DAĞLARIN SULTANI

Sahne1: Yer: ŞİTO’NUN EVİ

Arka planda bir çekyat, yanda küçük bir masa, iki sandalye bulunmaktadır. Duvarda bir pano; pano’da notlar görülmektedir. Kapıya yakın bir de ayna vardır. Masanın üstündeki sabit telefonu çaldıracak bir düzenek kurulmalı. Telefon konuşmaya bağlı olmasa da olur, yalnızca zil sesi gerekli (Şito ya da Temo istediğinde bir düğmeye basıp çaldırabilmeli) Konuşmalar canlı olacak. Diğer yandaki telefonda (Kafe Meran’ın önünde), zil sesi olmasa da olur, oradan hep Şito’nun evi çevrilecektir

Oyuncular: Şito, Temo

Saat çalar; Şito telaşla doğrulur. Etrafa bakınır.

Şito: Temo! Neredesin?

Telaşlanır birden. “Heyyt! Temo. Oğlum öldün mi sen, hangi cehennemdesin?

Yandan Temo girer. Şaşkındır. Uykudan uyanmış gibi bir durumu vardır.

Temo: Buradayım Şito…

Şito: Yatıp uyudun değil mi? Şurada uzanayım dedim biraz; içim geçmiş…

Temo: Benim de…

Şito (kızmıştır): Sen kendini benimle bir mi tutuyorsun Temo? Ben sana dedim ki, önemli bir mektup bekliyoruz. Gözünü dört aç; sen gidip yattın. Dün gece gözümü kırpmamışım ben. Halo Mirzo’dan önemli mektup gelecek… Ya adam gelse de kapıdan dönse?

Temo: Bilirim Şito.

Şito: Bilirsin de, onun için mi yatıp uyudun?

Temo: Kusura bakmıyasın, içim geçmiş.

Şito (izleyicilere döner): Senin içine… Hee…

Şito (Temo’ya): Sen Halo Mirzo’yu görmüş adamsın, öyle mi?

Temo: Helbet Şito!

Şito: Öyle bir adam yeddi yıldır benden selamını sabahını kesmişse, şimdi yeddi yıl sonra kalkıp mektup yazmışsa; de demek bu?

Temo: “Çok mühim Şito… Halo Mirzo boşa yazmaz…

Şito: Helbet yazmaz. Belki, diyecek ki, Şito yetiş, Herodaği, Aladağ, Sinek Daği, Süphan Daği, Ağri Daği seni bekliyor. Yetiş… Gel dağların sultanı. Gel! Kuşan tüfengini, fişengini… Başımız sıkıştı. Dağlarda canlar namlunun ucunda…

Öyle mi?

Temo (Başını öne eğip sesini çıkarmaz; böyle bir olasılığı beklemediğini belli etmiştir)

Şito: Yoksa sen de bazı kanı bozuk hemşerilerim gibi mi düşünürsün?

Temo kekeler: Es es estağfurullah Şito; o ne demek?

Şito: Sen de diyorsun ki içinden. Ulan Şito, sen ki ikide bir öğersin kendini ki, ben dağların sultanıyım diye… O günler tarih oldu. Sen şimdi Alaman’da orospuların sultanı oldun, öyle mi?

Temo: Yok Şito, o ne demek?

Şito (izleyicilere döner, yutarı doğru bakarak ve sahnede dolaşarak  tek tek konuşur- kendine kahretmektedir-): Sen şimdi Alaman’da karı satıyorsun… Pezevenk oldun. Onun için de Halo Mirzo kesmiştir senden selamı sabahı; tam yeddi yıldır… Tutmuş bir de Herodağı’ndan, Aladağ’dan, Sinekdağı’ndan, Süphan’dan, Ağrı’dan söz ediyorsun.

Temo: Ben öyle bir şey demedim Şito…

Şito (Derin bir iç geçirir): Demesen de içinden geçirirsin…

Temo: Yok Şito. O nasıl söz?

Şito: Ben sana o kadar anlatmışım… Sok kafana ki, biz burada memleketimizin yiğit evlatlarına hizmet ediyoruz. Alaman polisinin, Türk cendermesinin nefes aldırmadığı kardeşlerimiz burada rahat etsin, kurtarsın kendini diye uğraşıyoruz.

Temo: He, bilirim Şito.

Şito: Ben karı mı satıyorum Temo?

Temo sesini çıkarmaz. Önüne bakmaktadır.

Şito: Alaman kanunu diyorsa ki, Alaman kadınla evlenen burada kalma, oturma hakkı alır. Benim can kardaşlarım da azülcü olamamışsa, Alaman polisi  kandallayıp (ellerini kelepçelenmiş gibi yan yana getirir) Türk cendermesine teslim edecekse, başka yoli var mıdır?

Temo: Yoğtur Şito.

Şito: Yoğtur da, ne poğ yemeye arkamdan her türlü konuşur bu benim hemşerim olacak hıyarlar.

Temo: Ben konuşmam.

Şito: Yani ki, konuşanlar var… Öyle mi dersin?

Temo suskun kalmıştır…

Şito: Aha bugün biz… Bu mektup geldikten sonra…

Şito (izleyenlere döner): Getiren ulağa de demiş ki, taşın altında olsa, bulacaksın Şito’yu… Şimdi adamı Kafe Meran’a çağırsak. Adam bakacak ki, bira içen koli başı açık Alaman kadınlar… O saat diyecek ki, tamam, duyulan doğrudur, uçkuru gevşek Şito pezevenk olmuştur.

Biranın biri gelir,  şnapsın ikisi gider…  Olmaz. Mecbur dedik eve gel. Halo Mirzo’nun emri başım üste…

Şito (Temo’ya döner). Halo Mirzo’nun mektunu aldık mı, çıkacağız işimizin başına. Öyle mi?

Temo: Çıkacağız Şito.

Şito: Bağ ki, ne yazıyor orada. Aha sen kendi elinnen yazdın.

Temo (panoya bakar): Saat 14.00-14.30 Maria ve Gisela ile konuşacağız (Maria ve Gisela’yı doğru seslendiremez Temo)

Şito: Sonra

Temo: Saat 15.00: Hüseyin ile Hamzo gelecek

Şito: Neden gelecek Hüseyin ile Hamzo? Hamzo kardaşımızın Türk cendermesiynen Alaman polisiynen başı dertte, öyle mi?

Temo: Evet Şito.

Şito: Aranmaktadır memlekette. Kurşun sıkmıştır dağlarda. Ben gibi yiğit bir kardaştır Hamzo… Sonra da buraya atmıştır canını… Başvurmuştur ki, beni sığınmacı yapın, azülcü edin diye. Olmaz demiştir Alaman’ın devleti. Senin davan siyasi değildir demiştir. Hamzo kardaşımız da Hüseyini bulup bana sığınmaya gelmiştir.

Temo: Öyledir Şito.

Şito: Onlarla da konuşacağız. Sonra geçeceğiz pazarlığa…

Temo yutkunur.

 

DEVAMI YAZARDA...