RABELAİS VE DÜNYASI*

Bahtin’in yapıtlarının Türkçe’ye çevrilişi sırasında Rusça özgün yayımlanışları ve İngilizce çevirilerinin zamandizimsel gidişi karışmış, büyük ölçüde ona ait olduğu savlanan V. N. Voloşinov imzalı Marksizm ve Dil Felsefesi yapıtı ta göz önüne alındığında, dört kitap arasında yer yer tekrarlamalar, makale benzerlikleri ortaya çıkmıştır (Karnavaldan Romana, Ayrıntı Yayınları 2001, Marksizm ve Dil Felsefesi, Ayrıntı Yayınları 2001, Dostoyevski Poetikasının Sorunları, Metis 2004, Rabelais ve Dünyası, Ayrıntı 2005)... Aslında, onun Türkçe basılan son kitabı olan Rabelais ve Dünyası, diğer yapıtlar için anahtar makaleler taşıyan, daha önce yayınlanmış olması gereken bir yapıt...

Bahtin, Rabelais ve Dünyası adlı yapıtının girişinde, “Rabelais, dünya edebiyatının en zor klasik yazarıdır” diyor. “Onu anlamak için, sanatsal ve ideolojik algımızın tamamını esaslı bir şekilde yeniden kurmamız, edebi zevkin çok derinlere kök salmış pek çok talebini terk etmemiz ve pek çok kavramı gözden geçirmemiz gerekir. Her şeyden öte, Rabelais’i anlamak, şu ana kadar çok az bir bölümü, o da yüzeyel bir şekilde incelenmiş bir alanın, yani halk mizah geleneğinin derinlemesine keşfini gerektirir. (...) Onun romanı, şu ana kadar çok az incelenmiş ve pek de anlaşılmamış olan müthiş halk mizah hazinesini açan bir anahtar görevi görür. Fakat her şeyden önce, bu anahtarı ele geçirmek gerekir (M. Bahtin, Rabelais ve Dünyası, Ayrıntı Yayınları, 2005, s. 29-30). Rabelais romanının halk mizah hazinesini açan bir anahtar diye tanımlanışı, M. Bahtin’in yapıtları için de “Rabelais ve Dünyası”nın anahtar işlevini işaret etmektedir. Rabelais ve Dünyası olmadan Mihail Bahtin’in roman kuramının ayrıntılarıyla açıklanabilmesi, göstergebilim ve dilbilim konularında getirdiği tezlerin yerlerine oturtulabilmesi olası değildir.

“Mihail Bahtin, yazarlığının en erken döneminde, yani 1920’lerin başlarında yazdığı ‘Estetik etkinlikte yazar ve kahraman’ başlıklı incelemede, insanın başkalarına nasıl göründüğünü görmek için aynaya bakmasının ne denli boş, hatta sahtekârca bir çaba olduğundan söz eder. Hiç kimseye aynada kendimize göründüğümüz gibi görünmeyiz çünkü; aynadaki imge bir başkasına bakmayan, bir başkasının bakışını öngörmek ve yanıtlamak durumunda olmayan bir insanın imgesidir. Dışarıdan nasıl göründüğünü anlamaya çalışırken dışarıyı dışlamış birinin görüntüsü.” (Sibel Irzık, Karnaval’dan Romana Önsöz)... Dışarıdan nasıl göründüğümüz, ancak bir başka dilin, bir başka kültürün bakış açısıyla tanışık olabilmemize bağlıdır: başkası, başka dildir!

Bahtin’in ayna metaforunda neyi anlatmak istediğini tam anlamıyla bilebilmemiz için Rabelais ve Dünyası adlı yapıtın sonuna kadar gitmek ve bu son notları okumak zorunda kalırız: “Diğer dillere kapalı tek dil sisteminde imge, o ‘o hakiki cesaretine ve utanmazlığına’ izin vermeyecek şekilde sıkı sıkıya hapsedilmiştir. (...) Tekrar edelim başka bir dil; başka bir felsefe, başka bir kültür demektir, ancak somut ve tamamen tercüme edilemez biçimlerinde. Rabelais’ci imgenin istisnai özgürlüğü ve insafsız neşesi, ancak dillerin sınırları içerisinde mümkün olabilmiştir. (...) Öyleyse popüler şenlikli biçimler tarafından takdis edilmiş olan gülme özgürlüğü, Rabelais’de dilsel dogmatizm karşısında kazanılan zafer sayesinde daha üst düzey bir ideolojik bilince yükseltilmiştir. Bu en dik kafalı ve gizli öğenin yenilgisi ancak o dönemde vuku bulan, dillerin yoğun bir şekilde karşılıklı yönelimi ve netleşmesi sayesinde mümkün olmuştur. Dilsel hayat şu bildiğimiz tiyatroyu oynamıştır: Ayrı ayrı biçimlerde anlamların, aynı zamanda baştan aşağı felsefelerin aynı anda ölümü ve doğumu, yaşlanmaları ve yenilenmeleri tiyatrosunu.” (Rabelais ve Dünyası, s. 507-508)

