HAKKINDA YAZILANLAR

BURSA SÖYLEŞİSİ BASINDA

Bursa Tabip Odası tarafından düzenlenen "Cumhuriyet, Kadın ve Edebiyatımız" başlıklı söyleşi haberi Bursa Olay Gazetesinde yayımlandı

DİLİN DÖRT ATLISI ÜZERİNE- HALE SEVAL

Dilin Dört Atlısı

 

Alper Akçam'ın Vüs'at O. Bener, Bilge Karasu, Leyla Erbil, Oğuz Atay'ın dil oyunlarına ışık tuttuğu ve kitaplarındaki edebiyat-felsefe birlikteliğini de gündeme taşıdığı kitabı Dilin Dört Atlısı - Vüs'at O. Bener, Bilge Karasu, Leyla Erbil, Oğuz Atay üzerine bir inceleme.

Dilin Dört Atlısı

EĞER BİRGÜN KİTAP EKİ'NDE

HALE SEVAL SÖYLEŞİSİ

Yakın zamana kadar türler arasında öyküyü daha kendine yakın bulduğunu söyleyen Akçam, romanın, günün parçalanmış kent yaşamı ve duygusal gelgitleri içinde kendisini en çok zorlayan tür olduğunu belirtir. Karakterlerin özgün kimliği yazarın günlük ruhsal değişimlerinden, yaşamın anlatıcının üzerine bıraktığı kırılmalardan etkilenmemeli dese de yazar kendini ne kadar yaşamdan soyutlayabilir; kuşkuludur. Alper Akçam ile yeni romanı ‘Eğer’ üzerine konuştuk.

ANADOLU RÖNESANSI ÜZERİNE (HALE SEVAL - CUM. KİTAP)

-Üç ana başlık altında topladığınız kitabınızda; I. Bölüm; “Erken Cumhuriyet Dönemi” Kültür ve eğitim Politikalarına Yönelik Eleştiriler, II. Bölüm; Eleştiriler Işığında Türkiye Cumhuriyeti Uluslaşma Sürecinin Kısa Tarihçesi ve “Erken Cumhuriyet Dönemi” Kültür ve Eğitim Politikaları adlı kısımlardan oluşmakta.  İlk olarak  Kur’an’ı Kerim’in Enfal Suresi 22. ayetini biraz açmanızı istiyorum ve bununla birlikte kitabınızı ithaf ettiğiniz  “kırmızı saçlı taş yapılarına” diyerek nitelediğiniz Cilavuz Köy Enstitüsü’nü. Çünkü kitabın arka kapağında yoğun bir deneme dediğiniz ve kapsamlı bir incelemenin sonucu olan bir kitap, başlarken neden bu ayete gerek duydunuz?

ORHAN KAYA NOTU

Kendisini hiç anımsamadığım bir yurttaş önceki gün Bursa’dan yazmış:

“Orhan Kaya
23 Ekim 18:31
Sayın hocam 18 yıl önce param ve sosyal güvencem olmadığı halde bütün dr.lar beni kabulü etmediği ama sizin icin giris aCilen ameliyata alarak hayatını kurtadığınız biriyim size minnettarım lütfen hakkınızı helal edermisiniz.ellerinizden öperim.sonsuz saygılar”

 

Seferihisar’da “Anadolu Rönesansı” Sunumu

Çoğu insan bilmez ama Türkiye’nin ilk sakin şehri olan SEFERİHİSAR’da gerçekten çok da güzel bir çekirdek sanatçılar topluluğu ve sanatla ilgilenen bir kesim vardır.. Tabii bu arada tarihin en eski medeniyetlerinden birinin de Seferihisar’ın beldesi  SIĞACIK’ TA antik ismiyle TEOS’ta kurulmuş ve yaşamış olduğunu belirtmekte fayda var..

İşte bu ilçemizde SANAT ETKİNLERİ denince önde gelen sosyal gruplardan biri de TEOS DOĞA SANAT FELSEFE GRUBU’dur (https://www.facebook.com/groups/seferihisarsanat.der ). Şimdi de bu topluluk 23 Nisan 2015 tarihinde ilginç ve önemli bir etkinliğe imza atTI. Bu tarihte yazar Alper AKÇAM “ANADOLU RÖNESANSI” isimli bir sunum yapTIve aynı isimli kitabını imzalaDI. Etkinlik saat 20:00 de SEFERİHİSAR SANAT BAHÇESİ‘nde başlaDI. 

