ORHAN PAMUK -KARA KİTAP: TÜRK EDEBİYATINDA MODERN EPİK ADIMI

Modern ve epik sözcüklerini büyük bir kuvvetle bir araya getiren, “dünya metinleri” dediği bir grup yapıtı “modern epik” kavramıyla ilk kez adlandıran İtalyan edebiyat kuramcısı Franco Moretti olmuştur.  

Modern Epik adlı yapıtının ilk sayfalarından başlayarak, Faust, Moby Dick, Bauvard ile Pecuchet (T. Yücel’in Bilirbilmezler çevirisi) , Nibelungların Yüzüğü, Ulysses, Kantolar, Çorak Ülke, Niteliksiz Adam, Yüzyıllık Adam adlı yapıtları sıralar; bunlar sıradan eski kitaplar değil, dev yapıtlar der Moretti. Modern Batı’nın uzun araştırmalara uğrattığı ve içlerinde kendi gizini aradığı kutsal metinler diye de ekler...

Modern epik kavramını oluşturan düşünce hangi temele dayanmaktadır?

Moretti’ye göre, adını saydığı “dünya metinleri” aynı zamanda Darwinizm’in morfolojik kusurlulukla işleyen yaptakçı (brikolajcı) yapısal özelliklerini de taşırlar. Böylesi yapıtlara dayanacak bir edebi tarihin iki başlı eleştirmenlere gereksinim duyduğunu vurgulamaktadır Moretti. “Nasıl”la uğraşmak için yarı-formalist, “neden”le uğraşmak için yarı-sosyolog… “Kısacası yarı yarıya” (Franco Moretti, Modern Epik, Çeviren: Nurçin İleri, Mehmet Murat Şahin, Agora Kitaplığı, Birinci Basım Ağustos 2005, s. 7). Sosyologla formalistin anlaşabilmesi için, sosyologun edebiyatın toplumsal tarafının onun formunda yattığı ve formun ise kendi yasalarına göre geliştiği fikrini kabul etmesi, formalistin de, kendi payına edebiyatın büyük toplumsal değişimleri takip ettiği, tarihin koyduğu problemleri çözmeyi kendine sorun edindiği gerçeğini görmesi gerekmektedir. Hayat ile form, tarih ile retorik arasında oynanan bu akıl almaz satranç, süregiden modernist çoğulluk ve eşitsizlik, kusurluluk üzerine oturacaktır.   

“Dünya metinleri”, Moretti’nin deyimiyle “fosillerde geleceği yaratmak” göreviyle karşı karşıyadır.

Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ı, Moretti’nin “Modern Epik” kavramı ile dünya edebiyatının evrimci sıçrama anlarına oturttuğu yapıtlarla koşutluklar taşıyan, Türk Edebiyatı içinde ayrıcalıklı yer tutan bir yapıttır. “Boğazın Suları Çekildiği Zaman”dan “Galip’in Bugünkü Rüyası”na, “Bedi Ustanın Evlatları”ndan “Birisi Beni Takip Ediyor”a,  “Şemsi Tebrizi’yi Kim Öldürdü”den  “Kendim Olmalıyım”a, “Keşf-ül Esrar”dan “Kahramanı Benmişim”e, kendi zamanı için bütünlüklü olmaya çalışmış “epik” yapıtların bugüne taşınmış parodileştirilmeleri ile bugünkü parçalı dünya arasında mekik dokuyan bir imgelem serilmiştir Kara Kitap’ın satırlarına. 1980 öncesinin küçük sol gruplarından Bektaşi tarikatlarına, Hacı Bektaş-ı Veli’ye, oradan Şamanistlik kaynaklarına, Osmanlı Devleti’nin kuruluş felsefesine uzanır imgelem. Orhan Pamuk, uçsuz bucaksız, zamanda ve uzamda durulması, durdurulması olanaksız, müthiş değişken bir kronotop kurmayı başarmıştır. Coğrafya ve zaman gezinmeleri içinde kimi zaman nedensellik ilişkileri kurulabilen olgular arka arkaya sıralanırken, kimi zaman da paradoks anlamlar yaratan tek yönlü bir alegoriyle anlam kaymaları yaratılmaktadır.

