FORZA LİVORNA'DAN ALPER AKÇAM

 

 

1979 ila 1996 yılları arasında doktor olarak görev yaptığı Karabük'te Karabük Demirspor ve Karabük Esnafspor takımlarının formalarını giyer. Tam bu noktada sözü Alper Akçam'ın kendi anlatımına bırakmak uygun düşer.

''1989 yılında Demirspor takımının yöneticisi olan Öner Kölemenoğlu’nun istemediği üç papaz! (Ahmet Çorbacı, Rızvan Gelişli ve Alper Akçam) arasında yer almış olarak gençleştirilmesi düşünülen takımdan dışlandı. “Üç papaz”, o yıl formasını giydikleri 2. Amatör kümedeki Karabük Esnafspor’u lig şampiyonu yapıp Demirspor’un da yer aldığı 1. Amatör Küme’ye çıkardılar. Aynı yıl Esnafspor başarılı sonuçlar alırken Demirspor küme düşme tehlikesi yaşadı. “Üç Papaz”ın ayarladıkları Esnafspor’un Demirspor’a yatması (maç verme) ile Demirspor küme düşmekten kurtuldu. Kölemenoğlu takımın yöneticiliğini bıraktı… Alper Akçam Demirspor’un kulüp başkanı oldu.

Karabük, Zonguldak, Bartın ve ilçelerindeki karlı çamurlu sahalarda futbol oynadı. Karabük Demirspor’un kulüp başkanlığını, takım kaptanlığını, zaman zaman da çalıştırıcılığını yaptı. D. Ç. Karabükspor’da da üç dönem yönetici oldu. Kulüp doktorluğunu da yaptığı D.Ç. Karabükspor’un ilk kez birinci lige çıktığı yıl Alper Akçam da yönetim kurulunda yer alıyordu.''

Bütün bunların yanında kendisini burada tanıtmama neden olan Şalter Kemal (bitirim futbol öyküleri) isimli kitabı da dahil olmak üzere öykü ve roman türünde birçok yapıtı olan bir yazar aynı zamanda. Karanlıkta Bir Işık, Ağaların Ağası, Soluksuz Sıcaklarda, Açık Kapıların Arkası, Doktor Civanım, Islaktı Gözleri, Yükledi Günahını Sırtına, Çalı Çiçeği, Dostum Keleş, Gidenler Gelenlerdi, Masalsı. Bu saydığımız yapıtların bazılarıyla ödüller almış edebiyat çevrelerinde. Bir de Şalter Kemal var ki, içindeki futbol aşkını kelimelerle anlattığı... Zaten aynı adlı kitabındaki Şalter Kemal'in Büyüsü öyküsünden aşağıdaki pasajları okuyunca anlamamak mümkün değil onun içindeki futbol ve Demirspor sevgisini.


"(...)Karşılarındaki takım, birinci amatör kümenin birincisi, yörenin en varlıklı, en güçlü takımı, Yazıköyspor'du. Formaları, eşofmanları, tozlukları, topları, hatta futbolcularının bol jöleli saçları bile gıcır gıcırdı. Oyuncuların tümü seçmeydi. Aralarında daha önce kentin ikinci ligdeki takımında profesyonel olarak oynamış deneyimli futbolcular, o profesyonel takımda kadro şişkin olduğundan pişmeleri için Yazıköyspor'a geçici olarak devredilen, gelecekte büyük futbolcu olmaları beklenen genç yetenekler vardı.

Demirspor neydi? Takımın iskeleti olagelmiş beş altı delikanlı bitirimle mahalle aralarındaki bol çamurlu top alanlarından, sokaklardan, liselerin arka kapılarından toplanmış, umutları çok büyük, kalıpları çok küçük, genellikle ense tıraşları uzamış, yüzleri kansız, bacakları çarpık yoksul halk çocukları. Bu noktada hemen belirtilmeli ki, tüm kasaba takımlarında bulunan ve takımın demirbaşı olan bitirimlerin sayısı, her zaman için Demirspor'da diğer takımlara göre çok fazla olurdu. Bu bitirimler, futbol yaşamları bitince de takımda yönetici olurlar, futbolu evlerinden ve karılarından daha çok seven demir komisyoncularının yazıhanelerini dolaşıp bir yandan geçmişi yâd edip art arda çaylar içerken, bir yandan takıma malzeme alabilmek için bağış toplarlardı. Kasabanın en eski takımının, Demirspor'un elli yıldır kapıya kilit vurmaması bu delikanlılık ruhuna bağlanırdı.

Herkes de biliyordu ki, Yazıköyspor, her bakımdan üstündü Demirspor'dan... Maç başına da para alıyordu Yazıköysporlu oyuncular. Hem de ne para! Hocaları da bilinen, adı parlamış, deneyimli bir hoca... İkinci ligde takım çalıştırmış adam; bu yıl boş kalmış nasılsa, basmış parayı Yazıköyspor, geçirmiş takımın başına... Demirspor'un hocası kim? Kasabanın alkoliklerinden Şalter Kemal... İyi adam, hoş adam, gözünün içinde insanlık olan adam, yavrumsuz, gülümsüz konuşmaz da, hepsi hepsi Şalter Kemal işte!
(...)
“Parayla top oynayan yavşaklara teslim oldunuz lan! Bu mu Demirsporluluk? Hani lan sırtınızdaki formanın teri?”

Tüm formalar hem ter hem çamur içindeydi oysa. Bu sorunun çok saçma olduğunu düşündü takıma yeni girenlerden bazıları. Ellerinden geldiğince koşmuş, yorulmuşlardı işte... Güçleri de becerileri de yetmemişti Yazıköyspor karşısında durmaya...

“Hepinizin iki bacağı var işte. Hem de ben adamım diyen, üstüne don giymiş, şort giymiş bacak... Şort giyinince erkek olunmuyor! Erkeklik bacaklarınızın arasında sallanan et parçasında da değil lan!”

Olağan bir zamanda tümü gülerdi Şalter'in söylediklerine de, o an, Şalter'in sesinde öyle bir ayrı anlam vardı ki, kimsenin gülmek geçmedi içinden. Kıpırtısız dinliyorlardı. Tümünün gözü Şalter'in sesinde, ellerindeydi.
(...)
İlkin Ramazan düştü yere, üstüne bir koşu oraya varmış stoper Hamdi, üstüne başka bir bitirim, üstüne takıma bu yıl gelmiş bir liseli... Kocaman bir yumak oldular önce, gözlerindeki sevinç yaşlarını, yüzlerindeki, ellerindeki çamurları birbirlerine buladılar. Ağladılar, bir daha ağladılar... Sonra çözüldüler... Yerlere serildiler. Kimisi sırtüstü, kimi yüzükoyun ağlıyor. Güneş parlıyor gözbebeklerinde. Demirspor formasını giymenin hazzı, delikanlılık, bitirimlik sınavını başarıyla bitirmiş olmanın coşkusu dolanıyor damarlarında. Arka arkaya kalktılar yattıkları, yumak oldukları yerden... Sahayı çeviren tel örgünün orada diz çökmüş ağlayan Şalter Kemal'e koştular.

“Devre arasında büyü mü yaptın lan Şalter?” diye seslendi birisi kilimin oradan. Dönüp bakmadı bile Şalter, açtı kollarını iki yana, futbolcularının on birini birden kucakladı."

Resim

1991 Karabük Demirspor, ayakta sağ başta kolunda kaptanlık pazubandıyla Alper Akçam