KAFTANCIOĞLU TOPRAĞINDA YAŞIYOR

Göçebe varlığım 11Nisan 2016 Pazartesi günü doğum yeri Hanak'taydı...

Otuz altı yıl önce aynı gün, beyinsiz tetikçiler tarafından hayattan koparılmış Ümit Kaftancıoğlu'nu anmak için Hanak Belediye Başkanı Ayhan Büyükkaya’nın çağrısıyla toplanmıştık. Hanak Halk Eğitim Merkezini dolduran halka Kaftancıoğlu'nu ve Köy Enstitüleri'ni anlatmaya çalışacaktım.

Konuşmacı masasında Katancıoğlu’nun gelini Dr. Canan Kaftancığlu ve sanatçı–eski parlamenter Faruk Demir ile birlikteydik. Çok farklı bir topluluk vardı salonda. Kasketleriyle, geleneksel başörtüleriyle pırıl pırıl bakan gözleriyle, halkım, gönlümün sultanı üretici köylülerimdi salonu dolduranlar.

Yelatan romanından bir köy türküsüyle, Kaftancıoğlu’nun kendi yaşamından süzüp seçtiği dizelerle başladım konuşmaya.

“Odun attım oduma / odun değdi buduma / Kırgızlar’ın kokmuşu / sıçtı öğretmenin ağzına,”

“Sallan da gel sevdiğim / Yelatan yamacından / öğretmen mi olurmuş / Sazkara’nın acından…”

Cılavuz Köy Enstitülü, Sazkaralı Ümit Kaftancıoğlu, köy kızlarının ağzından halk kültürünün tüm hiyerarşileri altüst etmeyi başaran, kendisiyle dalga geçme erdemliliğini yaşarken haz duyan grotesk gücüyle hayatı yenilemeye değiştirmeye yönelmiş bir biçem ustalığıyla yazmış, söylemişti. “Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar”dan “Evreşe Yolları Dar”a kadar türküler derlemiş, Köroğlu Kolları’ndan destanlarına, “Tek Atlı Tekin Olmaz” masallarına, “Yelatan”, Hakullah”, “Tüfekliler”  romanlarına, TRT ödüllü Dönemeç öykülerine varan metinsel çalışmalar üretmiş, radyolarda “Dilden Dile” program yapımcılıklarına uzanmış bir kültür ustasıydı…  

Yelatan yolculuklarında amca Lal Üseyin’in kırıp geçirdiği Aşır oğullarındandı Ümit… Türkmen köylüsü gaddar amca Üseyin’i önce Çamçavuş’un Terekemeleri, sonra Sığırpert Kürdü Kişmiş Halte’nin çocukları eşek sudan gelinceye dövmüş, Kaftancıoğlu bugün emperyalist güçler ve ortağı derebeyleri tarafından savaş ve düşmanlık kaynağı olarak kullanılan kültür ve dil ayrılıklarını bir barış haritası, bir dostluk göstergesi gibi işlemişti metnine. Sünni Kunzulut köyüne yapım işlerinde çalışmaya gitmiş yoksul Türkmen köylülerini Necatül Müminli peygamber hikâyeleriyle köyden attırmaya uğraşan köy imamına karşı Sünni Yonuz Ağa’nın öncülüğünde o köylülere önce korka korka namaz kıldırmış, sonra da namazın bir parçasıymış gibi camide arka arkaya taklalar attırıp camiyi kahkahaların patladığı bir şenlik yerine çevirtmişti.

İki çuval un karşılığı Aşır’a ikinci karı olarak gelen Gülli’yi eli maşalı bir kadın kahramana dönüştürmüş, “Kötü mü, seni ben dolandırıyorum, ben. Hem erkek hem karıyım. Gece karı, gündüz ergişiyim”  diyen, hakkı olan yoksulluk parasını vermeyen Ardahan Kaymakamı’nın masasına yalınayak yürürken yaralar açılmış çıplak ayağını koyarak meydan okuyan, ekmeğini taştan çıkaran bir mücadele insanı yapmıştı.

“Yelatan”dan “Dönemeç”e, oradan “İstanbul Allak Bullak”a, Kaftancıoğlunun sanatçı gücünü ve çok yönlü, çok sesli estetik dantelasını görünür kılmaya çalıştım… Anlattıkça köyün delisi oldum, anlattıkça çocuk kılığına büründüm; aralarında yaşamı adımlamaya ve tanımaya başladığım köylülerimin gözbebeklerinde farklı bir evrene doğru yolculuğa çıktım.  

Ben heyecanlanıp coştukça onlar da coştular. Ben kıpırdandıkça, onlar yerlerinde duramaz oldular. Konuşma bitiminde ayakta ve uzun uzun alkışladılar!
Toplantının sonunda Yelatan dağı eteklerine, Kaftancıoğlu'nun köyü Saskara'ya çıktık. Konuk gittiğim ev Yelatan romanından adını bildiğim, Hanak'ta ve benzer konuşmalarda arkasından atıp tuttuğum Lal Üseyin'in evi değil miymiş meğer! Oğluyla, geliniyle, çocuklarıyla, torunlarıyla kucaklaştık; kaymaklı gagala yedik, çay içtik. Beni ve yanımızdaki konukları sıcak bağırlarına bastılar.
Arkasından köy ilkokulunun salonunda Aşık Zeynel Çınar ve Faruk Demir'i dinledik. Birlikte efkarlandık, birlikte gülüp eğlendik. Halkımızın kucağında yeniden doğduk hayata. Yenilendik. Umutlarımızı çoğalttık!


Toprağında çok yaşa sen Kaftancıoğlu! Bu toprak bu yürekler sevenini hiç unutmayacak...