BAK OKULLAR AÇILDI; ADINI DA ÖĞRENMEDİK ÖĞRETMENİM…

Gece boyunca yol almıştık. Benzin bulamıyorduk… Karaborsa, fırsat yıllarıydı. Yalvar yakar üçer beşer litre toplayarak Ünye’ye kadar gelmiş, orada sabahı bekleyerek bir sağlık ocağı bulmuş, sağlık müdürlüğünden yardım almıştık. Karabük'ten yola çıkmış, Trabzon’da Türk Tabipleri Birliği Temsilciler Meclisi toplantısına katılmıştık; ikisi diş hekimi dört kişi gelmiştik.
Yorgun, uykusuzduk; karnımız acıkmıştı. Trabzon çıkışında, dönüş yolundaydık. Yine uykusuz, benzin aramakla geçireceğimiz bir gece yolculuğu vardı önümüzde. Öncelikle açlığımızı gidermeliydik. Yolun sağında, üzerine akşam güneşi düşmüş Karadeniz dalgalarının devinimiyle, lacivert denizle yemyeşil ormanların, bitki örtülerinin sevişmesiyle dalıp gitmiştim. 
Hemen sağda, deniz kenarındaki bir düzlükte bembeyaz badanalı küçük bir yapı, önünde de iki masa gördüm. Bir yolüstü lokantası olmalıydı!
“Burada duralım,” dedim. Dik yokuştan zar zor indirdik aracımızı. İki masadan birinde orta yaşta dört kişi oturuyordu. Biz de boş olana yerleştik; karşılıklı olarak başlarımızla selamlaştık.
Garson bekliyorduk. Dört kişiden birisi kalkıp yanımıza geldi; “Hoş geldiniz; ne istemiştiniz,” diye sordu. Biz de “Neyiniz var ki?” sorusuyla yanıtladık…
Ekmek, peynir, taze soğan, yumurta, domates, mısır unu, tereyağı, zeytin, soğan, çay…
Çok geçmeden önümüze dumanı üstünde bir mıhlama geldi. Yanında mis gibi beyaz peynir, zeytin, çoban salata, tavşankanı çaylar.
Akşam güneşindeki deniz manzarasıyla, dalgaların sesiyle yorgun bedenimizi ve ruhumuzu dinlendirip karnımızı doyurduk. Beşer altışar bardak çay içtik; bu çayın tadına hiç diyecek yoktu.
Yolcu yolunda gerekti… Bize hizmet eden önlüksüz garsonu el işaretiyle çağırdık. Borcumuzu sorduk.
“Ne borcu,” dedi; “borcunuz yok…”
Şaşırdık. “Olur mu ya, bu kadar yiyip içtik…”
“Afiyet olsun,” dedi adam. Gülümsüyordu. “Burası lokanta değil ki, benim yazlık evim…”
Ne diyeceğimizi şaşırdık. Hele de hekim olduğumuzu, Türk Tabipler Birliği toplantısına geldiğimizi öğrenince yatıya kalmamız, gece de konuğu olmamız için de ısrar eder oldu.
Öğretmen olduğunu öğrenebildik yalnızca. Ne kadar ısrar ettiysek de para almadı. Tek tek ellerimizi sıktı.
Belki de o yörenin ışık kaynağı, Laz uşaklarını çelikleyen, bilinçli balıkçılıktan marangozluğa, keman çalmaktan duvar ustalığına yaşam zenginliği katan Beşikdüzü Köy Enstitüsü çıkışlıydı.

Adını da öğrenmedik öğretmenim. Bak, yine okullar açıldı…