RIFAT ILGAZ VE GROTESK HALK KÜLTÜRÜ*

Anadolu kültüründe, gülmecenin ve gülmece türünün yapılanmasında önemli rol almış grotesk halk kültürünün ne kadar ağırlıklı bir yer tuttuğunu bilmeyen yoktur. Bir ayağını Şaman dönemden kaynak almış dramatik köylü oyunlarına, kuttörelere, değişik kültürel köklerin yan yana var olduğu kent doğuşlu Karagöz’den ortaoyununa çeşitli oyun geleneklerine basan bu kültür, Nasreddin Hoca, Keloğlan, Bektaşi anlatılarıyla, anlatı dili içinde de yüzlerce yıllık bir geçmişe sahiptir.

Ancak Cumhuriyet kuruluşundan sonra yazıda kendi diliyle kavuşma olanağı bulabilmiş Anadolu kültürü ana damarının, seksen yıllık kısacık bir tarih parçası içinde coşkulu bir yazınsal üretkenliğe kavuşmuş olmasının temelinde böylesi sağlam bir alt yapı vardır. Yazınsal biçemini, biçimini, içinde yaşadığı toplumun kültürel kökleriyle buluşturmayı başarabilmiş yazarlarımız, çokdillilik ve çoksesliliğin “hakikat sınamacılığı” yönünde işleyen söylem gücünü yazınsal poetikalarının ana yörüngesi yapmışlar ve hem kendi adlarını, hem yapıtlarını ölümsüz kılmışlardır.

      Çoksesli Batı romanı, Rabelais ve Dostoyevski romanları, grotesk halk kültürü üzerine ayrıntılı çalışmalar yapmış Rus edebiyat kuramcısı ve dilbilimcisi Mihail Bahtin’in yapıtları, bizim kültürümüzde yapılacak çözümlemeler ve incelemeler için de önemli ipuçları sağlamıştır. Bahtin’e göre çoksesli romanın ana kaynağı grotesk halk kültürüdür. Grotesk halk kültürü, kültürel alanda “karnaval geleneği” ile kendisini görünür kılar, kuşaklar arasındaki sürekliliği sağlar, yenileşmeye, değişime, dönüşmeye uğrar. Karnaval kültürü, Bahtin’in yarı ciddi yarı komik türler dediği türlerle de yazınsal alana katılır. Pagan dönemden başlayarak, antik kültüre, Rönesans kültürüne oradan da çoksesli Batı romanına ulaşmış yarı ciddi yarı komik türler, tarihsel yapı içinde çeşitli biçimlerle kendisini göstermiştir. Bu türlerin içinde, en çok adları duyulmuş Sokratik Diyalog  ve Menippos Yergisi’nin dışında, Sophron’un pantomimleri, Sempozyumcular’ın zengin edebiyatı, Khioslu Ion ve Kritias’ın ilk özyaşamöyküsel edebiyatı, risaleler, kır şiirleri gibi türleri de saymaktadır Bahtin…

      Bu türlerde metnin biçimine ve içeriğine sızmış karnaval öğelerini şöyle açımlıyor Bahtin:  “Bağdaştırmalı, debdebeli gösteri, hiyerarşi ve ayıbın ortadan kalktığı karnavalesk yaşam, sahnesiz, katılımlı karmaşa, sıcak, karşılıklı temas, tuhaflık, uygunsuz birleşmeler, saygısızlık, karnaval kralına şaka yollu taç giydirme ve tacı alma; dünyevi otoriteyle alay edip onu küçük düşürme, kendisini yenilemeye zorlama, yüksek/alçak, genç/yaşlı, üst/alt, hamile olan ölü gibi ikicikli imgelerin kullanımı, giysilerin ters giyilmesi, başa geçirilen don ya da pantolon, şapka yerine tas, yok eden ve yenileyen ateş, parodinin karnavalımsı doğası, her şeyi eğip büken bir aynalar sistemi...  (M. Bahtin, Dostoyevski Poetikasının Sorunları, s.  186-190)

