İSTANBULUN FETHİ"NİN 550. YILINDA İSTANBUL'U DÜŞÜNÜRKEN...*

"Barbar"lardan biriymiş gibi görünmemek için, daha o günden başlayarak kendi gibi olandan ayrı kalmayı ve üst olana öykünmeyi kimliksiz bedenine giyinmiş, Batı'dan kendine bakanlara maymunca benzemeye çalışmış bir aydın onursuzluğundan, bir aşağılık kompleksinden sıyrılabilenlere şaşıyorum İstanbul'u düşünürken...

            O "ele geçirme"nin sarhoşluğuyla, kendi soyuna, kendi halkına kendi diliyle yazmayı, kendi dilini kullanmayı çok görmüş bir saltanatın, kardeşkanını hak gören acımasızlığı ve inancı mızrak ucunda taşıyan iktidar hırsı esiyor üstüme...

            İstanbul'u düşünüyorum... Kendi varoluş bilincimde, başkalarının varoluş haklarına ne kadar saygılı olabildiğimi sorgulayarak... Benim gibi yaşamayan, benim gibi düşünmeyen, benim gibi inanmayanlara bakarken, onların bana nasıl baktıklarını görüyorum sanki.

            Hani o "öteki" diye bildiğimiz, yazınımızın değişmez nesnesini kendi öznemde arıyorum öncelikle; başkalarına ait olanı, kimi piyasa oyunlarıyla, kimi zor kullanarak, kanla, bombayla, çocukları, yaşlıları parçalayarak, aşsız, ilaçsız bırakarak "ele geçirme" oyunlarının sıkça oynandığı bir dünyada...

            Kendimi kendim gibi tanıyabildiğimde ve benim gibi olmayanı da sevebildiğimde, anlayabildiğimde ancak, özgürlüğümü ayrımsıyorum; İstanbul'u düşünmek dayanılmaz bir yaşam sevinci veriyor bana İstanbul'u düşünürken...

*Bu metin, İstanbul’un fethinin 550. yılında İstanbul Belediyesi’nin 550 edebiyatçının el yazısıyla çıkarmayı düşündüğü İstanbul kitabı için kaleme alınmıştır.