DİLLERİNE KURBAN AYIN KİTABI

Orhan Kemal edebiyatımızın temel değerleri arasında. Edebiyat incelemesi. eleştiri ve biyografi alanları yalnız edebiyatımızın değil, genel olarak hayatımızın çok yönlü gelişmesi için büyük önem taşır. Değerli yazar, araştırmacı ve Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Alper Akçam'ın "Dillerine Kurban" adlı Orhan Kemal odaklı eseri örnek bir açı ortayı olarak Tekin Yayınevi tarafından yayınlandı. "Dillerine Kurban" adlı eseri Ayın Kitabı seçtiğimizi duyurmaktan kıvanç duyarız. Orhan Kemal ustamızı saygıyla anar, Alper Akçam'a ve Tekin Yayınevi'ne teşekkür ederiz.

PEN Yönetim Kurulu

Eylül 2014

Karnavalcı Roman ve Türk Romanı (Beyazıt Kahraman)

Cılavuz Köy Enstitüsü çıkışlı ünlü eğitimcimiz ve yazarımız Dursun Akçam’ın en büyük oğlu olan A. Alper Akçam Ardahan’da doğdu. İlk ve ortaöğrenim yılları, anne babasının öğretmen olarak görev yaptığı Ardahan, Kırıkkale ve Ankara’da geçti. Ankara Atatürk Lisesi (1968) ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini (1974) bitirdi. Ankara, Yalova, Karabük, Erzincan ve Bursa’da genel cerrah olarak çalıştı. Türk Tabipleri Birliği, Ankara, Bursa ve Zonguldak Tabip Odaları, İşsizlik ve Pahalıkla Savaş Derneği, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, Edebiyatçılar Derneği, Bursa Kültür ve Sanat Vakfı, Kıbrıs Balkanlar Avrasya Türk Edebiyat Kurumu (KIBATEK) gibi birçok demokratik kitle örgütünde görevler üstlendi. Karabük Demirspor ve Karabük Esnafspor takımlarında lisanslı futbolcu olarak oynadı. Karabük Demirspor’un kulüp başkanlığını, takım kaptanlığını, kimileyin çalıştırıcılığını yaptı. 

POSTMODERNİZM ÜZERİNE (EYLÜL DERGİSİ)

Postmodernizm,  dış dünyayı olduğu gibi anlatma, toplumsal ihtiyaçlara cevap verme çabasında olan geleneksel-gerçekçi anlayışa tepki olarak ortaya çıkan modernizme bir karşı duruş olmasının dışında nedir?

         Postmodernizm, özellikle batıdan gelen kültür endüstrisinin yarattığı bir ekoldür, yeni bir bakış açısıdır hayata. Edebiyatla hayat arasındaki bağları koparan anlayışın günümüzdeki uzantısı olarak görebiliriz. Postmodernizm, çağımızda artık üzerinde konuşulabilecek, söz söylenebilecek bir gerçeklik kalmadığını ve her türlü büyük söylemin, büyük savın artık gününün geçmiş olduğunu ileri sürer ve bununla birlikte insanlara, umutlu bir gelecek vaat eden her türlü sözün, söylemin aslında içinin boş olduğunu göstermeye çalışır. Bu bir yerde insanları bir bilinmezciliğe, mücadeleden uzak durmaya götüren ve şu anda dünyada kim egemense onun iktidarını sonsuzlaştırmaya çalışan bir yaklaşım tarzı olarak görülebilir. Bu anlamda postmodernizme sıcak baktığım söylenemez ama özellikle vurgulamak istediğim bir nokta var: Postmodernizmle kastettiğimiz, edebiyat yapıtının içeriğiyle, ne anlattığıyla ölçülmesi karşısındaki bir duruşsa, bu postmodernist yoruma katılıyorum. Bir edebiyat yapıtı içeriğiyle, ne söylediğiyle değil, daha çok nasıl söylediğiyle ölçülmelidir. Çünkü edebiyatın kendine özgü bir dili vardır. Siz bir gerçekliği tarih kitabında da anlatabilirsiniz, matematik formülleriyle de anlatabilirsiniz, başka bir bilgi aracılığıyla yahut günlük dille de. Ama edebiyata geldiğiniz zaman iş değişir. Edebiyatta artık göstergenin yalın gerçekliği bir kenarda kalmalı… Gösterge gerçeğe yöneldiği zaman sıradan bir bakışla orada yalın ve tekil bir gerçeklik aramak durumunda da değilsiniz. 

KADINLAR GÜNÜ ÜZERİNE (EYLEM ŞENTÜRK SÖYLEŞİSİ)

-Bir yazınızda 8 Mart'ın 'Dünya Emekçi Kadınlar Günü' olduğuna dikkat çekmişsiniz. Toplumun çoğunluğu bu günü 'Kadınlar Günü' olarak anıyor. Hangisini kullanmamız doğru? Eğer 'Emekçi kadınlar günü' dersek bir ayrım yapmış olur muyuz?