      Bahtin’in grotesk halk kültürünün yazınsal alana taşınmasında çok önemli bulduğu yarı komik-yarı ciddi türlerle ilgili çalışmaları göz önüne alındığında, bizim kültürümüz ve kendi dönemi içinde Rıfat Ilgaz adı örnek bir seçim gibi durur.  Sarı Yazma, Karartma Geceleri, Karadeniz’in Kıyıcığı’nda gibi gülmecenin geri planda kalmış göründüğü yapıtlar dışında, çoğunluğu açıktan patlayan bir kahkahayla yapılanmış birçok ürün vermiştir Rıfat Ilgaz. Hababam Sınıfı gibi içerdiği halk kültürü grotesk imgelemiyle gücünü her gün bir kez daha gösterebilen bir başyapıt dışında, Hababam Sınıfı’nın çeşitli alanlarda yenilenen serüvenleri, Pijamalılar, Hoca Nasreddin ve Çömezleri, Meşrutiyet Kıraathanesi, Apartıman Çocukları gibi romanlar, Çalış Osman Çiftlik Senin, Nerede O Eski Ustalar, Sosyal Kadınlar Partisi, Rüşvetin Alamancası, Donkişot İstanbul’da, Radarın Anahtarı gibi öykü kitaplarını, Hababam Sınıfı oyunlarını, gülmecenin önde olduğu birçok çocuk romanını sayabiliriz…

      Rıfat Ilgaz’ın yazın dünyamız içindeki yerini, özellikle de grotesk halk kültürünün yazınsal alana taşınmasıyla ilgisi üzerine bir değerlendirme yaparken Markopaşa adlı haftalık gülmece gazetesini ve ardıllarını anmadan geçmenin doğru olmayacağı kanısındayız. 1946 – 1950 yılları arasında Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’ın çabalarıyla çıkarılan Markopaşa, Sabahattin Ali’nin öldürülmesinden ve yasaklamalardan sonra Hür Markopaşa, Yedi Sekiz Hasan Paşa, Malumpaşa, Merhumpaşa gibi adlarla da yayın yaşamını sürdürmüştür. Gülmece dergilerinde yazıişleri müdürlüğü yaparak önemli görevler üslenmiş Rıfat Ilgaz, Adembaba adlı dergiyi de tek başına çıkarmış ve buradaki yazılarından ötürü yargılanıp hüküm giymiştir.

      Makro Paşa 60.000 günlük satışla inanılmaz bir tiraja ulaşmıştır. Asım Bezirci, dönemin Türkiye nüfusu, Cumhuriyet Gazetesi’nin günlük 17.000’lik gibi satışlarını göz önünde bulundurularak bu rakamın doksanlar Türkiyesi için yaklaşık 500.000’e denk düşeceğini söyler. (Asım Bezirci, Rıfat Ilgaz, s. 44)

      Makropaşa’nın bir sayısından yapılacak bir alıntıyla, Bahtin’in karnavalcı gelenek üzerine söyledikleri bir kez daha yaşam bulur:  

“Radyo programı:

-Sabah-

6.30- Sabah ezanı, Necip Fazıl tarafından

7.00- Esneyerek uyanma: C.H.P. korosu

7.30- Hamdullah Suphi, Şemsettin Yeşil ve Necip Fazıl tarafından ilahiler. Üç acaip sesle.

8.00- Mekke’de sabah operasından bir arya. Beste: Kısakürek, okuyan solfat tiztenor Hamdullah

-Öğle-

12.00- Nazari donanma talimleri.

13.00- Amerikancı taklit.

-Akşam-

18.00- Altın kaplamalı saatlerin ayarı. Adi marka saatler başlarının çaresine baksınlar.

18.05- Torunum, dadım ve ben: Fatay tarafından monolog.

18.15- I love you 150 milyon: Recep Peker tarafından.

19.00- İngilizvari, Amerikanımtırak ve Almanımsı ajans haberleri.

19.30- You are always lu zıy cüzdan. Mister Yalman tarafından.

19.45- Yakında İstanbul’a demir atacak olan Amerikan donanması hakkında iğneden ipliğe malümat. Tatlı su amirali Abidin Daver tarafından.

20.00-My darling Recep C.H.P. temsil parmağı tarafından.

20.30- Arapça’dan Türkçe’ye sesli.

