TUTUNAMAYANLAR’DA TUTULAMAYANLAR
1970 TRT Roman Ödülü’nü kazanan Tutunamayanlar, Cumhuriyet kuruluşundan başlayarak altmışlı yılların ortalarına kadar bir arada tutulmaya çalışılmış dağınık öğelerin birbirinden koptuğu, heterojen güçleri bir arada tutan içsel dinamiklerin sona erdiği, ülkenin dış ekonomik-politik vektörler tarafından yönlendirilmesinin başladığı bir milad gibi okunabilir.
“BEŞİNCİ ŞARKI
Mısra 542… tunç devri
“Kaç yıl sonra başlayacağını henüz bilim adamlarımızın kesinlikle tespit edemediği tunç devri, halkımız için bir altın devri olacaktır. Bir kısım ilahiyatçılara göre bu devir, İsa’nın ikinci gelişiyle aynı zamana rastlayacaktır.” (Tutunamayanlar, s 244)
“Ulysses’te roman zamanının bir güne sığdırılması gerçekten radikal bir tercihtir. Joyce bu yolla bize her günün aynı olduğunu söylemektedir; ve böylece –Lukacs’ı üzecek ama- tarihsel ve edebi ‘perspektif’in (ki bir edebi tür olarak romanın en temel unsurlarından biridir) ve onunla beraber tarihsel ‘ilerleme’ fikrinin üzerinden silindir gibi geçmiş olur.” (F. Moretti, Mucizevi Föstergeler, s 230 –dipnot-)
27 Mayıs bir daha yaşanamayacaktır. Kırk elli yıl sonra yaşamın kendiliğindenmiş gibi görünen ekonomik ve politik akışına karşı yeni bir 27 Mayıs özlemiyle kıpırdamaya çalışan bireysel güdü, tüketim çağının bilinç akışı içinde olasılıklar, görünüp yiten nesnel varlıklar karşısında davranış yerine yarım kalmış tasarımlarla yetinmeyi yeğleyecektir.
12 Mart ve 12 Eylül ile yapılansa, tüketim endüstrisinin önünü tıkamaya çalışan sınıfsal karmaşaya dur demek, post-modern toplumun kendisi için var olma uğraşındaki zümre ve grupları yerine bulanık ve karmaşık bir iktidar mekanizmasının önünü açmak olmuştur.
Sivil gençlik, Deniz Gezmiş
1968 George Podol,
Ulyesse ile Tutunamayanlar, 20. yüzyıl başındaki Avrupa kapitalizminin beşiği Britanya ile kapitalizmle boylu boyunca tekelci çağda tanışabilmiş Anadolu’da 20. yüzyıl sonundaki “liberal” denebilecek kapitalist dönemin sona erdiğini, yapıyı ayakta tutma uğraşındaki modern bilincin parçalanarak “insancıl akıl” yoksunu bir bilinç akışının, kendini gizlemeyi başarmış bir “sivil hegemonya”nın egemenliğinin doğuşunun koşut kültürel ürünleri gibidir.
Tutunamayanlar’da da bir Teslis alegorisi olduğu çok açıktır. İsa’nın dönüşüne sıkça vurgu yapılır…
F. Moretti, Mucizevi Göstergeler adlı yapıtının Elliot’un Çorak Ülkesiyle ilgili değerlendirmelerin yer aldığı “Çorak Ülke’den Yapay Cennete” başlıklı bölümünde şöyle diyor: “Post-liberal dünyanın kurulması için işte böyle bireyselliğin kurban edilmesi gerekmektedir: (…) Dava’nın sonunda tanık olduğumuz bu kurban törenidir. Çorak Ülke’de kurban kan dökülmeden ama gene de sarsıcı ve etkileyici bir şekilde verilir”. (Mucizevi Göstergeler, s 269)
Ulysses’te modern kültürü temsil eden Stephan Dadalus’un kişi olarak kültürsüzlüğe evrilen görüntüsü, Tutunamayanlar’da Selim Işık’ın intiharı böyle bir özdeşlik içindedirler.
Her iki yapının “modernist ironi”nin kullanımı bakımından biçemsel koşutluklar gösterdiği de açıkça görülebilir.
“Modernist ironi ile tarihe karşı umursamazlık arasında bir suç ortaklığı vardır. Bunun en mükemmel dışavurumlarından birini Joyce’un belli bir retorik tercihinde, aynı pasajı iki ya da daha fazla üslupla tekrar tekrar yazmasında buluruz. Ulysses’in bazı bölümlerinde daha ön planda olan ama metnin tamamında görülen bir gereçtir bu (…) zira ironinin özünde tam da bir şeyi birden fazla bakış açısından görmek kabiliyeti yatar. (…) Ama daha da önemlisi, Ulysses’teki üslup çoğulluğu dikkatimizi olay adına ne varsa onlardan uzaklaştırır ve tamamen olayların görülebileceği farklı şekiller üzerinde odaklar.” (F. Moretti, Mucizevi Göstergeler, s 291-292)
Tutunamayanlar’da üslup çoğulluğu, aynı olgunun değişik üsluplarla yeniden yeniden yeniden anlatılması dağınık roman yapısı, yaptakçı çoğul biçemlilik içinde sıkça başvurulan bir teknik olarak gözlenir. Selim Işık – Metin – Zeliha arasında yaşanan aşk dolambacı romanın ön bölümünde uzun uzun anlatılmasına karşın, 437’inci sayfadan başlayarak Turgut Özben’in Selim Işık şarkıları üzerine yazdığı bölümde bir kez daha anlatı nesnesi seçilmiştir.
Oğuz Atay, her okunuşunda, Terry Eagleton’un Markla ilgili bir yorumu gelip çıkar metinler bulutunun içinden: “Tarih nasıl kendi aleyhine çevrilebilir? Bu ikimele Marks’ın verdiği cevap, akla gelebilecek en cesur cevaptır. Tarih ürettiği en kirli, en vahşi araçlardan yararlanılarak dönüştürülebilir. Güçlülerin ağzından köpükler saçarak dolaştığı bir ortamda, ancak güçsüzler, iktidara gelmesi gereken insanlığı temsil edebilir ve böylece bu terimin anlamını değiştirebilir. (T. Aegleton, Estetiğin İdeolojisi, s 289)