Her ikisinin kullanılması da kadının bugünkü toplumsal durumunu anımsatması bakımından yanlış değil… Sınıflı toplumla birlikte kadının hem kültür, hem dil olanakları bakımından toplumun gerisine itilmiş olması gerçeğini değiştirmez. Kadının cins ayrımcılığına karşı çıkan bir bakış açısıyla toplumda hak ettiği yere ulaşabilmesi açısından mücadeleyi başlatan eylemin ve düşüncenin odağında da çalışan kadının önemini başat gösterebilmesi açısından “Emekçi Kadınlar Günü” kavramının unutulmaması çok önemli…
 

GEÇMİŞ BİR ZAMANDI ÜZERİNE (EZGİ UMUT)

Açın yüreklerinizi.

        Hotak çocukların,

              dağ  başlarında,

                 eski hasırların üstünde yattıkları  gecelerden,

                        çoktan tarih olmuş kağnıların

      göğe dikilmiş başlarıyla kurdukları  köprülerden,

           yırtık, yamalı  giysileri içinde at koşturan akıncılar

                                        ve gökyüzüne avuç avuç atılmış altın tozları  gibi

                                                               göz kırpan yıldızlar gelip dolsun içinize!

Böyle diyor, Alper Akçam’ın son romanı “Geçmiş, Bir Zamandı”nın arka kapağı. “Hotak” sözcüğü, Anadolu kır yaşamında, tarla koşum zamanı öküzlerin boyunduruğunda sabahtan akşama ve günlerce oturmak zorunda kalan kavruk köy çocukları için kullanılıyor.  

ONUR BİLGE KULA: ALPER AKÇAM: Yazınsal Edim ve Kuramda Üretkenlik ve Bütünlük

ALPER AKÇAM: Yazınsal Edim ve Kuramda Üretkenlik ve Bütünlük

1952’de Ardahan’da doğan, Kırıkkale ve Ankara’da orta ve yükseköğrenimini tamamlayan Dr. Alper Akçam, hekim ve cerrahi uzmanı olarak ülkemizin birçok kentinde emekli olana değin hizmet vermiştir. İnsan sorumluluğu ve ülke kalkınmasına yazınsal-düşünsel anlamda katkı yapma duyarlılığı ve istenci yüksek bir birey olan Alper Akçam, şimdilerde bütün gücünü ve bilincini yazınsal ve yazın-kuramsal çalışmalara ayırmış bulunmaktadır. 

YÜKLEDİ GÜNAHINI SIRTINA ÜZERİNE (HAYRİ. K. YETİK)

Geçen yıl yitirdiğimiz aydınlanmacı, öğretmen ve öykücü Dursun Akçam’ın oğlu olmana karşın öykülerini kitaplaştırman oldukça gecikmiş; anımsadığım kadarıyla ilk öykün de 2001 yılında Agora’da yayınlandı; ama bir sürpriz gibi 1999’dan başlayarak beş yıl içinde yedi kitap birden yayınlıyorsun. Ağalar Ağası(1999), Karanlıkta Bir Işık(1999), Islaktı Gözleri(1999), Soluksuz Sıcaklarda(2000), Açık Kapıların Arkası(2000), Doktor Civanım(2001), ve bana bu soruları sorduran Yükledi Günahını Sırtına(2002) Nasıl bir açıklama getireceksin, doğrusu merak ediyorum. Yalnızca öykü yazıyor olsan, esin bu yaşta gelip bulaştı denebilir belki; ama, öyküye edebiyat kuramına ilişkin, yazıların, eleştirilerin, polemiklerin de var. Ortaya çıkmak için bu kadar beklemiş olman, nerde kaldın dedirtiyor insana. Ödipus kompleksine mi bağlayacaksın?

ALPER AKÇAM İÇİN (Nejla Kurul'dan)

Paylaşımınız için teşekkür ediyorum Hocam.

Açıkçası yazdıklarınızı okuduktan sonra, bugüne kadar Alper Akçam okumamış olmanın eksikliğini hissettim ve araştırma gereksinimi duydum. Ayrıca bugün kitap bakarken Akçam'ın "Karnaval ve Türk Romanı" adlı incelemesini de edinmiş oldum. Yazarlığı böylesine derinlikli tanımlayan ve bir sorumluluk alanı olarak gören, düşündüğünü düşünmekle kalmayıp, eyleme dönüştürebilen ve elimdeki kitaba kısa bir bakışla söyleyebileceğim; "barışçı gelecek" için tüm insanlığın kökenine bakıp, bütünün gerçekliğine ulaşmaya çalışan bir yazarla tanışmış oldum. Aslında uzağımızdaki bir "ışık"a götüren yolu Siz aydınlatmış oldunuz.

Tekrar teşekkürler...

Prof. Dr. Nejla Kurul