DİLEK AĞACINDA BİR ÇAPUT
Hani şöyle uzakça bir diyar olsun diyorum
Gürültüsü patırtısı olmayan sessiz bir yayla gibi
Arada bir anasını yitirmiş kuzuların melediği
Islak burunlu körpecik bir dananın az önce ana memesini emdiği
Upuzun kışlarda tipilerin estiği / el ayağın buz kestiği bir diyar
Orada işte
Yol üstü / birden çıkıveren karşınıza
Kupkuru dallarıyla bir ağaç / renk renk ipleri / çaputlarıyla bir dilek ağacı
O ağaçta bir çaput parçası olabilsem diyorum
Gelip de geçivermiş birinin
Kırgınlıklarını / hasretlerini / umutlarını / yüreğindeki o iç geçirten ürpertiyi taşısam
Bir umuttan bugünlere armağan kalmış olsam
Rüzgâr vurdukça sallansam
Yağmur vurdukça ıslansam
Sabahtan akşama kızgın güneşin altında yansam
Eski bir entarinin eteğinden yırtılmış / ya da eprimiş bir kol ağzından / uzun ve kahırlı yıllardan kalmış
Dilek için o kuru ağaca bağlanmış bir bez parçası olsam
İşte o zaman
Ne han isterim ne hamam / ne şan isterim / ne makam…