R. Gottschell’in “(Faust), piyano tuşları üzerinde atlayıp zıplayan bir kedidir” betimlemesi düşünüldüğünde (Modern Epik, s. 67) Kara Kitap’ın “Modern Epik” kavramı ile taşıdığı koşutluklar daha bir görünür duruma gelecektir. Orhan Pamuk’un özel söyleşilerinde kendisine en çok benzettiği kahraman ve karakteri olan Galip, ortalıktan birlikte kaybolan karısı Rüya ile onun üvey ağabeyi Celâl’i ararken, Mecnun’un Leyla arayışı, kuşların kendi tanrılarına varma yolculuğu, Şeyh Galip’in aşkı uğruna ateşten denizde eriyen mumdan gemi metaforu gibi, arayış sonuna yaklaştıkça kendine varışın, çoğul teklikte, bütünlükte birlikte oluşun ruhani hazzının coşkusunu da yaşamaktadır. Bir gazetede köşe yazarı olan Celâl’in tarihten tarihe coğrafyadan coğrafyaya gezinen düşünce ve imlem dünyası, kitabın yazarına müthiş bir brikolaj olanağı sağlamıştır. Moretti’nin adını andığı diğer yapıtların hiçbirisinde bunca çeşitlenme, dallanma, sıçrama bulunmamaktadır. Kara Kitap’ın diğer bir özelliği de, tarihsel metinler üzerinde yaptığı gezinmelerin Bauvard ile Pecuchet’te olduğu gibi, diğer metinler üzerinde saflığa ve aptallığa karmış yüzeysel bir not tutma, Ulysses kahramanı Bloom’un bilinç akışında kaba ve ortalama bir kültürün kırıntıları ile yetinme şeklinde olmaması, güçlü bir parodileştirme perdesi arkasında derinlere iniliyor olduğu duygusunu sağlamasıdır. Bu yapısıyla, çoğul uyaran karşısında bunalmış benliğin parçalanmasını, yüzeyselleşmesini, seslerin bir çeşit kakafoniye dönüşmesini gerekli kılan modern anlatıdan çok epik yanın ağır bastığı bir metin gibi durmaktadır Kara Kitap.

Bir tür metaroman yapısı, üstkurmacanın gerçeklikten uzaklaştıran öngörüsü ile de el atılan alanlardaki ayrıntıların serimlenmesi okur için zikzaklı, değişken bir duruşu gerekli kılmaktadır.

Çoğul yapı içinde estetik, bilimcil, tarihi ve etik tartışmalar baştan sona sürüp gider. Estetik kayfı hep ön planda tutulur. Hegelci bir kavramsallıktan, okurun kolayca ulaşabileceği bir bütünsellikten oldukça uzakta, algı ve yaratma çabasını birlikte taşıyan bir yapıttır Kara Kitap.    

Orhan Pamuk, Anadolu tasavvuf edebiyatının başyapıtları sayılabilecek Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk’ı, Mevlâna’nın Mesnevi’si, Feridüddin Attar’ın Mantık-ül Tayr’ını parodileştirerek güncele aktarır, kahraman ve karakterlerine temsil ettirmeye çalışır. Fazlallah’ın kurucusu olduğu Hurufiliğin günümüz yorumları katılır tarihsel dokuya. Hem Hurufiliğin günümüze uzanmış izdüşüm ve sıçramalarında hem anılan tasavvuf temelli yapıtların kendi içlerinde de modern çağı andırır süreksizlikler olduğu bilinir. Bu yapıtlar, tarihin belli bir aşamasında “olup bitmiş”, sonlanmış bir imgelem üzerine dayanmazlar. Tasavvuf düşüncesinin kendisinde de olduğu gibi, bir ayakları Doğu mitolojik düzeninin iki yöne birden işleyebilen “birden çıkan ikilik” düşüncesinin ürünüdürler. Bu noktada, tasavvuf ve tekke kültürünün halk kültürüyle, zamanının inanç sistemleri ve birey yorumlamalarıyla koşutluklar taşıdığını vurgulamakta da yarar vardır. Tasavvuf kültürü, seçkinci Divan Edebiyatı’ndan çok grotesk halk kültürüne yakın durur. Yıldız Cıbıroğlu yorumuyla, Hurufiliğin ve Divan Şiiri’ndeki harf simgeciliğinin temellerini Sümer Uygarlığı’na kadar götürebilmek olanak içindedir (Yıldız Cıbıroğlu, Batı Kültürünün Kale Gibi Ağı başlıklı yazı, Adam Sanat dergisi, sayı 228, Ocak 2005). Aynı durum Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk’ında mumdan gemi ateşten deniz imgesiyle, Attar’da kuşlar tanrısını ararken aynadaki kendi görüntüleriyle karşılaşan Simurg uçuşlarıyla koşut olarak yinelenir.

