KUŞ BAKIŞI'NDA KİM KİME BATAR (KAAN ARSLANOĞLU)

Kuş Bakışı, Kaan Arslanoğlu’nun birinci basımı 2001 yılında Adam Yayınları tarafından yapılmış romanı. Romanın ilk göze çarpan özelliklerinden birisi, romanın yazarının da kahramanının da birer doktor; aynı zamanda psikiatri uzmanı oluşu… Doktor kahramanlı bir roman üzerine yazı yazma görevini de bir genel cerrah üstlenince, ekip tamamlanmış oldu. Umarız ki, cerrah ruh ayrıştırma işiyle beden kesmeyi birbirine karıştırmaz…  

Roman kahramanlarından biri olarak ele alabileceğimiz kuşun bakışı ile metaforlaştırılmış gerçekliğe uzak bir bakış açısı, roman baş kahramanı doktorun algı karmaşası içindeki şizofren yapısı, bu yapıda ilaç kullanma ve kullanmama dönemlerinde farklılaşan düşünce uçuşları, bu ana hikâyeye katılmış farklı anlatıcıların sürüklediği, eşzamansız, birbirinden kopuk gibi duran kahramanların öncülük ettiği, farklı uzamlarda geçen anlatılarla yelpaze gibi genişleyen bir ufka sığdırılmış kırılgan hayatlar bir araya gelip metni kurmaya çalışıyor.

Lukacscı bir bakış açısıyla yaklaşıldığında, Kuş Bakışı’nda bir “roman bütünlüğü” bulunamayacaktır. Farklı bakış açıları ve kuyrukları çoğu yerde birbirine dokunmayan kahramanlar eliyle örülmüş bir yaptak metindir gözlenen. Metnin ana dokusu içinde hayal ile gerçek, rüya ile yaşanan birbirine geçmekte, şizofren kahramanın iç sesiyle birlikte giden genel anlatıcıya eklemlenen birinci tekilden farklı anlatıcılarla karmaşa iyice çoğalmakta, soru işaretleri ve anlam bulanıklıkları sonsuza doğru akmaktadır.   

Birbiriyle çok da ilgili olmayan roman bölümlerini birbirine bağlayan tek öğe, bir metafor olarak bakışından yararlanılmış kargadır. Karganın varlığı bölümler arasında bir pamuk ipliği bağlantısı sağlamaktadır.

Franco Moretti, şimdiki modern zamanın süreksizliğini uzak bir “epik” geçmişe bağlayan “modern epik” kavramı kapsamında tanımladığı birçok başyapıtın ortak özelliğini de böylesi, bütünlükten uzak, yaptakçı öğelerden oluşları olarak tanımlamaktadır. “Yine de tüm kusursuzluklarına karşın bu yapılar bir yüzyıl boyunca Batı modernizminin başlıca kanonunu oluşturmuşlardır. Onları ortaya çıkaran yaptağa rağmen mi? Aksine: yaptak sayesinde. Çünkü edebiyatın nadiren kusursuzluğa imkân verdiği doğruysa, insan toplumlarının neredeyse hiçbir zaman kusursuzluğa ihtiyacı olmadığı da doğrudur. Yaptak mühendislikten daha iyi, çok daha iyidir. Çünkü yaptak, ulaşılamaz (ve çoğu zaman daha beter) nihai çözümlere ulaşmanın hayalini kurmaz, fakat modern dünya – sisteminin doğasındaki heterojenliği kabullenir.” (Franco Moretti, Modern Epik, 221)

Baştan sona birbirinden farklı anlatıcıların arka arkaya yer aldığı, aynı sayfa, hatta aynı paragraf içinde zaman ve uzam anlamında kronotop kaymalarının gözlendiği, herhangi bir sağlam zemine oturarak gerçekliği sabitleme savını hiçbir zaman taşımayan bir romandır Kuş Bakışı. Anlatıcılar da kahramanlar da bölümler arasında geçişler sağlama, birbirleriyle ilişki kurma, ilişkilenme çabasından çok, ayrı baş çekme, anlatı dokusunu farklı bir zamana ve zemine taşıma konusunda kıyasıya bir mücadele içindedir.

Kuş Bakışı’nın ilk göze batan özelliği çok sesli ve çok biçemli bir metin olmasıdır diyebiliriz.

Yazar, kendisi gibi psikitiatri uzmanı olan kahramanının kendi şizofrenik iç dünyasında da, temaya katılan diğer olgusal örüntüde de diyalog ve diyalojiyi öncelikli biçem öğesi olarak kurgulamış... Bu diyaloji, hem kahramanların karşılıklı söylemlerinde, hem en açık görüntüsü Nihat’ın kişiliğinde gözlenen bir iç sesler çatışması olarak sonsuzluğa doğru uzanan bir gerçeklik boyutunu kurmaya yönelmiş gibidir. Diyaloji, Sokratik Diyalog’un her iki ana öğesi olan sinkrizis ve anakrizis ile vurgulanarak güçlendirilmiş...

