BU TIRAŞ BAŞKA TIRAŞ

BU TIRAŞ BAŞKA TIRAŞ
Dün TED Hatay Koleji’nin konuğu olarak Hatay’daydım. Köy Enstitüleri sergisi açtık, “Türkiye’nin Geçmişindeki Yarın; Köy Enstitüleri” başlıklı bir söyleşi yaptık. Okulun tıka basa dolu koca salonunda gencecik insanlar büyük bir ilgiyle dinledi konuşmamı. Etkinlik bitiminde heyecanla etrafımı sardılar, keşke daha çok konuşsaydınız dediler; kitaplarımı alıp imzalattılar. Bundan sonrasında Köy Enstitülerini ve beni daha çok izleyeceklerini söylediler.
Zamanımız sınırlıydı; Defne Kaymakamı, Belediye Başkanı, İlçe Milli Eğitim Müdürü de oradaydı; çok kalamayacaklardı… TED Hatay Koleji Kurucusu Dr. Mustafa Özat’a, okul Müdürü Ahmet Akaracı’ya ve okulun gözleri parlayan öğrencilerine gönül dolusu teşekkürler. Keşke daha çok yerde Köy Enstitüleri’ni genç kuşaklarla yeniden tanıştırabilsek, kurucu ilkelerini bugünlere taşımanın yollarını tartışabilsek…
Yolculuğa çıkarken kendimi kutlamıştım… Evden tek seferde çıkabildiğim ender yolculuklardan biriydi çünkü. Bu konuda, 5 kez geri dönmek gibi bir rekor sahibiyim. Evi toparlayıp alarmı kurduktan, kapıları arka arkaya ve kilitleri üst üste kilitledikten sonra ya telefonu, ya telefon şarjını, ya otomobil anahtarını, ya cüzdanı, ya giyeceğim montu, soğuk havalarda yanıma alacağım kasketi unutmuş olurum, ya da acaba çayın altını söndürmüş müydüm diyen soru işaretli bir kurt düşer içime. Oysa ki, her yolculuk öncesinde aldığım notlar vardır önümde, yapacaklarım orada yazılıdır. O hengamede not da çözüm olmaz…
Hatay'a çok geç indi uçak, üç dört saat ancak uyuyabilmiştim ki, bu sayfadaki sabah paylaşımı ve konuşma hazırlığı için kalktım… İşi bitirdikten sonra sıra tıraş olmaya geldi. Eyvah! Ankara'da hazırladığım çantaya her şeyi koymuş, tıraş bıçağını unutmuştum! 
Acaba bu aralar moda olan kirli sakalla mı gitsem söyleşiye diye, baktım aynaya. Oradaki az uyumuş, çizgilerinden ve gözaltlarından yorgunluk akan yüzümü beğenmedim. Bir koşu otelin hemen yanında bulduğum eski bakkallardan birine gittim. Markası bana çok tanış gelen, geçmiş yıllardan bildiğim bir tıraş bıçağını, hem de çok ucuz fiyata aldım. Hayret edilecek biçimde keskin ve kullanışlıydı bıçak, daha çok zaman işimle yarayacaktı.
Daha önce de aynı tabloyu bir diş fırçası alırken yaşamıştım. Aynı marka diş fırçası, AVM’lerdeki ve büyük marketlerdeki fiyatının neredeyse yarısına satılıyordu!
Etkinlik bitiminde okul müdürü Ahmet Akaracı’yla birlikte Hatay’ın merkezindeki eski çarşıya çıktık. Uzun Çarşı’yı, Saray Caddesi’ni gezdik. Her nasıl olmuşsa betonlaşma saldırısından kendisini kurtarabilmiş tek katlı taş yapıların arasında, taş parkeli sokakların sakinliğinde gezdik. Küçük havuzlardan gelen su seslerini dinledik. Banklara oturup gökyüzündeki bulutları izledik. Alışverişe ve gezmeye çıkmış insanların üzerindeki o farklı dinginliği gördük.
Oradaki dükkânlardan birinde, bir gün önce Ankara’dan markalı bir mağazadan aldığım kemer yarı fiyatına satılıyordu. 
O zaman bir kez daha anladım vahşi kapitalizmin bizi nasıl tıraş etmekte olduğunu. Hatta tıraş etmenin ötesine geçerek, içimizdeki insanlığı, doğallığı kesip kesip attığını, emeğimizi sömürdüğünü. AVM’ler boğuntusunda, rezidanslar sıkışıklığında bizi betona, kimyaya, havasızlığa ve ruhsuzluğa doğru götürdüğünü... Her şeyin ederi iki katına çıkıyor; yüksek kiralar, çarşıların enerji, koruma, temizlik giderleri, şirket yönetim muhasebeleri, müdür, CEO masrafları, reklam harcamaları da fiyatlara ekleniyor.
Bu tablonun sorumlusu da modaya uyup AVM’lere hücum eden, bahçe içindeki müstakil evlerimizi, şirin apartmanlarımızı bırakıp rezidanslara koşan, gösteriş için yaşayan, başkalarıyla yarışa giren bizleriz. Tüketim kültürü bizi kendisine köle etmeyi başarıyor.
Şimdi birilerinin elden ne gelir diyeceğini duyar gibi oluyorum. Elden gelen çok şey var dostlar… Bu kör akıntıya insan olarak tek başına kalsak da direnme hakkı, bu farkındalığı paylaşma, bu bilinci çoğaltma arzusu!
Direnmek ve başka bir hayat istediğimizi haykırmak hakkını kimse elimizden alamaz. Hayatımızı tıraş ettirmeyelim, bedensel ve ruhsal gereksinimlerimizi, geleceğe yönelik ufkumuzu kendi sorgulayan bilinçlerimizle kuralım…
Bugün öğleden sonra da Balıkesir yolcuğu var. Yarın, Balıkesir Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, ÇYDD Balıkesir Şubesi, Tabip Odası ve diğer demokratik kitle örgütlerinin konuğu olacağım. Öğretmen okullarının açılışı, mektebi tıbbiyenin kuruluşu ve Türkiye'nin uygar bir toplum olma yolunda ilerleyişini, "Cumhuriyet, Kadın ve Edebiyat” ışığında konuşacağız.

Kendimizi başkalarına tıraş ettirmeden yaşayacağımız günlere özlemle, sevgiyle…

16 Mart 2018, Alper Akçam