BİRİ BİZİ ÇEKİYORMUŞ

Bu ülkede on milyonlarca insan birlikte görmedik mi, yaşamadık mı? 
Alanlarda dört parmaklı Rabia işaretleriyle biz soyunmadık mı Ortadoğu ülkelerindekine benzer politikalara? Hatta, Sünni Müslüman dünyanın lideri olmak için yollara çıkmadık mı? Biz bu söylemi cânı gönülden alkışlamadık mı alanlarda? En “demokrat” görünüşlü bir eli Batı dünyasında, viski kadehinde, bir ayağı tespih-takke, “sıra ilkokul çocuklarına da gelecek, onların da başını kapatacağız”, diyen din bezirgânlarıyla, cemaat liderleriyle kankalıkta rotasını şaşırmış “liberal” aydınlar olarak biz de coşkulu hezeyanlar, sevinç çığlıkları içinde alkışlamadık mı bu yönde yapılmış balkon konuşmalarını?
Otomobillerimizin arkasına Müslüman Kardeşler’e ait o işaretleri takmadık mı?
Daha da geriye gidersek, cemaat savcıları ve polisleri uyduruk delillerle silahlı kuvvetler içindeki emperyalizmin Ortadoğu politikalarına alet olmayacağını düşündükleri subayları kurusuna yaşına bakmadan zindanlara doldururken, rütbelerini sökerken, “darbeciliğe” ve “vesayetçiliğe” karşıyız diyerek destek çığlıkları atmadık mı?
Ortadoğu’ya giden kuşkulu tırları aramaya kalkan savcıları, polisleri içeriye atmak bir tarafa, bunları haber yapan gazetecileri de hapse tıkmadık mı? 
Bıraktık tüm bunları, IŞİD’e ve tüm karanlık politikalara militan kaynağı olmuş büyük şehir çevre semtlerinde ve hayatın tüm alanlarında on yıllardır din üzerinden politika yapmayı, hatta günlük yaşamımızı okullarından kimi din adamlarının açıkça söylemekten çekinmediği gibi İslam’ın özünde olmayan kandil kutlamalarından, kutlu doğum haftalarına dinselleştirmeyi biz seçmedik mi? Hep birlikte, neredeyse yediden yetmişe, seve seve, bu moda durumuna getirilen hayata katılmadık mı? Hatırı kalmasın diye telefonlar açmadık mı, bu “mübarek” günler için yaşlılarımıza, yakınlarımıza, hayatımızı baştan aşağı değiştirmedik mi?
12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu’nda yabancı şirketlere gelişigüzel maden arama ruhsatı verilmesine, HES kurdurulmasına karşı çıkan yüksek yargının değiştirilmesi, tüm yargı mekanizmasının iktidar tarafından yeniden düzenlenmesine “Evet”, “Yetmez Ama Evet”, “Boykot” çağrılarıyla destek olmadık mı? 
Yüzyıllardır birlikte yaşadığımız Kürt kardeşlerimize ait işyerlerine, evlere saldırırken “Ya Allah Bismillah,” diye sloganlar atmadık mı? Aynı sloganları şehit cenazelerinde de ortalığı yıka yıka bağırmadık mı? 
Bu ve benzer olaylara katılmış, dükkân yakmış, kaburga kırmış, bir konuda düşünce bildiren yüzlerce bilim adamını kan banyosu yaptırmakla tehdit etmiş canileri, uyuşturucu çete reislerini, cam çerçeve kırmış birilerini görmezden gelmedik, meydanlarda pala sallayarak bağıra çağıra gezmelerine olanak tanımadık mı?

Politik ihtiraslar için önce davul zurnayla, ayaklara kadar gönderilmiş savcıyla hakimle karşıladıklarımızı, gizli görüşmeler yaptıklarımızı üç gün sonra hain ilan etmedik mi? Onların da katıldığı o kanlı savaş oyunuyla vatan millet diyerek milletin gözünü bağlamadık mı? Güneydoğu’daki şehirleri yaşanamaz kılmadık mı?
Sultanahmet’te ülkemizin konuğu olmuş insanlar parçalandıktan sonra koşarak olay yerine gitmiş, yabancı devlet adamlarının yanında üzüntülerimizi bildirmiş ve oraya çiçek bırakmış olmakla birlikte, aynı olay Ankara Garı’nda kendi yurttaşlarımıza karşı yapıldığında benzer bir davranış için günlerce beklemedik mi? Ancak yabancı ülke elçileri olay yerine gidip taziyelerini bildirdikten sonra biz de ölenlerin yurttaşımız olduğunu belki de istemeden kabullenip Gar önüne çiçek bırakmayı akıl etmedik mi?
Yüzden çok insanın kanlar içinde parçalandığı o Ankara patlamasında ölen insanlar için yapılan saygı duruşlarını kurdurduğumuz ocak bucak tetikçilerine yuhalatıp ıslıklattırmadık mı? 
Birileri bizi çekmek filan istemiyor Sayın Başbakan… Sen de çok iyi biliyorsun ki, biz sağcısından dönme solcusuna, ortacısına, bile isteye koşaradım gidiyoruz din ve mezhepler üzerinden politika yapılan, yönetenlerden başka kimsenin söz hakkı olmadığı bir Ortadoğu ülkesi olmaya doğru.
Bu kör göze parmak giren politikalara karşı çıkamadığımız, itiraz edemediğimiz, en basitinden aklımızı başımıza toplayamadığımız sürece… 
Her şey gözümüzün önünde işte... Çeken de biziz, çekilen de…