BUGÜN 1 ARALIK

  •  

    Yıllar var ki, 1 Aralık tarihine gelince ben hep o günü anımsarım. Ya da o 1 Aralık günü hiç çıkmaz belleğimden.

    Ardahan 23 Şubat İlkokulu öğrencisiyim. Rus işgali döneminden kalma kalın taş duvarlı okulumuzdaki sobamız gürül gürül yanıyor. Dışarıda ince ince kar atıyor ve hava oldukça soğuk.

    O gün, sınıf nöbetçimiz olan Hasan duvardaki takvimin yaprağını koparıyor ve 1 Aralık tarihi ortaya çıkıyor.

    O gün, öğretmenimiz olan annem Perihan Akçam elime bir para tutuşturup beni Hasan’la birlikte abisi olan berbere gönderiyor. Şimdiki Merkez Camii’nin karşısında bir yerde Hasan’ın berber abisinin dükkânı. Beni tıraş ediyor Hasan’ın abisi ve verdiğim parayı almıyor. Hasan’la birlikte belki de un kurabiyesi alıyoruz o parayla, okulun bahçesinde camı çatlak bir el arabasında un kurabiyesi satan amcadan.

    Hasan’ın babası da okulun duvarının önünde ayakkabı onarıyor ve ayakkabı boyuyor. Yaz kış orada. Ekmek parasını oradan çıkarıyor.

    Bir gün elişi ödevimizi yapmayı unutmuşum… Teneffüste arkadaşlarımın ödevini görünce şafak atıyor bende. Alelacele koşup elişi kâğıdı alıyorum yakındaki bir dükkândan. Yapıştırıcıya yetmemiş oluyor param… Hasan’ın babasına gidip onun ayakkabı onarırken kullandığı siliksiyon dediğimiz şeyle yapıştırıyoruz ev ödevimi.

    Kötü bir kokusu var o yapıştırıcının… Sınıfın penceresindeki iki camın arasına koyuyorum ödevi, kurusun ve kokusu duyulmasın diye. Annem sınıfa girince yine de duyuyor o kötü kokuyu ve öğreniyor nereden geldiğini… Yine kulağım çekiliyor ödevi evde yapıp getirmediğim için…

    Evde ödev soramam ben anneme. O evde yalnızca annedir; bunu daha önce öğretmiştir bana. Daha önceki zamanlardan birinde evde ona ödev sormak gafletine düşmüş ve verdiği yanlış bilgi nedeniyle sınıfta herkesin önünde kulağım çekilmiştir…

    “Sor bakalım arkadaşlarına; ödevlerini evde annelerinden mi öğreniyorlar,” diye…

    O zamanların öğretmeni hem bilginin, hem adaletin, hem iyiliğin dağıtıcısıdır… Çocuğu bile olsa kimseye ayrıcalıklı davranmayı yediremez onuruna.

    Yıllar, on yıllar sonra, bugüne yakın yıllardan birinde ben konuk olduğum bir Karadeniz köyünde o zamanın öğretmenlerini anımsıyorum. Aralarında öğretmenlerin de bulunduğu bir grupla tartışıyoruz. Bana her şeyin Kuran’da zaten yazılı olduğunu söyleyerek bilimin geçersizliğini, yaşamın her ânında ve her şeyde dinin esas olduğunu söylüyorlar. Açın okuyun oradan o zaman, bir açık kalp ameliyatı yapın diyorum. Ortalık geriliyor.

    Ben İslamiyet’in de, diğer dinlerin de doğuş zamanında olduğu gibi o devrimci, adaletçi, eşitlikçi, dayanışmacı ruhuna inanırım diyorum. Musa, nemrut firavunlara karşı halkının önderidir, İsa, Roma zulmüne karşı yoksul yığınların dayanağı olmuştur; Hz. Muhammed, Yahudi ve Arap bezirgânların el koyduğu halkına ait toprakları kurtarmak ve adalet sağlamak için savaşlara girmiştir… Saygım var kendisine de kitabına da, gönülden inananlara da... Ama ben bilim olmadan hekimlik yapamam diyorum…

    Araya giriliyor; kavga son anda önleniyor.

    Ertesi sabah Sultan Murat yaylasına kahvaltıya davet etmişler beni… Erkekler masada oturuyor, aralarında öğretmenlerin de bulunduğu çarşaflı ve türbanlı kadınlar onlara hizmet ediyor…

    Ben bu sofraya oturamam diyorum; benim kültürümde kadın erkek ayrımı yoktur. Birlikte hazırlamalı, birlikte oturmalıyız sofraya diyorum ve durumda bir değişiklik olmayınca kahvaltı yapmadan oradan ayrılıyorum.

    1 Aralık tarihi beni bir günün anısından alıyor, bir hayatı yorumlamaya götürüyor. Eski zaman, yalnızca ben çocuk olduğum, genç olduğum için değil, daha insani değerler taşıdığı için zaman zaman gözümde tütüyor.

    Yeniden o anlayışa, o bilginin, iyiliğin, adaletin önde tutulduğu toplumsal havaya kavuşabiliriz. Tek yapmamız gereken şey, kendimize ait olan aklı başkalarına emanet vermeden, piyasaya egemen olmuş düşünceyi sorgulayarak iyiden, güzelden, doğrudan yana olmak… Kutsal inançlarımızın yazılı olduğu kitap sayfalarını mızraklarının ucuna geçirerek savaş kazanmakta olan Muaviyelere karşı uyanık durmak, günlük çıkarlar için piyasanın insanı ve her şeyi şeyleştiren, alım satım nesnesine dönüştüren işleyişine karşı çıkmak…

    İnsanlık onuru yalanı, karanlığı ve salgın hastalıkları bilimin, iyiliğin, güzelliğin yardımıyla, dayanışmacı ruhuyla yenecek bir gün…

    1 Aralık kutlu olsun…

    1 Aralık 2020, Alper Akçam