KAPIMI HİÇ ÇALMAYIN…

Karanlık ve kasvet böyle bir şey işte; içinde bulunan birçok kişinin farkına bile varamadığı bir körlük ortamı. Büyük usta Bilge Karasu tam otuz iki yıl önce, 1985 yılında yazmıştı Gece’yi… “Bu iş nereye dek sürer? Herhalde yalnız kalıncaya dek. Bütün aynalarda kendimizi görünceye dek, herkesin gözü sizin aynanız oluncaya dek… Daha doğrusu, önlerinde durmasanız da aynaların hepsi sizi gösterinceye dek; gönüllerinde olmasanız bile insanların gözleri sizden duyduklarıyla başkalarını korkutmaktan başka bir işe yaramaz oluncaya dek…” (Gece, s 223)

Hâlâ demokrasiden, hâlâ adaletten söz ediyorsa bu politikanın takipçileri ve alkışçıları, kendilerini kandırmaktan başka bir iş yapmıyorlar demektir. 

En büyük milatlar 12 Eylül 1980 darbesi ve 12 Eylül 2010 Referandumları oldu. Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının bu topraklara armağan etmeye çalıştığı çağdaş toplum düzeni, “Batı’ya rağmen Batı tipi demokrasi” hayali,  Batılı emperyalizminin Şarkiyatçı politikaları ve o politikalar içinde cep doldurmaya çıkmış yerli finans kapital ile yedi bin yıldır üretici kanı emen tefeci bezirgân yandaşları tarafından adım adım yok edildi. Tonguç Baba’nın 21 Köy Enstitüsü’nde kavruk köylü çocukları ile birlikte kurmaya çalıştıkları sorgulayıcı, yöntem araştırmacısı, üretken toplum anlayışı “komünistlik”ten kapatılıp yok edildi; 21. Yüzyıl başında da Cumhuriyet’e karşı yalın kılıç seferberliğe çıkmış emperyalist kültür servisleri hizmetindeki avantacı liberaller tarafından “faşist” ilan edilerek bir kez daha mahkûm edilmek istendi.

Damat adaleti kuruldu ülkede, ve tüm ülke “bizden olanlar ile ötekiler”e ayrıldı… 80 milyonluk ülkenin, cumhurun başkanı, “2019’a kadar çalmadık kapı bırakmayacağız,” demiş. Biz demokrasiden, cumhuriyetten yanayız diyorsanız hâlâ, siz kimsiniz, onlar kim diye sorarlar insana… Demokrasiler, en önce azınlıkta olanların haklarını korumakla donatırlar önlerini… Onunla övünürler...

Neden çalınacak kapılar; herkesi ikna etmek, herkesi aynı parti çatısı altında toplamak, o partiye oy vermeye zorlamak için… % 50 değil de, % 100 olmak için…

İzin verin de sizin yalnızca kendinize ve damatlara kıyakçılık yapan ve artık yargıdan başka her şeye benzeyen yargıyı azıcık eleştirme hakkımız bulunsun, izin verin de, bizim gibi düşünmeyenlerin de olduğu bir toplumda, farklı sesler, ayrı renkler içinde yaşama hakkımızı kullanalım; izin verin de demokrasinin kırıntılarıyla istediğimiz müziği dinleyelim, inançlarımızın gereğini nasıl yerine getireceğimize kendimiz karar verelim, çocuklarımızı, torunlarımızı kendi istediğimiz gibi sevip bağrımıza basalım, bizim gibi özgürlük isteyebilecek kokularını duyalım, bu ülkede bir zamanlar az da olsa özgürlüğün bulunduğunu anlatalım… 

Kendilerini liberal diye adlandıran şaşkın ördeklerin açtığı yoldan, din ve anadil istismarcılığının yarattığı karmaşa ortamından yararlanarak ve sizin sağladığınız olanaklarla geçen CİA uşağı FETÖ katillerinin devleti adım adım ele geçirdiklerini, memleketi kana buladıklarını ve onlara bu olanağı sağlayanların şimdi adalet adına en küçük bir ses çıkaranı, en küçük bir haber ve eleştiri yazanı içeri tıktıklarını anlatalım. Azıcık çeşnisi olsun hayatın… Yoksa siz de sıkılacaksınız… Her tarafı yalakalarla, alkışçılarla, avuç açanlarla, adaletsizliklere ve haksızlıklara sesini çıkarmayanlarla dolmuş bir ülkede yaşamanın tadının tuzunun olacağını sanmıyorum.