21.00- Mali ve mandavi marşlar.

23.00- Pekerist ninniler ve Radyopalas kepenklerinin inişi.

Muvafıklar! Şen ve esen kalın” (28.04.1947- Sayı 19, anan ODTÜ Halkbilimi Dergisi, 2005/1, sayı 19)

Aynı dergiden bir duyuru:

“Büyük bir ilim adamımızı kaybettik:

Merhum, tahsilini hukuk fakültesinde ikmal edip, oradan tüccar olarak mezun olmuş, muhtelif hastanelerde ihtisasını yaparak uzun müddet Haliç vapurlarında çarkçı başlığı yapmış, bilahare Istanbul darülfünununda astronomi kürsüsünü selahiyetle idare etmiş, daha sonra siyasi hayata atılarak, C.H.P. tarafindan mebus tayin edilmiş, Ankara üniversitesinde uzvi kimya okutmuş, aynı zamanda H.O.P.T.A.Ş. idare heyeti riyasetinde ve Dil kurumu uydurca kolu azalığında bulunarak devlete, millete hizmet etmiştir. Merhum son vazifesi olan kaldırım mühendisliğini büyük bir vukuf ehliyetle idare etmekte iken, bir mali kriz sonunda vefat etmiştir.

Merhumun; “Hamsi balıklarını kara turpla semirtmek” adlı tıbbi bir eseri, Türkçenin aslı İngilizce, İngilizcenin aslı güneşçe, güneşçenin aslı faslı yoktur” adlı beynelminel bir tezi, “Mübaşirlerin kısa pantolon giymeleri adli esastır” isimli muazzam bir şaheseri ve bine yakın telifatı mevcuttur. Bundan başka yabancı dillerden eski Türkçe’ye çevrilmiş eserlerden yeni Türkçe’ye yüzlerce tercümesi vardır.

Bütün ilim adamlarımıza taziyelerimizi sunarız.”

 (Markopaşa, 21. 04. 1947, Sayı: 18; anan: ODTÜ Halkbilimi Dergisi, 2005/1, Sayı: 19)

 

Edebiyatımızın Anadolu grotesk halk kültürüyle ilişkilendirilmesinde çok önemli bir yeri vardır Rıfat Ilgaz’ın. Toplumsal karmaşaya karnavalcı bir gülmeceyle yaklaşıp yeni ve yaşanası dünyaların temelini kurmuş bir kurmaca ustasıdır aynı zamanda.  Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın İstanbul yerleşkesinden, kentleşmiş boyutundan yazınsal alana taşıdığı halk kültürü, Rıfat Ilgaz’la Anadolu’nun özüne kavuşmuştur.

Gülmece edebiyatında Rıfat Ilgaz adıyla birlikte Aziz Nesin de anılmalıdır elbette. Rıfat Ilgaz’ı Aziz Nesin’den ayıran özelliği, Anadolu toprağına daha yakın duruşu ve karnaval kültürünün özünü oluşturan oyun ve oyunculuk kavramının onda daha canlı bir görünüm kazanmış olmasıdır.  Hoca Nasreddin ve Çömezleri adlı yapıtında dolayımsız olarak karnavalcı sözlü kültür geleneği üzerine düşürür yaratıcı imgelemini. Hababam Sınıfı, Don Kişot İstanbul’da, Dördüncü Bölük ve daha birçok yapıtı hem biçimsel, hem biçemsel olarak neredeyse herkesin katılımcısı olduğu bir karnaval sahnesinde yaşanmaktadır.  Hollandalı tarihçi Johan Huizinga (1872- 1945)’nın Homo Faber (yapımcı insan) ve Homo Sapiens (düşünür insan) ikilisinin karşısına çıkardığı Homo Ludens’in (oyuncu insan) insanı tanımlamadaki başarısı, Rıfat Ilgaz ve onun oyuncu yapıtlarıyla yaşama geçmektedir sanki. Huizinga’nın oyunun kültürden önce geldiğini, kültür biçimlerinin doğuşunu belirlediğini göstermesi, halkbilimci Metin And tarafından da çok önemli bir bilgi ve kültür açılımı olarak değerlendirilmektedir.

