UYAN EY ŞEYTAN TUZAKLARINDA KIRILAN İSLAM!…

İslamiyet, Hz. Muhammed öncülüğünde bir adalet arayışı, eşit-kardeş bir toplum için bir hayat felsefesi olarak doğdu. Mekke ve Medine çevresine yerleşmiş, yoksul kabilelerin topraklarına el koymuş, ipotek altına almış, aralarında Yahudi derebeylerinin de bulunduğu zorbalara karşı kandaş toplum geleneklerini taşıyan bir yeniden doğuş gibi oldu. Dört halife döneminde ve özellikle Hz. Ömer adaletiyle dünyaya örnek bir hak- hukuk – insanlık düzeni kurdu.
Muaviye ile Hz. Ali”nin karşı karşıya geldiği Sıffiyn savaşında Muaviye”nin askerlerinin mızraklarına Kuran sayfalarını geçirmesi ve bir hakemlik oyunu ile Ali”nin taraftarlarını alt etmesinden sonra soyguncu derebeylerin halkı kandırmak, baskı ve korku altına almak için kullandıkları bir ideoloji gibi kullanılmaya başlandı.
Diğer taraftan Horasan ve Hazar boylarından akan göçebe Türk boylarının İslamiyet”i kabul etmesiyle de kendini yenileyerek toprakta özel mülkiyeti kaldıran bir ilkel sosyalizm bayrağıyla Kuzey Afrika”dan Avrupa ortalarına kadar işleyen bir tarihsel devrim çığırı açtı…
Osmanlı hanedanından Yıldırım Bayazıt”ın Bursa çevresinde saray yaptırarak o güne kadar çadırda birlikte yaşadığı kavminden ayrılması ve sonuçta daha genç kandaş toplum özellikleri taşıyan Timur güçlerine yenilmesi ile başlayan Bizans özentili yozlaşma, Yavuz Sultan Selim”in Arap bezirgânlığına sıçrayan halifeliği üstlenmesi, Anadolu”da Türk boyları üzerine kurduğu baskıyla doruğa ulaştı. Kanuni Sultan Süleyman”ın kesim düzeni ile topraklar halkın elinden alınarak mültenzim soygununa peşkeş çekildi. Çöküş hızlandı. Adında yalnızca Gazi ünü taşıyan seçimle işbaşına gelmiş ve bileğinin hakkıyla kardeşi olduğu, at üstünde ve çadırda birlikte yaşadığı kavminin önderliğini yapmış Ertuğrul”dan kardeş ve oğul katili, halkının tepesine kanlı kılıçlarla binip saltanat sürmüş, Sultan Süleymanlığa evrilişin ünlerdeki değişimi bile yozlaşmayı açıkça gözler önüne serer. 
Osmanlı çöküş yılları ile Mısır”ı işgal için İskenderiye”ye çıkmış Napolyon”un karşısına toplattığı halka attığı “Biz gerçek Müslümanlarız” yalanı ve kendisinden sonra gelen Kleber”e, Mısır”ı kolay yönetmek istiyorsa Şarkiyatçı bilim adamları ve Mısırlı din önderleri ile işbirliğini önermesi, bugünlere kadar uzanan bir kanlı soygunun da temellerini oluşturdu.
İkinci Dünya Savaşı”ndan sonra Kuzey Afrika ve Orta Doğu”daki İngiliz-Fransız sömürgeleri petrol silahını akıllıca kullanan ABD emperyalizminin etki alanına girdi. Petrol zengini işbirlikçi Arap şeyhlerinin dini kimlikleri ile ABD”nin İslam üzerine kurulmuş ince siyaseti en şeytanca oyunlarla bölge halklarını şiddet-terör batağında birbirini boğazlayan bir bataklıkta yaşamaya mahkûm etti…
El Kaide”den Talban”a, IŞİD”den Hizbullah”a hep din kılıfıyla ve mezhep oyunlarıyla hançerlenen Şark”ın insanı, kardeşinin kellesini kestiği hançerin yüzde yüz emperyalist malı olduğunu bir türlü görmeyi başaramadı. 
Ve İslam ülkelerinin zavallı halkları emperyalistlerle işbirlikçisi din bezirgânlarının elinden kurtulabilmek için bir yandan Hıristiyan Batı ülkelerine doğru can pahasına bir göçe başlarken geride kalanlar hiç olmazsa öteki dünyalarını kurtarabilmek için varını yoğunu kendi ülkelerinin ve Suudi şeytanlarının Hac bezirgânlığına teslim edip yüz binler halinde Mekke”ye akarak şeytan taşlamaya çalıştı.
Aslında o taşları atacakları yer, onları o yollara döken kendi işbirlikçileri, Suudi şeyhleri ve emperyalist ağababalarıydı. Bilemediler; hem taşları yanlış yere attılar, hem ömürleri boyunca itelendikleri o karmaşık ve hep kendi öteki dünyaya koşullandırılmış bencil bireycilikleriyle şeytan taşlayıp cennete kavuşmak için birbirlerini ezdiler; ayaklar altında boğuldular, parçalandılar, öte dünyalarına çok önceden kavuşmuş oldular… 
Ey, şeytan tuzaklarında boğulan Şark halkları… Kaldır başını da olup bitene bir iyice bak! Nedir bu çektiğin? Cennete gideceğim derken, hangi cehennemdir sürüklendiğin!
Hiçbir şey beceremezsen, İslam Tarihinin Maddesi"ni, Osmanlı Tarihinin Maddesi"ni yazmış bir sosyalist mücadele adamının Kuran sayfalarından seçtiği şu satırları oku: 
“İnne’şşerre’ddevâbi ind’Allahi’ssummül-bûkmüzelleziyne lâ ya’kılûn!” (Hiç şüphe yok ki ayaklarıyla yürüyenlerin Allah indinde en kötüsü aklını kullanmayıp sağır ve dilsiz kalan iki ayaklı hayvanlardır) 
(Enfâl Sûresi, 22 nci ayet) KUR’AN’I KERİM 
(Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye”de Kapitalizmin Gelişimi, Giriş)

Şeytan tuzaklarında kırılmaktan kurtulmanın yolu da Farabi”nin, İbni Rüşt”ün İbni Haldun”un düşünsel temellerini attığı, Mustafa Kemal”in egemen Batı”yı dize getirerek ateşini yaktığı laikr toplumsal yapıyı sağlam temellere oturtmaktan, dört elle sahip çıkmaktan geçiyor!