSA)
-1-
14.12.2013 ARDAHAN SÖYLEŞİSİ
-1-
09.11.2013 TÜYAP İSTANBUL
-1-
26.10.2013 YKKED CUMHURİYET ETKİNLİĞİ İZMİR
-1-
04.05.2013 ANKARA ÖYKÜ GÜNLERİ
-1-
03.04.2013 ORHAN KEMAL ADALETİ (ANKARA HUKUK)
-1-
23.04.2012 ÇOCUK VE BAYRAM (CUMHURİYET GAZETESİ)
-1-
14.04.2012 KAYSERİ EĞİTİM-SEN'DE KÖY ENSTİTÜLERİ
-1-
08.03.2012 ARDAHAN TEKEL YİBO SÖYLEŞİSİ
-1-
25.02.2012 ÖLÇEK KÖYÜ GECESİ
-1-
22.01.2012 TROYA FOLKLOR ARAŞTIRMA DERNEĞİ 2011 EDEBİYAT ÖDÜL TÖRENİ

Değerli dostlar, 
Konuşmama, FOLKLOR ŞİİR İÇİN DİRENİYOR! diyerek başlayacağım. 
Cemal Süreyya, genç Cumhuriyet’in aydınlanmacı, pozitif düşünceye açık, eleştirel aklın epeyce yer aldığı okul sıralarında yetişen şanslı bir kuşaktandı… Çağdaş şiirin her türlü kalıba ve ön yargıya meydan okuyan, olabildiğine muhalif ve isyankâr duruşuyla sözünü esirgememiş, “Folklor Şiire Düşman” demişti (Ekim 1956 tarihli a dergisi). 
Folklor, yalnızca kalıplı şiir olsaydı, folklor yalnızca hece vezni, dörtlük, uyak olsaydı, yerden göğe haklısın diyecektik kendisine… 
Ama, folklor ve halk kültürü, aynı zamanda, yeryüzünün tüm iktidarlarına inat, dünün ve bugünün tüm hiyerarşilerini, dizgelemlerini hiçe sayan groteskin de kaynağı ve yaşatıcısıdır.
Bugün, belli merkezlerden yönetilen ve karıştırılan yeryüzünde, aynı kültür içindeki herkesi ve her şeyi birbirinin kopyası durumuna getirerek nesneleştiren, kültürler ve halklar arasında, taa yaratılıştan başlayarak ayrılıklar varmış gibi göstererek, farklı kültür ve inançları çıkar savaşlarına koçbaşı yapan kapitalist-emperyalist saldırganlık karşısında duracak en önemli güç, binlerce yıllık geçmişi olan sınıflı toplumu bile ayakta tutmayı başarmış, yeryüzünü bir ve büyük insanlık kültürünün kardeşlik, paylaşma alanı olarak gören HALK KÜLTÜRÜDÜR! 

Bir ucu doğrudan ABD Başkanı’na bağlı ACRFA’dan, CİA’e koşut çalışan ve sözde sivil toplum örgütleri NGO’lar aracılığıyla halkları iktidar zorbalığının arabasına rıza ipleriyle bağlayan NED’den beslenen, bir ucu derebeylik kültürünün ideolojisi durumuna gelmiş inanç istismarına dayanmış, televizyon ekranlarıyla, yüzbinlik sofralarla, sadaka kültürüyle en uzak dağ başındaki en farklı duran beyne sızmayı başarabilen emperyal-gerici kültürün karşısında, ancak halk kültürünün yenileştirici, değişimci gücüyle, o gücü günün koşullarında yeniden yaşamayı, yaşatmayı başaracak özgür ve özgün sanatçı duruşuyla direnebiliriz. Cemal Süreyya’ya nispet olsun diye belki, folklor olmadan, şiir de olmayacaktır diyebileceğimiz çok önemli bir sapaktayız. 
Fakir Baykurt’un Kaplumbağalar’ında sokaklarda kilin eyisini bağırarak satan gezen kil satıcısından, mücadeleci analar Uluguş ve Irazca’dan, Yelatan’da Ulgar Dağı'ndan Ardahan'a, çıplak ayak yürümekten kanamış ayağını kaymakam masasına koyarak İstanbul’da inşaatlarda çalışan oğlunun gönderdiği ve postacının el koymaya kalktığı parasını isteyen Türkmen anası Güllüsünün, Dursun Akçam’ın “bizim köyün karileri de siçanlar kimi, illedevam melaike kunniyer” diyen Allahın kızı Maviş’inin, ahır süpürgesinden dodo bezeterek yağmur duasına çıkan Çeşmir köylülerinin, kirini beline iki kez dolayarak devlet büyüklerine ve Tanrı’ya yaltakçılık yapıp duran Hacivat’ı kötekleyen Karagöz’ün özgür ruhları, padişahlıktan sözde demokrasilere, tüm iktidarların en büyük korkusu olagelmiştir… 
Onun için önce Köy Enstitüleri'ni kapattı emperyalizm ve yerli işbirlikçileri... 
Onun için, Kaftancıoğlu’nun bedenine, küçük kızının gözünün önünde tam on altı kurşun birden sıktırdılar…
Onun için, 12 Eylül’de “onların oğlanlar”ın açtığı kapıdan arz-ı endam eyleyen taklitçi ve mistik edebiyat fotoğrafında yer almak isteyen ve o günkü modaya uyan her yazarımız, “köy romanı”na sövmeden sözüne başlayamadı. 

Değerli dostlar, 
Folklor, şiiri savaştırıyor bugün; savaştırmalıdır… 
Çoğul halk kültürü, şiirle, türküyle, fıkrayla, oyunla direniyor… O kültürün bayrağını ve o kültürün üretken evlatlarının yapıtlarını bugünlere taşımanın, savunmanın onurunu paylaşmalıyız. Troya Folklor Araştırmaları Derneği’nin bana uygun bulduğu 2011 yılı Edebiyat Ödülü’nü ömrüm boyunca en büyük övünç kaynağı ve sorumluluk çizgisi olarak taşıyacağıma söz veriyorum… 
Saygılarımla…

-1-
15.02.2009 BURSA ÖYKÜ GÜNLERİ

BURSA

-1-
15.10.2007 FAKİR BAYKURT GÜNLERİ

BURDUR

-1-
10.10.2006 ŞALTER KEMAL SÖYLEŞİSİ

KARABÜK

-1-
15.10.1006 FAKİR BAYKURT GÜNLERİ

BURDUR

-1-