Hangi kapıyı çalarsanız çalın; benim kapımı çalmayın Allah aşkına; biliyorum neleri söyleyeceğinizi, biliyorum gözlerinizin içine baktığımda hangi boşlukları, hangi düzmece söylemleri göreceğimi…

Hiç zahmet etmeyin… Benim kapımı çalmayın…  Ben son nefesime kadar bu mandolinli köylü kızlarının izinde olacağım, elimden geldiğince size direneceğim… 


 

Siz kazandınız ve yine kazanacaksınız…

 

Sabahın ve ülkemin üstüne düşmüş derin sessizliğin, yorgunluğun, köklerde ve yapraklarda parıldayan terin, dağlara çökmüş pusun, gökyüzünü kaplamış bulutların derinliği ve enginliği içinde düşünüyorum. 
Benim güzel insanlarım; gözlerinizden, seslerinizden, yüreklerinizden öpüyorum sizi. Şartları hiç eşit olmayan bir mücadeleden çıktınız… Devletin tüm olanaklarının, parayla tutulmuş ekranların, bilgisiz beyin yıkayıcı konuşmacıların, trilyonlar harcanmış tanıtımların, dağı taşı, sokakları, binaları donatmış pankartların, hayır kazanırsa yoksulluk yardımlarından emekli maaşlarından olacaklarına inandırılmış kandırılmış yığınların karşısına çıktınız; neredeyse çıplak elle, dişle, tırnakla direndiniz... 
Sakın kırılmayın, birbirinize ve hayata darılmayın. Yalnızca doğru bildiğini savunan insanların iyi niyetle yer aldığı bir cephede herkes elinden geleni yaptı; günah keçisi aramayın... 
Siz kazandınız; rengine, diline, siyasi inancına, tarihi yanılgısına bakmadan, iyiyi güzeli doğruyu savunan herkesle kucaklaştınız… Büyük mesafeler aştınız. Bu ülkede yurttaşlık bilincinin, çok renkli, çok sesli bir zenginlik olarak bir arada yaşayabilmenin olanaklarını kurdunuz…
Her türlü kötülüğe karşı yiğitçe gerdiniz göğsünüzü; yiğitçe direndiniz; gerçekten de inanın ki, siz kazandınız. Aldırmayın görünen erkin kimin elinde olduğuna, kimin hiç durmaksızın buyurduğuna…
Siz, buyaramayanların ve kimseye buyurmak istemeyenlerin, tutunamayanların, sesi ve rengi geride bıraktırılanların kavgasında şanla şerefle yer aldınız…

Ancak sandık hileleriyle, mühürsüz oy düzenbazlıklarıyla kıl payı öne geçebildiler; aslında onlar da biliyor ki, kazanmadılar; yenilip tarihin bataklığına atıldılar…  
Bakın; iyi okuyun bu sabahları… Aklını kullanmayı beceren, hayat mücadelesinden iyi kötü başarıyla çıkan tüm şehirler, bulvarlar, sokaklarda sizler çoğunluksunuz, sizler varsınız.