Moretti’nin bir çağa adını verdiği, ilk büyük “modern epik” yapıt olarak andığı Faust’ta işlev değiştirme öğesi olarak Mefistofeles rol almıştır; Kara Kitap’ta kimi şeytani kimi etik kaygılarla dolu yazılar yazan köşe yazarı Celal görür aynı işe… Galip’in İstanbul güncesi ile Celâl’in epik yolculukları birbirinden ayrı parçalar halinde uzayıp giderken zaman zaman birbirine dokunur, zaman zaman saçmalık derecesinde anlam aykırılıklarında birbirinde uzaklaşır.

Kara Kitap başkahramanı Galip, karısı Rüya ve köşe yazarı, akrabası Celal’in (Mevlâna Celaleddin’e gönderme…) peşinde çıktığı yolculukta, İstanbul güncelinden tarihi doku içindeki grotesk halk kültürü imgelerinin yoğun karanlıklarına girip çıkacaktır. Dante’nin “Divina Commedia”sı, ölüler diyarı ile bugün arasında gidip gelmelerin ortaçağa damgasını vurmuş ölümsüz yapıtı olarak yol gösterecektir Kara Kitap’a. “Boğazın Suları Çekildiği Zaman”, “Bedii Usta’nın Evlatları”, “Merih Manken Atölyesi” betimlemeleri, karanlık apartman boşluklarına yönelmiş imgelem, Rabelais romanını andırır grotesk imgeler üretmektedir. Ölümle yaşam arasındaki tüm sınırlar yok edilmiş, grokeskin yenileşirici, değiştirici gücü tarihin yeraltına ve karanlıklarına düşmüştür… Lütfi Akad’ın “Vesikalı Yarim”i, gelgitli yapı içinde gününün popüler “sanat – estetik – beğeni” dünyasının bir izdüşümü olarak iner metne.

Moretti, Hegel’in Estetik’ine göre, “devletin, hukukun, işbölümünün, iktidar ayrımının var olduğu böyle bir dünyada ‘toplumsal tümlük’, tek bir kahramanın eylemiyle dışa vurulamaz artık” (Modern Epik, s. 164) yaklaşımını anımsattıktan sonra dünya metni olarak andığı yapıtlardaki kahramanlar arası ilişkilerin niteliğini serimler. Goethe’de edilgen ve masumiyet retoriğine sığınmış Faust ile hiperaktif Mefistofeles, Melville’de düşünen Ishmael ile zalim Ahab arasında, Wagner’de ‘sözleşmelere bağlanmış’ Wotan ile yenilmez kılıçlı Siegfried arasında, Flaubert’te geri seken ansiklopedik tembellik ile kurulmuş ilişkiler toplumsal tümlüğe yönelir. Edilgenlik, dalgınlık, reklâmcılık imgeleri, bilinç akışı içinde dünya tüketiminin gerçek büyük dünyasını taşıyan Bloom’la Faust yüzyılından sonra Ulysses yüzyılı başlamıştır. Kara Kitap’ta nereye gittiği, ne yaptığı belli olmayan, ama gazetesinde yazıları yayınlanmaya devam eden, tarih sayfaları ve güncel politika içinde toplumsal geçmişle bugünü bir arada tutmaya çalışan Celal’le, Celâl’i izlerken İstanbul güncelini yaşayan, bir yandan da Celal’e düşünsel alanda kimi yaklaşıp kimi uzaklaşan, böylece çoğulluğa ve tümlüğe ulaşmada yeni bir olanakla donatılmış olan Galip arasındaki ilişki, ikili bir işlevle metin kurucusu olur... Celâl’in gazete yazılarıyla arka arkaya gelen tarihsel arka plan ve düşünsel tartışma alanları karşısında Galip’in tarzı da belirli bir edilgenlik içerir. Süreç içinde ulaşacağı yer, Celâl’in boşalttığı yeri doldurmak olacaktır. 