Yalnızca Hababam Sınıfı’nın kendisi bile, tek başına Rıfat Ilgaz’ın grotesk halk kültürünü, onun karnavalcı özünü ne kadar iyi kavramış olduğunun en açık göstergesi sayılabilir. Hababam Sınıfı’nın tüm kahramanları takmaca adlarla, lakaplarla anılırlar: İnek Şaban, Kel Mahmut, Tulum Hayri, Sidikli Turan, Yavşak Şadi, Badi Ekrem, Öküz Kont, Sansar Behçet, Susak Cafer, Hayta, Palamut Recep, Güdük Nemci, Domdom Ali… “Burada Rabelais’nin sözlü biçeminin dikkat çekici bir özgüllüğüne değiniyoruz: Onun özel ve cins adları arasında, modern edebi biçemde görmeye alışık olduğumuz gibi kesin bir ayrım yoktur. Bu, özel ve cins adları ayıran çizgilerin belirsizleşmesinin, övgü-sövgünün bir takma ad altında ifade edilmesi gibi bir amacı vardır. Başka bir deyişle eğer bir özel ad, sahibini niteleyecek şekilde açık bir etimolojik anlama sahipse, artık bir özel  ad olmaktan çıkar, takma ad olur. Bu takma adsa asla tarafsız olamaz, zira anlamı, olumlu veya olumsuz olsun mutlaka bir değerlendirme barındırır. Takma adların hepsinde bir övgü-sövgü nüansı vardır.” (Bahtin, Rabelais ve Dünyası, s. 493).

Hababam Sınıfı’nda da diğer gülmece ağırlıklı yapıtların birçoğunda da yeme, içme şölenleri, grotesk halk kültürünün çok kullandığı bir öğe olarak karşımıza çıkarlar. Yeme-içme, sidik-dışkı grotesk imgeleriyle iç içe geçmiştir. Sınıfın fazlaca yediği kuru fasulyeden sonra ortaya çıkan tablo bedenin altıyla üstünü bir araya getirir, olağanüstü gülünçleştirir. Mutfaktan çalınan bir kazan pilava hep birlikte kaşık sallanır, Sidikli Turan’a memleketten gelmiş leblebiler gizlice yağmalanır, Paytak Arif’in dolabındaki şekerlere dalınır, İnek Şaban’ın kestaneleri, cevizleri şölen havasında çalınıp dağıtılır.  Sidikli Turan yatağında da sınıfın ortasında da ıslatılır, yatağına, altına işemiş duruma düşürülür.

  “Yeme içme ediminde, dünyayla şen şakrak ve muzafferane bir karşılaşma, Rabelais’nin görüşüne tamamen uygundu; bu edimde insan dünya tarafından yutulmak yerine onun bir parçası olur. Yeme ediminde, dünyaya karşı kazanılan bu zafer somut, tensel, bedensel bir şeydi. Yenilgiye uğrayan, insanoğlunu beslemiş ve beslemeye devam edecek olan dünyanın tadı tam da bu özelliğinden gelirdi. Bu imgede mistisizmin, soyut idealist yüceltmenin izi görülmezdi.” (M. Bahtin, Rabelais ve Dünyası, s. 314) 

Rabelais romanında çişten sırılsıklam olmak, çiş içinde boğulmak gibi olaylara sıkça rastlanılır. Gargantua’nın kısrağı ordunun bir kısmını çişle boğar, hacılar Gargantua’nın çişine batar (Rabelais ve Dünyası, s. 174).

Dışkı ve çiş de bedensel alt bölgelere ait diğer imgeler gibi itibarsızlaştırır, yıkar, yeni bir hayat verir ve yenilerler; aynı anda kutsar ve alçaltırlar. O imgelerde ölüm ile ölüm sancıları, doğum ile doğum sancıları sımsıkı örülmüştür. (M. Bahtin, Rabelais ve Dünyası, s. 177) “Bu imgelerin tümü de gülmeyle sıkı sıkıya ilişkilendirilmiştir.” (agy, s. 178)

 

Tulum Hayri, Kel Mahmut tarafından çekildiği sınavda tam on iki kez eşek övgü – sövgüsü kazanmıştır! (Hababam Sınıfı, Çınar yayınları 16. Basım, Ocak 1992, s. 21-24)