Kahramanımız Nihat, başvuranları ile yaptığı görüşmelerde ilaç kullanıp iç sesiyle uyumsuzluğunu en aza indirdiği dönemlerde bile anakritik, kışkırtıcı bir biçem kullanmaktadır. Atine sokaklarında “hakikat ebeliği”ne soyunmuş Sokrates’in de çok beğenerek kullandığı bir “iç boşalttırma, gerçeğe yaklaştırma” yöntemidir bu… Kafasında eşiyle ilgili kimi yakınmaları, kararsızlıkları olan kadına: “Çocuk büyümüş; siz de eşinizi aldatabilirsiniz,” demektedir. Tartıştığı görüşmecilerine de sıkça “psikiatriste duymak istediklerinizi almak için geliyorsunuz,” diyerek ipleri germekte, gelenlerin çoğu bir iki görüşme sonrası öfkelenip muayenehaneyi terk etmektedir.

Nihat’a gelenler hasta ya da deli olarak tanımlanmazlar; onlar birer başvurandır. Kimin sağlıklı, kimin hasta, kimin deli, kimin akıllı olduğuna, olacağına karar verecek bir ayıraç kişi ya da zemin yoktur. Anlatıcı da kahramanlar da, belli yakınmalarla psikiatri uzmanına gelmiş başvuranlar da eşitçe konuşma hakkına sahiptir.

Nihat’ın başvuranlarla yaptığı görüşmelerde hem patronu hem iş arkadaşı, meslektaşı olan diğer hekimlerin yöntem önermeleri, hem Nihat’ın onlarla yaptığı didişme içinde oluşmuş karşı çıkışlar, hem karşısındaki kişinin ruh dünyasına ulaşmaya çalışan bir uzmanın yaklaşım yöntemi, hem ilaç kullanmadığında tüm kamusal ve toplumsal yargıları yıkıp geçmeyi iş edinen ruh yapısının etkisiyle oluşmuş bir rol karakter kuruluşu vardır. Başvuranla konuşmalarının içinde, kendi bilinç uyuşmaları, patronu ve arkadaşı Melih’le yaptığı tartışmalar metnin ana dokusu içinde testere dişi gibi girip çıkarlar. Başvuranıyla bir şeyler konuşan Nihat bir aşamadan sonra kendi içine döner, kendisiyle tartışır, farklı anılara, rüyayla gerçeklik arasında yalpalayan farklı zaman ve uzamlara kayar… 12. sayfada kendisine çekici gelmeye başlayan bir kadınla yaptığı görüşmede bir tül perde gerisinde gibi yaşanmış bir çocukluk anısına geçer, bu arada anlatıcı Nihat’tan uzaklaşır “doktor dalgın bir yüzle bakıyordu” (s 12), yeniden görüşme odasına gelir, bunu izleyerek ayrıcalıklık karşıtı babasının yatmasını uygun bulduğu kalabalık bir hastane koğuşunun dışında karşılaştığı, roman sonuna kadar Nihat’ın düşün dünyasına gidip gelecek, arada bir yerde ölecek, romanın sonunda otobüs çarpmasıyla bilinci bulanan Nihat’ın elinden tutacak Aysu ile tanışacaktır.

Aynı gidiş gelişler 29-30. Sayfalarda da tekrarlanacaktır. Roman kahramanı kuşla, Nihat da Aysu’nun mezar taşının arkasında karşılaşmıştır.  

Romanın son bölümlerinde Nihat sürekli bir düş dünyasında yaşıyor, hayali görüşmeler yapıyor gibidir. Nihat’a göre, başvuran kadın onu çökertmek için gönderilmiştir (s 302). Kadın intihar eden yeğeninden söz ettiğinde Nihat da intiharı düşünen kendi iç dünyasına döner. Bir yandan da karşısındaki kadına öldürülebileceğini söylemektedir.

Kimlikler konusunda da bir karmaşa yaşanmaktadır. Patronu ve iş arkadaşı Melih’in eşi Nihat’a göre zorunlu hizmet yıllarında taşrada tanıştığı turist rehberi Arzu’dur. Melih ise onun farklı bir kişilik, adının da Nesrin olduğunu söylemektedir. Nihat’a göre, Arzu Melih’ten bıkmış ve Nihat’a özel bir ilgi gösteriyor gibidir. İlerleyen bölümlerde Melih’in evde olmadığı bir zaman diliminde evine giden Nihat kadın tarafından kovalanacaktır.