Kimisi kurmaca, kimisi bilinen güçlü tarihsel metinlere dayanmış Orhan Pamuk brikolajcı parodileştirici yazınsallığı, otuz altı ayrı yapıtla güncelin süreksizliğine ulaşır. Kara Kitap, otuz altı epigrafa tutunmuş bir “Modern Epik”tir… “Edebi evrimin kusurluluğuna – bu kez, epik formun kendine has zorluğuyla katlanmaşı olarak – geri döndük. Epik, Homeros’tan itibaren, toplumun kendi kültürünün hakiki bir ansiklopedisi işlevini görmüştür: özünün ve temel bilgisinin deposu.” (F. Moretti, Modern Epik, s. 41) Kara Kitap padodileştirmeyle harman edilmiş, birbirine eklemlenmiş koskoca bir ansiklopedinin özeti gibi değil midir?

“Yeninin geçmişten yaratılması… (…) Tıpkı yaptaktaki gibi: eski materyaller, yeni muamele. Sonuç ise müphem bir sicil; Fuar ile arkeoloji, hicve özgü indirgeme ile akademik ciddiyet arasında orta yoldur. Daha önemlisi, nedir: klasik figürlerin gelenekçe sabitlenmiş ‘nesnel’ anlamları mı, modern kahramanın dolayımladığı ‘öznel’ yeniden yorumlamaları mı? ‘Bunlar düşler midir’, Peneios’ların yanında Faust şaşırır, ‘bunlar hatıralar mıdır?’

Düşler mi hatıralar mı? Goethe cevaplamaz, çünkü ikisi birdendir; bu iç içe girmenin ilk sonucu, Faust’un bir haçlı şövalye kılığında Yunanlı Helen’e uyaklı şiiri öğrettiği üçüncü perdenin adı çıkmış pastişinde doruğa varan tarihsel anlamın korkunç değer kaybıdır.(…) Bu, aynı zamanda, Ernst Bloch’un ‘eşzamansızlık’ dediği paradoksal ilişkiler düzeninin mükemmel örneğidir: pek çok birey, aynı dönemde yaşasalar da, kültürel ya da siyasal bakış açısından farklı çağlara aittirler.” (F. Moretti, Modern Epik, s. 46-47).

Faust’a yönelmiş bu Moretti çözümlemesi, bizi bir anda bir Kara Kitap eşzamansızlığına, “müphemliği”ne götürür. Eckerman’ın “Faust’un tüm temel sahneleri” için söylediği ve Moretti’nin alıntıladığı: “…her biri kendi içinde tamamlanmış küçük bağımsız dünyalardır; hepsi birbirine dayansa da, birbirleriyle nadiren temas kurarlar. Şairin öncelikli amacı, çoğul bir dünyayı tasarlamaktır; bunun için, ünlü bir kahramanın hikâyesini, kendisi her ne isterse dizeceği bir iplik olarak kullanır. Goethe, ‘tamamen haklısınız’diye karşılık verir…”  epizotuna koşut olarak, Kara Kitap’ın kahramanı Galip, ya da paradoksal bir anlatımla, izini sürdüğü Celâl, sadece bir iplik işlevi görürler: parçalar birbirin iğretice de olsa tutturulmaya çalışılmıştır.

Thomas Mann’ın Wagnerci kosmozun ikili optiğine yaklaşımını, Wagner sanatını ‘entelektüalizm ile mit karışımı’ olarak değerlendirmesini, onun ‘traji - komik bir paradoks’ yaratmış olduğunu  anar Moretti ve buradan yola çıkarak dünya metinlerinin genel bir özelliğini vurgular: “Yine de bu başarı, aynı zamanda Faust’tan Ulysses’e bütün dünya metinlerinin saklı (ve boşa çıkmış) arzusuydu: toplumsal tümlüğe hitap ederken, toplumsal tümlüğü temsil etmek. Yenilikçi ve popüler, karmaşık ve basit, dolaylı ve dolaysız olabilmek: avangard keşifle kitle kültürü arasındaki büyük yarığı kapatmak.” (F. Moretti, Modern Epik, s. 122). İşte Kara Kitap’ın Alâaddin’in dükkânındaki dergi kapaklarından Vesikalı Yarim filminin düşlemsel sahnelerine, Mevlâna’nın Şam sokaklarındaki gezintisine, askeri darbeleri sezebilmek için günlük olaylarda Hurufiliğin ince sırlarının bilincine ulaşma kaygılarına uzanan Kara Kitap serüveni. Toplumsal tümlüğü kapsamaya, temsile yönelmiş, avangardla kitle kültürü arasındaki büyük yarığı parçalarıyla doldurmaya çalışan koca bir brikolaj… “Anıtsal amatörlük… Biliyoruz ki, sadece Wagner’de rastlanmaz buna, aslında bütün modern epiklerin projesi –ve sorunu- budur: tarihin böldüğünü; bilgiyi, etiği, dini, sanatı; hikâyeyi, dramayı, lirik şiiri; edebiyatı, müziği, resmi yeniden birleştirme arzusu.” (F. Moretti, Modern Epik, s. 123).

