İKİ ROMANDA BİR KURTULUŞ SAVAŞI (TARIK BUĞRA – TALİP APAYDIN)

Yazar, nesnel gerçekliklerin imgesel kaynak olduğu kendi bilinç işleyişine düşlem ve yenileştirme gücünü ekleyerek yeni  “metinsel gerçeklikler” kuran bir dil işçisidir. İçinde hiçbir gerçeklik imgesi barındırmayan bir metin, ne edebiyat yapıtı olabilir, ne de insancıl bir iletişim aracı…

Edebiyat yapıtında, metnin kendi dili üzerine kapanarak oluşturduğu özgün biçem, yapıtın yazınsal niteliğinin can damarıdır. Nesnel gerçekliğin içeriğe katılırken geçirdiği değişim, metnin biçimine de yansımalı, yazar için bir özgünlük taşıyor olmalıdır. Konu ve temaları ortak romanlarda, biçimsel farklılıklar dışında farklı anlam boyutları da ortaya çıkabilmektedir; çıkmalıdır. Bu farkın oluşumunda, yazarın toplumsal ve bireysel birikimi, ideolojik duruşunun belirlediği yazar bakış açısı öne çıkar.

İnsanlık tarihi ve coğrafyası bağlamında nesnel bir gerçeklik olarak önemli bir yeri olan Türkiye Kurtuluş ve Cumhuriyet Kuruluş Savaşı’nın metinsel birer gerçeklik olarak romana dönüştüğü iki yapıtı, yazar bakış açılarının değişkenliği bağlamında ele almaya çalışacağız.

İlk yapıt, Akşehir’de, bir Anadolu kasabasında doğup büyümüş, Konya ve İstanbul’da liseyi bitirip İstanbul’da üç ayrı fakültede yarım kalmış yükseköğrenim görmüş, gazeteciliğe başlamış Tarık Buğra’ya ait, Kurtuluş Savaşı üzerine bir tür belgesel gibi algılanmış ve yazın tarihimizde önemli bir yer tutmuş  “Küçük Ağa” adlı romandır. İkinci yapıtımız, Köy Enstitüsü çıkışlı, köy kökenli bir yazar olan Talip Apaydın’ın “Toz Duman İçinde”, “Vatan Dediler” ve “Köylüler” adlı üçlemesi olacak… 

Küçük Ağa, 1963 yılında Yağmur Yayınevi tarafından basılmış. Daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı (1970-2 baskı), Bilgi Yayınevi (1974), Kervan Yayınları (1977) Yol Yayınları (1979) tarafından basımları sürdürülmüş. 1981-2001 yılları arasında Ötüken Neşriyat’ta 20 Baskı yapmış. 2003- 2006 yılları arasında İletişim Yayınevi’nde 40.000 baskıya ulaşmış bir yapıt. 

Talip Apaydın’ın üçlemesi, on yedi yıllık süreçte, yılar arayla yazılmış. Toz Duman İçinde 1974, Vatan Dediler 1981, Köylüler ise 1991 yılında basılmış. Hürriyet, Cem ve Cumhuriyet yayınlarında bilinmeyen sayıda ilk baskıları yapılan kitapları 2000 yılında Kültür Bakanlığı 3.000’er adet basmış.

Üçlemede yer alan yapıtlardan hiçbiri Küçük Ağa kadar adını duyuramamış, kitaplar çok az sayıda okur kitlesi ile tanışma olanağı bulabilmiş. Bir karşılaştırma yapıldığında, Küçük Ağa’nın Talip Apaydın üçlemesine göre en az yirmi kat fazla basılmış ve okunmuş olduğu söylenebilir.

Küçük Ağa, yazarın doğum yeri olan, ilk ve orta öğrenimini yaptığı Akşehir’de, bir kasaba zemininde geçer. Kurtuluş Savaşı’na merkezdeki özne olan “asker kökenli kuvayımilliyeci güç” dışında, muhafazakâr bir bakış açısını yansıtır. Roman, Akşehir’e görevli gelmiş ve kısa zamanda din bilgisi, konuşma yeteneği, İstanbul saltanatına olan bağlılığı ile ün yapmış İstanbullu Hocaefendi’nin, Anadolu’nun işgali sonrasında geçirdiği kararsızlıkları ana konu olarak ele alır. İstanbullu Hocaefendi, önce padişahçıdır; Kuvvacılara ve işgale direnenlere verip veriştirir, onları bozguncu, hatta din düşmanı olarak görür ve halkı onlara karşı örgütlemeye, karşı çıkmaya çağırır. Bu nedenle de, Kuvayımilliyeci güçler tarafından öldürülmesi kararlaştırılır.

Sevenleri tarafından uyarılan ve öldürüleceğini öğrenen Hocaefendi, Akşehir’den,  yeni doğmuş çocuğundan ve genç karısından ayrılır. Hem bir çeşit güvence altında olmak için, hem de artık iyice ilerlemiş düşman kuvvetleri karşısında hareketsiz kalmamak için çeteci güçlere katılır. Kararsızlıklar ve çeşitli bocalamalar içindedir. Gerçek kimliğini gizlemiş, “Küçük Ağa” olarak anılmaya başlanmıştır. Daha sonra Çerkez Ethem kuvvetleri içinde yer alır. Çerkez Ethem kuvvetleri ile Ankara hükümetinin arasının açılmasından sonra da merkezi kuvvetlerle gizlice haberleşir, Çerkez Ethem güçlerinin bozguna uğratılmasında çok önemli bir görev yapar. Tüm bu karar anlarında derin iç hesaplaşmaları geçirmektedir.  