MHP muhalefetinden, en kirli pazarlıklarla muhalefet hakkı bile elinden alınmaya çalışılmış Meral Akşener’in Diyarbakır’a gidip HDPli bir kadının elini sıkması, o kadının da Meral Akşener’i oralara geldiği için kutlaması karşısında söyleyebilecek ne olabilir ki… Farklı siyasetlerimizle, farklı renklerimizle, farklı seslerimizle bir arada ve eşik haklara sahip yurttaşlar olma istencini çoğunluk ve kalıcı kıldığımız an, emperyalist gizli servislerin ve Şarkiyatçı politikaların can damarını kırmış, ülkemiz için aydınlık ve barış dolu günlerin kapısını da sonuna kadar açmış olacağız.
İyi bakın yanınızdan geçen insanlara; bundan daha sevgiyle dolu olacak yüreklerimiz; daha hoşgörülü olacağız birbirimize karşı; daha sıkı bir dayanışma içinde yaşayacağız. 
Sakın kırılmayın ve hayata küsmeyin; sımsıkı sarılın sevdiklerinize, toprakta, havada, suda uç veren genç filizlerinize…
Yaşamın gelecek aydınlık günleri, sevginin, iyiliğin, güzelliğin, doğruluğun filizleri sizin ellerinizde, sizin güzel yüreklerinizde büyüyecek.
Şimdi sımsıkı sarılın sevdiklerinize, sımsıkı sarılın insanlık içir çarpmayı sürdürecek güzel yüreklerinize.
Sizlerle birlikte yaşıyor olduğum için, kendimi dünyanın en mutlu insanı olarak duyumsuyorum şu an.
Evet; ağlayın, ağlayın… İnsansınız ve ağlayacaksınız. Ama asla kırılmayın, hayata darılmayın…
Sımsıkı sarılın sevdiklerinize… Bir daha ve yeniden doğalım küllerimizden…
Ellerinizden, gözlerinizden, o güzel ve onurlu yüreklerinizden öpüyorum sizi. 
Siz kazandınız…

 