Moretti, dünya metinleri olarak tanımladığı ve “Modern Epik” ile adlandırdığı metinlerin bileşik gelişmelerin hüküm sürdüğü coğrafyalar konumuna bağlantılı olduğu savındadır. Modern epik formun çoğu başyapıtını merkezin görece homojen devletleri yerine bileşik gelişmenin egemen olduğu yarı – perifer açısından tipik bulur... “Goethe’nin (ve erken dönemdeki Wagner’in) bölünmüş Almanya’sında, Melville’nin Amerika’sında (Pequod: kana susamış avcılık ve endüstriyel üretim); Joyce’un İrlanda’sında (işgalcisiyle aynı dili konuşan bir koloni) ve Latin Amerika’nın belirli bölgelerinde. (F. Moretti, Modern Epik, s. 56-57)...  Anadolu yüzlerce, hatta binlerce yıldır yarı – perifer egemenliğinde bir coğrafya değil midir? Moretti homojen, merkezi egemenlikleri (İngiltere, Fransa…) roman türü için uygun bulur. Romansal süreç, aynı zamanda çokseslilikten teksesliliğe geçişin serüvenidir Moretti’ye göre. Demokrasi, teksesliliğe, yüzeyselliğe doğru bir evrilmeye aracılık etmiştir.

Modern Epik kavramı ile Bahtin’in “çoksesli roman” anlayışına yeni bir bakış açısı getirmiştir Moretti. Bahtin’in “merkezcil epik, merkezkaç roman” anakritik ayrıştırmasının 18. yüzyıla kadar geçerli olabileceği görüşündedir.. Moretti’ye göre, on dokuzuncu yüzyıl romanından itibaren ulus-devlet merkezine ilişen taşra-başkent diyalektiğiyle romanın merkezkaçın ters yönünde devindiği savını öne sürer. Ona göre roman, çoksesliliği beslemekten çok onun zorla indirgenmesine dayanmaktadır. “Kısacası, Bahtin’in izniyle” der, “modern Batı’nın çoksesli formu, roman değildir, olsa olsa dünya sisteminin heterojen uzamında ihtisaslaşan ve onun pek çok farklı sesine uygun bir zemin sağlamayı öğrenmek zorunda kalan, epiktir.” (F. Moretti, Modern Epik, s. 65). 

Dünya Metinleri’nden Faust’ta Bahtin’in eleştirel ve zekice olan diyalojik çoksesliliği yerine, sadece akıl almaz bir gürültü patırtı bulur Moretti. “Durmadan, birbirine ilgi göstermeden konuşan sesler, Faust İkinci Kısım’ın neredeyse her yerinde olduğu gibi ya da Moby Dick’in ‘Geceyarısı Başkarası’nda ya da Aziz Anthony’nin Günaha Daveti’nin Sapkınlar Bazilikası’ndaki gibi… Kara Kitap’ta tarihi bir bütünlük içinde temsil etmeye kalkışmış Hüsn-ü Aşk, Mantık-ül Tayr, Mesnevi, hurufilik yorumları ile İstanbul sokakları, gazete köşe yazarlarının birbirine değmeyen, dokunmayan temaları birbirini dinlemeden konuşuyor gibidirler. Moretti, “Roman kendi çoksesli göstergelerini kendisi yaratırken modern epik elimizin altındakine yeni ve çoğul anlamlar katar” diyor Moretti. Kara Kitap’ın epigraf olarak andığı otuz altı yapıtta önceden var olduğu öngörülmüş anlam boyutu, Kara Kitap’la yeni alanlara açılır, anlam genişlemesi, çoğalması, sıçranması, hatta paradoksal anlam bozulmaları yaşanır. 

(DEVAMI YAZARDA)