Demokrat Parti’nin iktidar yıllarına ait farklı bir öykünün yer aldığı bölümde (Vali) kahramanla birlikte dil de biçem de değişir… Birinci tekilden ağdalı bir dille anlatılan bir ada tatili öyküsünde dönemin siyasal koşulları metne aktarılır.

Devrim adlı görüşmecinin metne girdiği bölümde bir tekstil firmasında çalışan bu kişinin Nihat’a göre entelektüelize edilmiş duyguları tartışılır. 53,54,55,56. Sayfalarda Devrim görüşmesiyle Aysu’yla tanıştığı hastane yılları arasında yeni gidiş gelişler yaşanır. Nihat bir araya dışarı çıkınca Devrim onun not tuttuğu kâğıtları karıştırır. Devrim’le yaptığı tartışmada, “Kitapların yararı olsaydı ben kendi sorunlarımı çözerdim,” der Nihat (s 65)… Devrim’i kışkırtarak eşcinsel olduğunu söyletmeyi başarır. Devrim’in eşcinselliği temelinde solcu ana babanın özgür çocuk yetiştirme söylemleri ile toplumsal davranışlarına egemen olmuş buyurgan ve otoriter bir tutum tartışmaya açılmıştır. Devrim kendi ailesini anlatırken psikanalitik bir yöntem kullanma çabası içinde gibidir. Nihat da içinden Devrim’e sövüp saymaktadır; “Onların tırnağı olsan…” (s 249)

Müdür bölümünde yetmişli yılların Türkiyesi öyküleşir. Bu bölümün kahramanı orman bölge müdürü Reşit’in dil ve düşünce yapısına uygun bir anlatı serimi gözlenir. Bu bölümde kuş (karga) birkaç kez anlatıya girip çıkar.

Şımarık bir entelektüel havasındaki Engin’le yapılan görüşmede edebiyat dünyasında yaşanan kimi ilişkiler tartışmaya katılır. Nihat’ın psikiatri uzmanları için kurduğu eleştirel bakış açısıyla örtüşen bir biçemle Devrim de edebiyat dünyasındaki bazı çevreleri eleştirmektedir. Nihat’a göre, bir tür intihaldir Devrim’in yaptığı. “adam düşüncelerimi çalıyordu apaçık” (s 277). Engin görüşmelerinde hayali basketbol antrenmanları, senaryo nişan törenleri girer anlatıya, şenlikçi bir hava kurulur. Bu görüşmede Nihat bir yandan yazdığı öyküleri düşünmekte, pek kimseye okutmaya tasarlamadığı öykülerine yenilerini katma arzusu güçlenmektedir. Engin’le görüşmesinde kendini anlattığı, “ben de sizden bir şeyler öğreneceğim” (118) dediği de olur. Engin görüşmesinin ikincisinde muayenehane ile karanlık bir cezaevinde doktor mahkûm görüşmesi Nihat – Engin ikilisi ile yer değiştirir. Sayfa içlerinde de bu gidiş gelişler anlatı düzenini sarsarak algıyı farklılaştırır. Bu arada Nihat’ın sonradan hiç olmadığını söylediği bir teyzeyle girdiği cinsel ilişki hayali, Engin’in oğlunun Hayri bölümünden tanıyacağımız bir faşistin oğluyla işi pişirmiş olması, Nihat’ın tansıksı bir görüşle bulup dile getirdiği Engin’in faşistin babasıyla kurduğu ticari ilişki iç içe geçer. Engin öfkelenir, görüşmeyi terk edip çıkar.

İşçi 1 bölümünde özgüvenle megalomani arasında gidip gelen duygular tartışma masasına yatırılmıştır. İkinci işçi bölümünde hezeyanlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Nihat’a göre görüşme için gelmiş karşısındaki Nedim adlı kişi “garanti polis”tir (s 347). Hezeyan ürünü düşüncelerini yüksek sesle söyler karşısındakine; Nedim de öfkelenip görüşmeyi terk eder.

Günce’de 68 üniversite olaylarının geçtiği uzam ve zaman anlatıya katılır. Günceyi tutan Hayri bölümünden tanıdığımız Zeynep’tir. Bir ara yakınlaştığı, sonrasında ayrıldığı ve kendisine tecavüz eden Tuncay adlı kişinin tıp fakültesi öğrenci birliğine temsilci seçilmiş olduğunu öğreniriz. Tuncay’ın yazar ve kahramanı Nihat’la bir ilişkisi olup olmadığı belli değildir.   

