ROMANLARIMIZDA KURTULUŞ SAVAŞI VE KADINLARIMIZ çıktı

Salt romanlar üzerinden hareketle Kurtuluş Savaşı’nı öğrenmeye veya başkalarına öğretmeye, o hummalı günlerin penceresinden kadınımızın durumunu o günün kendi gerçekliğiyle, olduğu gibi göstermeye niyetli olmayacağız… Dil işçiliği ve estetik bir uğraş alanı olarak bildiğimiz edebiyata böylesi bir yalınkat işlevi doğrudan yüklemeye hiç niyetimiz yok… Yine de, bu yazın tarzının, edebiyatın gerçeklikle ilişkisi üzerinde söylenmiş onca şeyi ve onca geniş bakış açılarını bir araya getirdiğimizde, temasında Kurtuluş Savaşı olan romanların bize nasıl geniş bir yelpazeden o hengâme günlerini bir kez daha çoğaltarak imgeleştireceğini, kadınımızın o günkü durumuyla ilgili önemli ipuçları verebileceğini tahmin etmek hiç zor değildir.

Sonuçta, daha savaşın silah ve top sesleri kesilmeden, akan kanları kurumamış iken yazılanlarla, o tarihten altmış yıl sonrasına kadar kaleme alınmışları bir araya toparlayıp tam yüz küsur yıl sonra ortak bir başlık altında değerlendirmeye kalkmak oldukça çetrefilli ama aynı zamanda çok geniş olanaklı bir uğraş olarak gelip çıktı karşımıza… Olaylar aynı dönemin bir parçası olarak metne giriyor olsalar da, bakış açılarının arkasındaki değişen zaman, hem ayrı bir zenginlik kazanmış, hem birçok düşünce salvosunun, ideolojilerin, kuramsal tartışmaların burgacında farklılaşmış toplumcul değerler de kaçınılmazca kendine bir yer açmış oldu.

Edebiyatta, insan ruhunun duygu boyutları, rengi, gölgesi de katılmaktadır tarihe ve hayata…