BUCA'DA BABALAR VE OĞULLAR

 

“23 Şubat”, ilk üç sınıfını okuduğum Ardahan’daki ilkokulumun adı... Aynı zamanda tarih olarak Ardahan’ın kurtuluş yıldönümü… Kuzeydoğu Anadolu, ya da Güneybatı Kafkasya, kutsal kitapların cennet diye tanımladıkları, yaz aylarında yeryüzünün en uzun dil uzunluğuna sahip Kafkas arısının yaşayabildiği, dolayısıyla dünyanın en zengin kır çiçeği örtüsüyle donanan bölge 20. Yüzyıl başında büyük bir karmaşa yaşamış, işgaller, kırımlar, yağmalarla olmadık zulümler görmüştü. Emperyalist İngiliz ordularından Ermeni çetelerine, Çarlık Rusyası ve Gürcü ordularına birçok farklı kuvvetin çatıştığı, fırsattan yararlanmak isteyen Hamşioğulları beylerinden İttihat Terakki tetikçisi Yakup Cemil’in mahkûmlardan kurulu yağmacı güçlerine, herkesin halka saldırdığı, halkların birbirine düşman edildiği dönemde büyük acılar çekilmişti. Eyüp dedemin babası Hasan’ın da (soyumuz Hasanlar diye anılır) öldürüldüğü, Seyhat nenemin buzlu dağlarda, koyaklarda, neredeyse yalınayak İsfendiyar amcamı sırtındaki bir hurçta taşıyıp kurtarmaya çalıştığı, tüm ailenin oradan oraya çil yavrusu gibi dağılıp durduğu on yıllar süren, bir ucu Ahıska’nın Vale köyü, bir ucu Kürt köyü Kızılkilise, bir ucu Ardahan’ın Kunzulut’u olan bu kaçışma 23 Şubat 1921 günü bölgenin son işgalci gücü Gürcü kuvvetlerinin çekilmesi ve Halit Paşa komutasındaki Türk ordusunun şehre girmesiyle sona ermişti…
Dönem tarihçesini anlatan köylümüz Mehmet Doğru’nun “Ardahan’ın Ölçek Köyü Tarihi” adlı 1972 basımı tarihi belgeyi dursunakcam.com da yayına koyduk… 
23 Şubat 2017 gününü, o kurtuluştan 96 yıl sonra, İzmir Buca Belediyesi’nin konuğu olarak geldiğim “Babalar ve Oğulları” başlıklı bir söyleşide, babam Dursun Akçam’la ve salonu dolduran, Ardahanlıların, özellikle Hanaklıların yoğun olarak katıldığı bir toplantıda farklı bir ortamda yaşadık…
Toplantıya yoğun bir ilgi vardı. Çok farklı kesimden insanlar, okurlar, dostlar bir arada idi. Kuzeydoğu Anadolu’ya halk kültürünün yeniden doğuşu, arıcılıktan aydınlanmaya büyük katkıları olmuş Cılavuz Köy Enstitüsü’nün etkilerini, 12 Mart ve 12 Eylül faşizmi dönemlerini, Akçam ailesinin yaşadığı altüstlükleri, hapishaneler, işkenceler, mücadeleler sürecini ve tüm bunların arka planında baba Dursun Akçam ile oğul Alper arasındaki ilişkileri, aynı zaman diliminde edebiyat alanında gözlenen gelişmeleri bugüne kadar taşıyan, baştan sona büyük bir ilgiyle izlenen bir söyleşi oldu.
Bu sayfalarda her gün paylaşmaya çalıştığım şiirlerden de söz ettik, öykü roman ve eleştirel deneme metinlerine de uzanmaya çalıştık. “Batı Rönesansı’nda Rabelais, Türk Edebiyatında Köy Enstitülüler” özgün tezime ve son yılların eleştiri ortamındaki çarpıklıklara salonun sıcak atmosferinde bir kez daha dokunmaya, ufuk açmaya çaba gösterdim. 
 Mazlum Vesek’in düzenleyici ve kolaylaştırıcılığını yaptığı söyleşi bitiminde Buca Belediyesi’nin sağladığı kitapların imzasına geçildi. Kitapların neredeyse kapışıldığı, sıcak, samimi bir havada noktalanan toplantı bitiminde oldukça yorgun, bir o kadar da mutlu idim…
Sanıyorum başka şehirlerde de benzer etkinlikler yapacağız. Yıllar sürmüş okumaların, farklı türde kitaplara dönüşmüş yaşantı ve kültürel birikimlerin, memleket ve insan sevgisinin sıcak bir diyalog ortamında yeniden yaşanması, hayatla tarihi ve edebiyatı bir kez kucaklaştırmış, buluşturmuş oluyor…

Tüm dostları, okurları, memleket ve edebiyat sevdalılarını gösterdikleri yakın ilgi nedeniyle en içten duygularla selamlıyorum…

 

24 Şubat 2016, Alper Akçam