TAHSİN YÜCEL / YALANLANAMAYAN BİR YALAN

YALANLANAMAYAN BİR YALAN*

 

            Belki bir düşlem...  Yüzeyinde günün ışıdığı, derinleştikçe kat kat gölgelerin oynaştığı duru sularla yüklenmiş bir gölün üstündesiniz. Suyun aynasında önce kendinizle bakışıyorsunuz. Daha dikkatle yöneldiğinizde sudaki yüzünüze, küçük kıpırtıların, dalgacıkların derinliğinde, kendi benliğinizin arkası sırlı bir aynada göremediğiniz uzak köşelerinin ışıdığını ayrımsıyorsunuz. Merakınız büyüyor; yansınızla birlikte su boyu yürüyorsunuz. Siz yürüdükçe, kat kat, ışık ışık akıyor altınızdaki sular. Çevrenizdeki doğa, durmaksızın devinen yaşam, çocukluktan ilkgençliğe, oradan olgunluğa, yorgun yaşlılığa giden insan ömürleri geçiyor önünüzden.

            Hayır! Suyun yansısındaki görüntüler, sizin bildiğiniz, çıplak gözle gördüğünüz, gerçeklik sandığınız dünyadaki gibi değil... Yaşam ve nesneler, yeni bir biçimde, ayrı bir özde yeniden yapılmış, yeniden yapılanmış... Kimi yerlerdeyse bir gizleme, örtme çabası seziyorsunuz. Suyun aynasında gördüklerinizle göremedikleriniz, bilinçli, anlamlı ayrı bir birlik, özel bir ilişki içinde yansıyıp size ulaşıyor.

            Sonra, yeni bir duygu doluyor içinize... Kendinizi bir gölün yüzeyinde değil de, koca bir kantarın üstünde gibi duyumsuyorsunuz. Bir yandan yansımaları, ışıklanmaları izlerken, bir yandan da suyun üzerinde tatlı bir salınımla tartılıyorsunuz. Bildiklerinizi, bilemediklerinizi tartıyor su; öğrenmek istediklerinizi, unuttuklarınızı, ulaşamadıklarınızı, düşlediklerinizi, sustuklarınızı...

            Bir süre yol aldığınızda, suyun kat kat derinleşen, sizden uzaklaştıkça buğulanan diplerinde, başka bir yüzün, o yüzde anlamlanan bir ruhun da sizi izlemekte olduğunu anlıyorsunuz. Gölü de sizi de, tüm gördüklerinizi, algıladıklarınızı da size gösteren, anlatan, bir yandan yaşamı da sizi de tartan, tüm bunları kâğıda aktarıp yazan, o dipteki yüz... Adım adım, an an izliyor sizi. Yazarınızla bakışıyorsunuz!

            "Yalan", yalanla kurulmuş bir düşlem gezintisi... Yalanlanamayan yalanlarla, yalın bir

            *8. Bursa Edebiyat Günleri'nde bildiri olarak sunulmuştur.

 

anlatımla en karmaşık olanı açıyor size. Saydamlıkları, kırılganlıkları, karmaşıklıkları, bulanıklıkları birlikte taşıyor, en yumuşak bedencil yönelimlerden en zor bilim sorunlarına, kuramsal göstergelere kadar uzanıyor. Hem çok rahat okunan, hem rahatsız eden, kendi içine olduğu kadar kendi dışına da yönelten, el uzatan, öncelikle de dili dile dolandıran bir roman.

            Hem kendi içinde kapalı bir yapıt okuduğunuz, hem adım adım yeni anlamlara, açılımlara iteleyen, geniş açılar sunan, bazı köşelere ipuçları bırakıp sonsuzluğa uzanan dolambaçlı bir yol... Yalan'da yalan olduğunu hiç yadsımayan bir kurgunun gerçekliğe yönelten gücünü seziyorsunuz. Yalan, yabancılaşma olmadan yaşam üzerine, kurgu olmadan gerçeklik üzerine felsefe yapılamayacağını, çoğul anlamlarla düşünülemeyeceğini anımsatıyor. Bilimin kavramlardan, terimlerden oluşmuş bunaltıcı göstergelerini, düş ve şiir uçkunluğunun rahatsız etmeyen düşsel imgelerine dönüştürüyor. Dilbilimin ve felsefenin insanı bir çizgi üzerinde yassılaşmaya, tek boyuta inmeye, ezilip büzülmeye zorlayan indirgemeciliğine, sanatsal bir çabayla, bir ışık prizması düşürüyor; katı gerçeklikler, fotonlarına, ışık parçacıklarına ayrışıyor, yeni boşluklar ve başka anlamlar doğuruyor. Göstergeden anlama, anlamdan göstergeye rahatça gidip geliyor, yaşamı ve kurguyu hem aydınlatılmış, hem üzeri gölgelerle örtülmüş duygulu bir su aynasına aktarıyor.