Eşek, hem Anadolu, hem Batı karnaval kültüründe, kuttörelerde çok kullanılan bir semboldür. Batı’daki Eşek Bayramı’nda Meryem ve İsa’nın Mısır’dan kaçışları canlandırılır. Bir genç kız ve bebeğin rol aldıkları kuttöre kökenli yarı dinsel bu gösteride İsa ve Meryem’den söz edilmez. Eşek sembolü ve gülmece öne çıkmıştır. Ayini yöneten rahip, ayinin sonunda olağan dua yerine üç kez eşek gibi anırır. Anadolu’daki neredeyse tüm kuttörelerde, dramatik köylü oyunlarında eşek karnaval sahnesinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Nasreddin Hoca’nın ters bindiği eşek de bu hayvanın grotesk halk kültürü içindeki yerinin başka bir görüntüsüdür.

Bahtin’in karnaval kültüründe okullarda yapılan şenliklerin önemine yaptığı vurgu bilinir: “Okul ve üniversite eğlenceleri ortaçağ parodisinin tarihinde çok önemli bir yer tutuyordu” (M. Bahtin, Karnavaldan Romana, s. 104), “Öğrenciler resmi ideolojik sistemin, akademik bilgi ve kuralların kısıtlamalarından kurtulmakla kalmıyordu, bu disiplinleri neşeli, küçük düşürücü oyunlara ve şakalara dönüştürmelerine de izin veriliyordu.” (M. Bahtin, Rabelais ve Dünyası, s. 111). Adalet Ağaoğlu’nun da Ölmeye Yatmak adlı romanına başarıyla yerleştirdiği bu grotesk gülmece geleneği Hababam Sınıfı’nın günlük yaşamına dönüşmüştür. Dönem sonu şenliği ya da özel bir gün için yapılan kutlama değil, yaşamın tüm alan ve zamanına yayılmış bir şenliktir Hababam Sınıfıdır.

Rıfat Ilgaz’ın kullandığı gülmece biçemi, Hababam Sınıfı gibi okul dönemini tema konu olarak işlemiş olsa bile, romantizmin pedagojik formasyonundan da, aydınlanmacılığın yalınlaştırıcı, yavanlaştırıcı girişiminden de uzaktır. Halk kültürünün kendi grotesk özünü “reenkarnasyon”a uğratarak günlük yaşama taşımıştır. Bahtin, aydınlanma çağı düşünürlerinin, Voltaire, Chatoubriand, Hugo gibi romantiklerin grotesk imgenin değişimci, yenileştirici gücünü tam anlayamadıklarını, gülmeyi yukarıdan bakana ait bir tür alaysamaya dönüştürdüklerini, gülenle güldüreni birbirinden ayırdıklarını söyleyerek eleştirir. Hegelci bakış açısında da grotesk imge, gülmececi özünden arındırılarak değersizleştirilmiştir. Bu eleştirilerin ışığında, Rıfat Ilgaz’da kullanılan gülmece öğesinin grotesk halk kültürünün binlerce yıldır kendini yenileyerek yaşamayı başarmış tözüyle örtüşen bir yapıya sahip olduğu kolayca gözlenebilir.

Rıfat Ilgaz yazını, romanıyla, öyküsüyle, şiiriyle, oyunuyla, çocuk yapıtlarıyla kendi kultürel kaynaklarıyla kaynaşmayı başarmış,  bir yazınsallık örneği olarak Türkçe yazının önemli köşe taşlarından birisi olmayı hak etmiştir.

Kaynakça:

Rıfat Ilgaz, Hababam Sınıfı ve Diğer yapıtları,

Mihail Bahtin, Karnavaldan Romana, Çev.: Cem Soydemir, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2001

Mihail Bahtin, Rabelais ve Dünyası, Çev.: Çiçek Öztek, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2005

Mihail Bahtin, Dostoyevski Poetikasının Sorunları, Çev.: Cem Soydemir, Metis Eleştiri, İstanbul 2004 

Metin And, Oyun ve Bügü, YKY

 

*Berfin Bahar Aralık 2006 sayıda yayınlanmıştır