Küçük Ağa, romanın sonunda Mehmet Akif ve kendisi gibi düşünen tutucu kesimle buluşur. Ankara’da, Mustafa Kemal ve çevresi ile bir yol ayrımına varacağının, hatta karşı saflarda yer alacağının bilincindedir. “Vatanın bahtı adına onlar Mustafa Kemal’e, Mustafa Kemal de onlara… mahkûm denecek kadar muhtaçtı. Ama –Küçük Ağa, bunca düşünceden sonra- artık iyice biliyordu, kopacaklardı birbirlerinden.. üstelik.. can yoldaşı iken can düşmanı olarak!” (Küçük Ağa, s 469)

Talip Apaydın üçlemesinde, işgalci güçlere karşı savaşan, Molla Mahmut kişiliğinde somutlaşan Anadolu halk direnişine köylülerden küçük bir azınlık, aç, çıplak, savaş yorgunu olmalarına bakmaksızın katılmışlar, bir ölüm kalım savaşına girişmişlerdir. Kendi köylerinin hocası ve köy çoğunluğu karşılarındadır. Mültenzim soygunundan, harmandan alınan vergilerden dolayı Osmanlı yönetiminin baskıcı yönetiminden bezmiş bu köylülerin kurtuluş savaşında başka beklentileri de vardır. Yazar Talip Apaydın’ın adının da kaynağı olmuş bölük komutanı Teğmen Galip’in ve bazı subayların yaptığı halkçı, devrimci nitelikli konuşmalar, bu beklentilerin daha da çoğalmasına yol açmıştır.

Savaş bittiğindeyse, umutlar suya düşmüştür. Ölümü göze alarak savaşa katılmış Tacım köylülerinden ancak birkaç tanesi köye dönebilmiştir. Onlar da yırtık pırtık giysiler içinde, aç, bitlidir… Savaş kahramanlarının gündüz gözüyle çoluk çocuğunun önüne çıkacak bir görüntüsü bile kalmamıştır. Aşır adlı köylü savaşta bir bacağını yitirmiştir… Diğerlerinin birer birer şehitlik haberi gelecektir.  

Tacım köylüleri savaş öncesine göre daha da sefil durumdadır.

Yunan işgaline kucak açmış olanlarsa Rumlar’dan kalan mallara da el koymuşlar varlıklarına varlık katmışlardır. Kurtuluş Savaşı’na katılanların can düşmanı olan Hacı Nuri, savaş yıllarında Yunanlı işgalcileri evine çağırıp yedirip içirmiş, sarhoş subayların karşısına yoksul bir köylü kadını da köçek olarak çıkarıp oynatmıştır.

Savaştan sonra, savaşta yıllarca büyük özverilerle savaşmış, açlık, acı ve hasret çekmiş Haceli, kasaba ileri gelenleriyle can ciğer olmuş, pancar ekerek daha da büyük paralar kazanmaya başlamış Hacı Nuri’nin adamları tarafından ölesiye dövülmüştür. Olayın mahkemesi yıllardır sürmekte, Hacı Nuri’nin kurguladığı oyunlarla yargıçlar da avukatlar da Haceli’ye karşı tavır almaktadırlar. Kasaba çarşısında esnaf ziyaretleri yapan Hacı Nuri, Haceli’nin perişan durumunu gördükçe keyifle gülmektedir (Köylüler, s 409).

Romanın başkişisi Molla Mahmut, savaştan yıllar sonra asker oğlunu görmek için borç para alarak Ankara’ya ulaşmayı başarır. Işıl ışıl parıldayan, koca binaları olan bir Ankara görür. Savaşta birçok oğlunu yitirmiş, yiyecek ekmek bulamamış kendi köyünde ise hiçbir değişiklik olmamıştır.  

Köy Enstitüsü kökenli bir yazar olan Talip Apaydın’ın üçlemesinde hikâye mekânı Uşak’ın Tacım köyüdür. Kendisi Kurtuluş Savaşı’nda en can alıcı cepheyi oluşturan Polatlı doğumlu olan Apaydın’ın kendisiyle yaptığımız görüşmeden, asıl adı Hacım olan Uşak’ın köyüne kadar birçok kez gidip geldiğini, oradaki köylülerle uzun konuşmalar yaptığını, ayrıca kendi babasının ve arkadaşlarının Kurtuluş Savaşı anılarını dinleyerek romansal kurguyu gerçekleştirdiğini öğrenme olanağı bulduk.

Tarık Buğra ve Talip Apaydın’ın roman coğrafyaları birbirine çok yakındır. Apaydın romanında da Akşehir adı geçer, savaş yıllarının anlatıldığı bölümlerde Akşehir de romansal mekâna girmiş olur.

Tarık Buğra’da kahraman ve karakterlerin çoğunluğu kasaba insanı ve aydın kesimdir… Talip Apaydın’da roman kahramanlarının tamama yakını köylülerdir. Tarık Buğra’nın romanında da Çolak Salih, Ali Emmi gibi halktan kişiler yer alır.

Her iki romanın başkahramanı da dindar kişilerdir. Kimi önyargıları düş kırıklığına uğratacak biçimde, Talip Apaydın’ın başkahramanı Molla Mahmut da medrese eğitimi almış, dindar bir insandır (Yazarın kendisi, bu kahramanının özgün adının Molla Mehmet olduğunu ve yaşayan bir karakteri romanda canlandırdığını söylemektedir). Molla Mahmut, Hacı Nuri gibi ibadetini aynı zamanda bir gösteriş aracı olarak kullanmamaktadır; içtenlikli, sağlam inançlı bir Müslümandır. Komşusu ve savaş arkadaşı Haceli’ye “Dinimizin aslı iyi insan olmaktır” demektedir (Köylüler, s 273).  

..................................................

 

(METNİN TAMAMI YAZARDA)