Bahtin’in roman türünün kaynağına yönelirken bulup çıkardığı öncel türler parodisi ve başarılı romanların ruhuna sinmiş karnaval havası, günümüz dünyasında medeniyetler çatışması ya da kültürler hiyerarşisi oluşturmak isteyen, kültürel ayrılıklardan yarar uman rasyonel aklın karşısına dikilecek bir tek insancıl, büyük komünal edim gibidir. “Dünya tarih tiyatrosunun bütün perdeleri, bu gülen insanlar korosunun huzurunda sahnelenmiştir” diyor Bahtin; “(...) geçmiş bin yılların dünyayı tek bir büyük komünal edim olarak duyumsama yolu olarak betimlediği karnaval atmosferinin anahtarını da Rabelais ve Dünyası’nda önümüze uzatıyor.

Bahtin’in yapıtlarının genel bir özelliği de oldukça ilginç ve çok boyutlu önsözlerle donatılmış olmasıdır. Rabelais ve Dünyası adlı yapıtta Kristina Pomorska da Bahtin’in Rabelais romanıyla ilgili yazdıklarına değinmekle yetinmemiş, Bahtin’in göstergebilim ve roman kuramı üzerine görüşlerine de yer vermiştir. Bahtin’in sanatta her göstergeye tanıdığı ikili özelliği, biçim ve içeriği birbirinden ayırmadan, birisini diğerinin cinsinden anlamlandırma çabası olarak burada da dile getirilmiştir. Romanın şiirin tersine bir biçimler çoğulluğu olduğu, yeniden ve yeniden diyaloğa giren söz olarak tanımlanışı, alıntılanan konuşmanın sanatsal iletişim ve dilsel etkinliklerdeki içselleştirilişi bir kez daha özetlenir. Alıntılanan sözle ilgili değerlendirme yapılırken, Bahtin’in sözleriyle, “Çoğu  zaman aslında kendimizin değil bir başkasının sözüyle uğraştığımız” gerçeğine bir kez daha işaret edilir. 

Rabelais ve Dünyası için Michael Holquist tarafından yazılan önsözde de ilginç saptamalar ve Bahtin değerlendirmeleri bulunmaktadır. Bahtin’e dokunan, bir şekilde onunla ilişkiye geçen kendi dışına taşmak, Bahtin’in verdiği anahtarla düşünce kilidini açıp yeni bir bakışla dünyaya göz gezdirmek zorundadır sanki... Holquist önsözünde, Rus “entelijansiya”sının devrim yıllarında içine düştükleri karmaşa içinde deneyimlenmemiş devrimci edimle değişime direnenlerin yarattığı çelişkilerin tüm kültürel ortam üzerinde etkili oluşuna dikkat çeker. Böyle bir ortamda yazılmış Rabelais ve Dünyası’nın Sovyet entelektüel ve siyasi tarihiyle bağlantırılmadan değerlendirilmesi yanlış olurdu. Ne yazık ki, bir değişim ve dönüşüm zamanına (Sovyet Devrimi) rehber bir kitap olabilecek, başka bir değişim ve değişim ânına yönelmiş (Rönesans) yapıt, monolojik dil kullanan iktidardaki Sovyet devrimci çevreleri tarafından resmi bir soğuklukla karşılaşmış ve ancak onlarca yıl sonra Batı dünyasında popüler olduktan sonradır ki, tarihsel poetikaya katkıda bulunabileceğini kanıtlamıştır. 

 

(DEVAMI YAZARDA)