OĞUZ ATAY

Dilin dört atlısına en son katılan dil oyuncusu Oğuz Atay, dilde olduğu kadar yaşamda da oyuncu olduğunu aralarından en önce ayrılarak gösterir. Öncelikle bir “oyun-metindir” Oğuz Atay yapıtları… Biçim de içerik de oyuna göre düzenlenir.

Oğuz Atay, kendinden önceki atlıların ayak izlerinde, omuz başlarında, dil ve kültür seçeneklerinin harman edildiği bir bereket sofrası kurup çekilmiştir oyundan.

Oğuz Atay’ın sağlığında yazılmış son metni olan “Oyunlarda Yaşayanlar” ın oyun yazarı Coşkun’un ve “Tehlikeli Oyunlar”ın oyun yazarı kahramanı Hikmet Benol’un dediği gibi, “oyun” diye oynananlar belki kendi yaşam gerçekliklerimizdir. Coşkun da, kendi ruh dünyasının bir parçasıymış gibi konuşan diğer tüm kahramanları da bir “kültür çorbası” yapma telaşı içindedir. Bu çorbanın aşçısı, yazıyı oyuna çeviren bir dil ustasıdır.

Oğuz Atay’ın özgün iki romanı “Tutunamayanlar”, “Tehlikeli Oyunlar” ve “Oyunlarda Yaşayanlar” adlı oyununun sonunda kahramanları ölür… Hayatı çevreleyen oyun çemberi, kendi üzerine dönüşünü tamamlamış, halka kapanmıştır. Kahramanların hayatını sürerek oyun sonrasında neler olabileceği üzerine kimseye yorum yapma olanağı bırakılmamıştır. Ne aranacaksa, yaşamla oyun arasındaki o karmaşık ilişkiyi çoğaltmaya çalışan “kozmik zaman” ve “uzam”da aranacaktır.

Oğuz Atay metinlerinde, metnin yazıldığı düşün ve kültür ortamı, tiyatronun oynandığı kulis, herkesin gözünün önündedir. Hayatın nerede bittiği, metindeki oyunun nerede başladığı belli değildir. Metin, kendi yazılış ve oyunlaşma sürecini açık ederken, hayatı da oyunlaştırmıştır. “Oyunlarda Yaşayanlar”ın kahramanı Coşkun’un ağzından seslenir Oğuz Atay: “İnsanlar arasındaki engelleri kaldıralım, bütün oyunları birlikte oynayalım, birlikte seyredelim, kendimize isimler vermeyelim, yaptığımız işlerle varolalım, bunun dışında kalan bütün sahte ünvanları, kurumları, insanın kendini üstün bir şey saymasına yolaçan düzenleri yok sayalım…” (Oyunlarda Yaşayanlar, s 37)

Bu tutum, tam da Octavio Paz’ın “Fiesta”, Mihail Bahtin’in karnavalcı yaşam ve roman tanımıyla örtüşmektedir. (…) Seyirci ile oyuncu, yönetici ile yönetilenler arasındaki sınır kulelelir kalkar. Fiesta’ya herkes katılır ve bırakır kendini onun sarıp sarmalayan akışına. Havası, anlamı, özelliği ne olursa olsun, Fiesta koşulsuz katılımdır ve bu niteliği onu bütün öteki törenlerden ve  toplumsal olgulardan ayırır. (…) Günlerin güzelliği, parlaklığı ve gerilimi ile katılanların coşkusu ve kendinden geçmeye yatkın tavırları gösteriyor ki; fiesta’larımız iç gerilimimizi zaman zaman düşürmeseydi, toplumumuz kolayca patlayabilirdi. ” (Octavio Paz, Yalnızlık Dolambacı, s 55-56-57). “Karnaval, sahneye çıkılmaksızın ve icracılarla izleyiciler arasında bir ayrım yapılmaksızın gerçekleşen bir törendir. Karnavalda herkes etkin bir katılımcıdır, karnaval edimine herkes katılır. Karnaval izlenmez, hatta daha doğru bir dille icra bile edilmez; katılımcıları karnavalın içinde yaşarlar, karnavalın yasaları yürürlükte olduğu sürece bu yasalara göre yaşarlar; yani, karnavalesk bir yaşam sürerler. Karnavalesk yaşam alışıldık seyrinden çıkmış bir yaşam olduğu için de, bir ölçüde ‘ters yüz edilmiş bir yaşam’dır, ‘dünyanın tersine çevrilmiş bir tarafı’dır.” (M. Bahtin, Karnavaldan Romana, s 238 -Cem Soydemir çevirisinde ‘taraf’ yerine ‘yüz’ sözcüğü kullanılır; Dostoyevski Poetikasının Sorunları, s 184)