Hayri başlıklı bölümde solcu bakkal kızı (Zeynep) ile sağcı militan Hayri arasında yaklaşıp uzaklaşan bir duygusal bağ çevresinde 1970li yılların farklı fotoğrafı metne katılır. Hayri’nin ikinci bölümünde sayfalarca iç konuşmanın yer aldığı, sık sık anlatıcı değişimine sahne olan bir biçem ortaya çıkar. Hayri kahramana yakın anlatıcı Zeynep’i görmüştür trende. Anlatıcı değişiverir. “O, evet. Bu Zeynep, yani ben.” (s 319) Birinci tekilden anlatıcı olarak Zeynep girmiştir devreye. Anlatı biçimi, bir görüşmede başına gelenleri anlatıyor gibidir (Neden Nihat’a kendi yaşamını anlatan kadın olmasın ki?) Daha on altı yaşındaki kızının Engin’in oğluyla yattığını öğrenince yıkılan ve öldürme isteği duyan Hayri enfarktüs geçirmiştir. Hastanede yatan Hayri’yi ziyarete giden Zeynep onun elini birkaç saniye tutar. Hastanenin camında aralarında Hayri’nin de bulunduğu bir grup tarafından üzerlerine saldırıldığı, arkasından gözaltına alınıp polis tarafından dövüldüğü anda başına gelmiş yüz sargıları içinde görür kendini.

Sona doğru aynı muayenehaneyi paylaşan üç psikiatri uzmanı yan yana gelir. Melih’in birinci tekil anlatıcı başladığı bölümü Nihat yine birinci tekilden götürür; arkasından üçüncü tekilden farklı bir anlatıcı çıkar ortaya. Nihat’ın içinden pencereden atlamak geçmektedir. Lağım sularının içinde yılanların dolaştığı bir bodruma gider düşlem dünyası. Kafeslerin içinde cinsiyetleri belirsiz donuk yüzlü insanlar vardır. 4-5 kat yukarıda da cıvıl cıvıl bir AVM yaşamı sürmektedir. Nihat, kendisine gözdağı vermek için oraya indirilmiş olduğunu düşünmektedir. Arkasından fıçıların içinde insan organlarının da bulunduğu kan içindeki bir mezbahadan geçirilir. Evden işe işten eve geçen, ilaç kullandığında bile yalnızca başkalarının dünyayı nasıl gördüklerini biraz olsun anlamak dışında bir bir etkinliğinin olmadığı yaşamdan haz almamaktadır. Hayal dünyasını elektroşok yapılmakta olan bir hastanın iç dünyasından Melih’in arabasıyla bir kadının yolunu beklediği farklı bir mekâna, oradan da bir otoparkta pelerinli ve maskeli birisinin kovaladığı bir kadının olduğu bir sahneye taşır. Maskeli kişiyi yakalayıp yüzünü açar. Karşısında Hayri vardır. Bakışarak tartışmaya başlarlar. Anlatı ve anlatıcı birkaç sayfa içinde tam altı kez oradan oraya taşınıp durunca, romana ait diğer bölümler romanın Nihat’ın iç dünyasında kurgulanıyormuş duygusu belirir.

Yıldız Çıkışı adlı son bölümde Nihat’ın içinde tartışan yabancı sesler duyulmaktadır. İki gündür televizyon karşısında yemek yemeden oturmaktadır. İlaçlarını bırakmıştır. Bilgisayardaki önceden sildiği öykülere ek olarak Yönerge başlığıyla tuttuğu tüm notları da siler. Bir şoka gereksinim olduğunu düşünmektedir. Mutfak ocağında elini iyice yakar ve sonradan acısına dayanabilmek için Anestollü merhemle sarar, ilaç içer.

İçindeki yarılmayı tamamlamak için kendini yarma kararı almıştır. Bir taksiye binip Samatya’ya gider; rayların üzerine yatar. Beklenen tren ters taraftan ve diğer ray üzerinden geçmiştir. Bir sonraki tren de kendisini yaracaktır.

Babasının sesiyle yattığı yerden kalkar. Yıllardır babasını görmek, sesini duymak arzusuyla dolup taşmaktadır. Demiryolundan uzaklaştıktan sonra yeniden babasını duyabileceği umuduyla geri dönmek ister. Caddede otobüs çarpar… Yattığı yerde Aysu’nun üzerine eğildiğini görür. El ele yürürler. Yönergeleri silmekle hata ettiğini düşünmektedir.

Bu son sahne hayattan ölüme geçiş midir, rüya mıdır, belli değildir.

Ölümün burun ucuna kadar geldiği anlarda da kahramanın içindeki duygularda kasvet yoktur. Yaşamla ölümü, sağlıklı düşünme yöntemleriyle şizofrenik algı bozukluklarını iç içe geçirmiş bir bakış açısı egemendir metne…  

Kaan Arslanoğlu, Kuş Bakışı, Adam Yayınları, Birinci Basım Ekim 2001

F. Moretti, Modern Epik, Çeviren Nurçin İleri, Mehmet Murat Şahin, Agora Kitaplığı, Birinci Basım: Ağustos 2005,