            Yalan, bir yandan yaşamı ve bilgiyi katmanlara ayırmaya, kesinliklere karşı çıkarken, bir yandan da ayrı ve kat kat okunma olanağı sunan bir roman.

            Yalan romanının ilk göze batan özelliklerinden biri de güçlü kişilik tanımlamalarıyla birden çok karakteri kahraman olarak benimsetebilmesidir. Önöyküden sonraki bölümde, romanın sanki ikinci bir yazarı ya da anlatıcısı çıkmaktadır ortaya. Önceleri kendini Tanrısal dirliği kurmaya adamışken ilk patronu ve çevresinde gözlediklerinde Tanrı'nın geçici de olsa madrabazlara bu dünyada birçok olanak tanıdığını görüp düşünce değiştirmiş, yansız bir gazete saymanı olarak gerçekliği arayan, yalansız bir dünya özlemindeki Bayram Beyaz, romanın asıl kahramanı Yusuf Aksu'yu adım adım izleyerek onu okura aktarmaktadır. Bayram Beyaz'la başlayan gerçeklik arayışı, Yusuf Aksu'nun cenaze töreninde ortaya çıkan yeni karakter Bayram Sarı'yla sürer. Roman, burada bir yandan kendi iç çemberini tamamlarken, bir yandan da arayışın bitmeyecek bir insan eylemi olacağını fısıldar. Beyazla sarının aynı şeyler olmadığını, kısır döngüyle ısrarın ayrımlarını göz önüne serer.   

            Yalan okuru, kendi seçkisi, düzeyi ve içinde yaşadığı topluma ilişkin kaygılarıyla kendi seçer hangi katta yürüyeceğini...

 

            1. Yalan Katı: Romanın en yüzeyel katıdır. Bu katın metaforu ve kahramanı, çocuk ve çocuksu, yalın insandır. Roman boyunca, çocukluğun ilk anımsanan dönemlerinden, yaşamaktan usanmış yaşlı, umutsuz bir ihtiyar oluncaya değin çocuksu yapısı hiç değişmeyecek olan roman kahramanı Yusuf Aksu, hem kendini, hem genç yaşta yitirdiği erişilmez bir yetenek saydığı, hep ona benzemeye çalıştığı, dil kuramının yaratıcısı, kendi gibi yalansız bir dünya arayan Yunus'u barındırmaktadır benliğinde. Roman, en başından itibaren, çocuksu kahramanları aracılığıyla okurun acıma duyguları, koruma güdülerini açığa çıkarmıştır. Kahramanlarını okuruna kolayca benimsetmiş, onların ardından anlatı boyunca okurunu sürükleyip götürmüştür. Yusuf Aksu, bir çoğumuza çocukluğumuzdaki doyumsuzlukları anımsatan, korunması, kollanması gereken bir kişiliği tanımlamaktadır.