Yalnız “Oyunlarda Yaşayanlar”da değil, TÜBİTAK’an görev olarak alınmış düz biyografik roman  “Bir Bilim Adamının Romanı” dışındaki tüm metinlerde metin oynanarak yazılmakta, yazılarak oynanmaktadır. Metnin görev kıldığı yaşam biçimleriyle yükümlüdür kahramanlar. “Tutunamayanlar”da Turgut bu doğrultuda Selim Işık’ın anısı üzerinden yola çıkmıştır. “Tehlikeli Oyunlar”ın Hikmet’i bunun için bir gecekondu mahallesinde yaşamaktadır. Tüm metinlerde parodileştirilmiş türlerin yan yana dizildiği gözlenir. Şiirden nutka, mektuptan tekerlemeye, akla gelen tüm yazılı ve sözlü türler kakafonik bir düzlem üzerinde buluşmuş, birbirinin içine girmiş, hayatın ya da oyunun gerçeğini aramaktadır. Metinle oyun arasındaki mesafe kimi zaman açılır, yaşamın çok uzağında, iç dünyalarda dolaşan bir imgelem dünyası kurulur, kimi zaman da oyunla metin örtüşür, metnin sınırları ile oyunun sınırları ortadan kalkar ve yaşamın tam kendisi olur.  Bu örtüşme ânında, yaşam gerçekliği daha sıcak bir atmosfer içinde metne taşınmıştır.  

Basılı halini okuyabildiği son metni olan “Oyunlarda Yaşayanlar”, Oğuz Atay’ın tüm yazınsal geçmişinin harman yeri gibidir. “Kahramanı Coşkun’un ağzından  “tehlikesiz oyun” vurgusu ile “Tehlikeli Oyunlar”a, 60-64’ncü sayfalar arasında sıralanan parodik kitaplar arasına sıkıştırılıvermiş “Zavallı Selim” adı ile Tutunamayanlar’a göndermeler yapılır. Parodik şiirler (Oyunlarda Yaşayanlar, s 49), parodik nutuklar (Oyunlarda Yaşayanlar, s 51) oyunda cirit atmaktadır. Sayfalar boyu sıralanan uyduruk kitap adları ile bir edebiyat groteski, kitaplar karnavalı oluşturulmuştur. Oyun içinde ikişer kırılmayla yeni açılmalar oluşur; oyun içindeki oyun, bir kahramanın kendi iç benliğinde üçüncü bir oyun perdesine açılır. “Oyunlarda Yaşayanlar”ın sahne gerisinde farklı bir sahne perdesi, onun arkasında da farklı ve yeni bir perde vardır. Her sahne kendi oyununu oynamaktadır. Bir kahraman yeri gelir aynı metni paylaştığı başka bir kahramanı oynamaya, onun adına da konuşmaya başlar. Sahnelerden birindeki konuşma başka bir sahneye aktarılıvermiş olur.

Oğuz Atay anlatıcısı, dil oyunlarını, derlediği, çoğalttığı imgelem dünyasında, kişilerin başına gelenlerden çok ruhsal dünyadaki etkilerini izleyerek, karga seslerine benzeyen, düzen verilememiş bir kakafoninin yer aldığı alaysamalar zinciri üzerinde sürdürür. 

 

(DEVAMI YAZARDA)