Mandolinle İzmir Marşı 

28 Mayıs Pazar günü İzmir’de Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Genel Merkezi’nin Genel Kurul’u vardı. Genel Kurul’un hemen başında değişik şubelerden gelmiş gönüllülerden oluşan mandolin topluluğu güzel bir dinleti sundu.
Alsancak’taki 9 Eylül Üniversitesi DESAM Salonu’nun dolduran farklı yirmi şubeden seçilmiş iki yüze yakın delege, onların yanında konuk ve izleyiciler, mandolin dinletisi başlar başlamaz farklı bir atmosfere girdi. Salonda yeni ve büyülü bir dünyanın kapısı açıldı sanki.
Mandolin, Köy Enstitüleri’nde öğrencilere çalması için dağıtılan, nefesli çalgılarla yaylı çalgılar arasında geçişi sağlayan, bizim Anadolu ezgilerine yeni ve farklı bir hava getiren bir çalgı… Köy Enstitüleri’nde Âşık Veysel’den Ali İzzet’e, Daimi’ye birçok halk âşığı usta öğretici olarak çalışıp öğrencilere halk müziğinin derinliklerini açmaya çalışırken bir yandan da evrensel sanat ve kültüre ait öğeler sunuluyor, kültürler arası bir köprü kurulmaya çalışılıyordu. İşin başında, Köy Enstitüsü öğrencilerinin kendilerini müzikle anlatabilmeleri ve aşabilmeleri için seçilmiş mandolin ve armonikanın Batı kökenli aygıtlar olduğu için köy çocuklarının bunları çalamayacağı görüşünde olan Adnan Saygun’u şaşırtan bir sonuç ortaya çıkmıştır. Baba Tonguç'un çoktan ayrımında olduğu halk kültürünün yenilikçi ve değişimci gücü kendisini göstermiş, neredeyse her Köy Enstitülü öğrenci bir mandolin ustası, yetkin bir müzisyen olmuş gibidir…
YKKED Lüleburgaz, Aydın, Mersin şubeleri birer otobüsle gelmişti genel kurula; Türkiye’nin çok farklı bölgelerinden toplanmış, Köy Enstitüsü yarım kalmış mucizesini bugünlere taşımaya, en azından tartıştırmaya kendini adamış yüzlerce kişiyi, eflatun renkli kravatlarla, kadın erkek bir örnek giyinmiş mandolin topluluğu karşısında izlerken ve mandolinlerden yükselen ezgiyi, salonun eşlik ettiği türküleri dinlerken kendimi heyecanlı, coşkulu, tazelenmiş ve ülkenin gelecek güzel günleri için verdiğimiz mücadelede çok yeni bir güç kazanmış gibi hissettim.
“Sürer eker biçeriz / güvenip ötesine / milletin her kazancı milletin kesesine!” diyordu Ziraat Marşı… “Sis Dağı’nın başında borana bak borana / bütün arkadaşları bekliyoruz horona,” diye horon çağrısı yapıyordu mandolinciler… Enstitü ocaklarından birinde bir sabah oyunundaydılar da az sonra Tonguç Baba’yı da isteyeceklerdi sanki horona… Ilgaz esintilerinden Ege zeybeklerine Anadolu ayağa kalkmış ruhları, gönülleri okşuyordu. 
Orada soluduğum havada, 16 Nisan Referandumu sırasında sağ sol, doğu batı demeden kol kola omuz omuza vermiş bir yurttaşlık bilinci vardı... Orada soluduğum havada ülkesinin aydınlık geleceği için özveriyle yola çıkmış, yeryüzünün sömürgenlerine ve sömürüye tümden kafa tutmuş insanlara ait yürek vuruşları vardı… Orada soluduğum havada, altı yıl gibi kısa bir süre kendi kuruluş ilkeleri doğrultusunda çalışabilmiş olmasına karşın, kavruk Anadolu çocuklarından dünya çapında yazarlar, sanatçılar yetiştirmiş, UNESCO tarafından gelişmekte olan tüm ülkelere örnek eğitim modeli olarak önerilmiş bir mucizenin ve onun kurucusu Tonguç Baba’nın çileli emekleri vardı. Orada soluduğum havada, soyut siyaset mekanizması ve emperyalist kültür politikalarıyla farklı sendikalarda bölünüp parçalanmış eğitim emekçilerini ve her siyasetten namuslu aydını böylesi bir ruhun çatısı altında toplayabilmek olanağının ışığı vardı… Bu olanak ve bu yol iyi kullanılmalıydı.
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, kendi ülke toprağına ayaklarını basan, insancıl ve barışçı bir anlayışla kültürler arasında köprüler kuruyor, Anadolu imece geleneği çerçevesinde paylaşımcı, dayanışmacı bir anlayışla, tüketim yerine üretimi, eğitimde özgür ve sorgulayıcı bir anlayışı, yaparak ve yaşayarak öğrenmeyi, üretim için eğitimi, çarpık kapitalistleşme ve zenginliklerin yağmalanması yerine doğayı korumayı, tarımı ve hayvancılığı, teknolojiyi geliştirmeyi, üretici örgütlenmesini önceleyen çok önemli bir mirası korumaya, geliştirmeye çalışıyor. 53. Sayıyı bulan, ülkenin en önemli kültür ve eğitim yayınları arasında yer alan, her sayı iki bin adedi Anadolu’nun dört bir yanına dağılan Yeniden İmece dergisi çok önemli yazılarla sayfalarını yazanlara, okuyanlara açık tutuyor.
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, Eğitim Reformu Platformları oluşturarak eğitim ve kültürün güncel sorunlarını tartıştı, somut yol haritaları kurmaya çalıştı... Üniversite etkinlikleriyle, geniş katılımlı sempozyumlarla yeni ufuklar açmaya uğraştı. Köy Enstitüleri’yle ve köy enstitülü yazarlarla ilgili onlarca kitap yayımladı.
Tüm bu eylem ve etkinlikler çok zor koşullarda, olanaksızlıklar içinde didinen bir avuç gönüllü insanın sırtından geçiyor ne yazık ki... Uzaktan izlenmek, birilerini hoşnut etmek, beğenilmek değil beklediğimiz; ilgi ve sevgi duyan herkes, bu çorbada bir tutam tuz olabilmenin, işin ucundan tutabilmenin bir yolunu bulabilmeli. 
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Mandolin Topluluğu’nun çaldığı, içimizi titreten İzmir Marşı bu ülkedeki tüm yurtsever, devrimci, ilerici aydınlara bir çağrı olsun; büyük bir buluşturmayı gerçekleştirelim. Köy Enstitülerini ve onun kurucu ilkelerini günümüzün değişin nüfus ve iletişim koşullarında kentlerle tanıştıralım. Ayrık otlarını, yolalım; yol alalım… 
Bu heyecanı, bu coşkuyu dostça bir buluşma, kardeşçe dayanışma havasında gerçekleştirmek için adımlar atalım… Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, doğu batı sağ sol demeden tüm namuslu aydınlara çağrı yapıyor, kapısını açıyor.
İMECEMİZE KATILIN…

Bakın ne diyor mandolinler:
“İzmir’in dağlarında çiçekler açar / Altın güneş orda sırmalar saçar!”

 

19 Haziran 2017, Alper Akçam...