            Yaşlı ve sessiz bir adam olan babası o doğmadan üç ay önce rakı almaya çıkıp bir daha geri dönmemiştir. Annesi birden alıp beşinci sınıfa kadar götürdüğü tüm öğrencileri gibi onu da, Yunus'un "İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir" dizesi ya da dizeleriyle eğitmiştir. Eğitim, evdeki yaşamın da bir parçasıdır. Sokakta koşmak düşüp diz kanatmaktır, terliyken su içmek hastalanmaktır, kalem ucu çiğnemek hem mala hem cana zarar vermektir. Soğuktan, sıcaktan, gürültü, gevezelik ve devinimden uzak yaşanmalıdır. Yusuf'un annesine yönelebilecek tüm soruların yanıtı ansiklopedilerde olacağından konuşmayı sevmeyen Refika Hanım'ın gösterdiği adres, ömrünce Yusuf'un yaşamı öğreneceği, bir parçası olacağı ansiklopediler olacaktır. Yusuf, ilkokulu başarıyla bitirene kadar sokağa tek başına adımını atmamış, bir kez bile gezgin bir satıcıdan kendi eliyle bir tek şey satın almamıştır. Yaşamı boyunca tek okuduğu roman bir yalnızlık yapıtı olan Robenson Krüzo'dur. Dünyayı olumsuzluklarla adımlamaya başlayan Yusuf'a çevresindekilerle birlikte, hatta onlardan da önce okur sahip çıkacaktır. Arkadaşı Yunus Aksu'nun ölümünden sonra Yusuf'un annesiyle belki de Yusuf'un doğumundan önceye kadar uzanan bir ilişkisi olan Yunus'un babası tarafından büyütülmüştür Yusuf Aksu. Onun soyadını almıştır ve sıradan bir memur çocukluğundan malının mülkünün hesabını bilemeyecek bir varsıllığa ulaşmıştır; birçok olanağa kavuşmuştur.

            Yusuf, yalın, temiz yürekli bir insandır. Yunus'tan kalanlarla yaşarken bir kadirbilirlik, bir paylaşım duygusunu çağrıştırır, bir anıya saygıyı sürükler roman boyunca. Hep dilinin ucundadır dil kuramının kendine değil, ölen arkadaşı Yunus'a ait olduğu gerçeği. Kendine ve Yunus'a benzettiği, "Beşinci Murat"la yakınlaşıncaya, ona açılıncaya değin, bir türlü açıklama olanağı bulamaz bunu ve derin bir rahatsızlık duyar. Kendi yaşamıyla Yunus'un yaşamı iç içe geçmiştir. Zaman zaman kendi konuştuklarını Yunus'tan kalanlarla karıştırır. "Bunu ne zaman söylemişti?" diye sorar kendine... "Yoksa hiç söylememiş miydi?"

            Bu katın, okurun çocuksu ruhuna sunduğu diğer bir kurgu, iyi-kötü gerginliğidir. Romanın en itici karakteri olan kapıcı Tokatlı Müslüm, Yusuf'un üzerinde oluşturduğu egemenlikle günümüz toplumunda sıkça görülen bir kişiliği yansıtmaktadır. Yusuf'un tam tersinde tamamlanmış bir kişiliktir. O bir düzenbazdır, asalaktır, yalancı olduğunu hep gizleyen bir yalancıdır. Dünya malı tutkunu, çıkar için her kılığa girebilecek bir kötülük simgesidir. İyilerden yana, klasik, biraz da romantik bir çocuk romanını anımsatır Yalan'ın kurgusu. Bayram Beyaz'ı, onun da arkasından Çene Zeynel'i çıkarır Yusuf Aksu'nun yoluna. Tokatlı Müslüm, romanın sonuna kadar kendini ha yeniden çıktı, ha çıkacak dedirtecek kadar güçlü çizilmiş bir karakterdir. Okur, bu kaygısını okuma bitene kadar sürdürür...

            Toplumcu bir bakış açısıyla, insana olan inancın, geleceğe umutla bakışın ögelerini de bulabiliriz bu katta.  Birçok insan, elbirliğiyle Yusuf Aksu'ya yardım ederler. Yusuf Aksu'nunsa olanların çoğu umurunda bile değildir. Sürekli korunan, kollanan çocuksu bir ruhu yansıtır o. Karşı cinse yöneliminde bile çocukça bir duygu öndedir. Cinsel doyum, ya da vuslat değildir ilişkide öne çıkan.

            Ölüme yakın olduğu yaşlılık dönemlerinde bile Cemile kadının analık duygularını kışkırtan bir çocukluğun görüntüsüdür Yusuf...

   2. Yalan Katı: Bu katın sürükleyicisi, metaforu, yalansız bir yaşamı özleyen, romantik kişilikli, saf gönüllü, temiz yürekli, yalın kahraman Yusuf Aksu'nun kişiliğinde anlam kazanmış "alçakgönüllü kahraman insan"dır. Toplum karşısında bireyin konumunu sorgulayan, bireyin diğer bireylerle ilişkisi üzerine toplumbilimcil açılımlar sunan bir roman yapısı gözlenir bu ikinci okumada. Dostoyeski'nin Budala'sıyla neredeyse örtüşen bir izleğe oturur. 

(DEVAMI YAZARDA)