ROTTERDAM'DAN SELAM


ROTTERDAM’DAN SELAM…
Dört gündür Hollanda’dayım… Göz alabildiğine uzanan yeşil düzlükler, su kanalları, yel değirmenleri ülkesi… Bir zamanlar Afrika sömürgeleri olan, sermaye birikimini özellikle tarım ve hayvancılık sektörüne yönlendirerek, doğal zenginlikler ülkesi olan Türkiye yağ ve gıda piyasasına hakim olmuş, Avrupa Birliği’nin bir parçası olan Hollanda... Düzenli, sakin bir yaşam; önce bisikletlerin, sonra yayaların geçiş üstünlüğü olan, kimsenin korna çalmadığı, birbirine bağırmadığı, yerlere çöp atmadığı bir ülke…
“Bir yanımız bahar bahçe, bir yanımız yaprak döker” bir dünyada yaşıyoruz. Hemen yanı başımızdaki coğrafyalarda kan gövdeyi götürüyor. ABD emperyalizmi istediği her türlü yeraltı ve yerüstü zenginliğine konabilmek için bir yandan İslam üzerinden Şarkiyatçı politikalarla geri bıraktığı komşu ülkelere Orta Doğu’daki saldırgan gücü İsrail’i de yanına almış, acımasızca saldırıyor. Tam da böylesi günlerde geleceğimiz için önemli kararlar almak, ABD’nin coğrafyamız üzerinde oynadığı oyunlara var gücümüzle karşı çıkmak zorundayız. Edebiyatından kültürüne, gazeteciliğine, aydınlarımıza çok büyük görevler düşüyor. Bir yandan, ülkemizde büyük bedeller ödeyen birileri bu görevi canla başla yerine getirmeye çalışıyorlar. Bir yanda da eveleme gevelemeden dolaylı yoldan emperyalizme arka çıkmaya yol açacak yapay hedefler göstererek kafa karışıklıkları yaratanlar, duyarsızdan öte ihanet içinde olan aydınlarımız var.
Hollanda konuşmalarımda, kültür ve emperyalizm, Şarkiyatçılık, aydınlara düşen görevler üzerinde durmayı öncelikli gördüm. İki gün önce Amsterdam’da yaptığımız toplantı tam bir fiyasko oldu. Yeteri kadar duyuru yapılmamış, sahip çıkan olmamıştı. Beni yakından takip eden, kendileri de kitaba dönüşmüş edebiyat çalışmaları içinde olan, birisi Giresunlu, diğeri Kars-Selimli, toplantı haberini benim sayfamdan duyup gelmiş iki kadın okurum, ilgiyle, sevgiyle, gözlerinde dost ışıltılarla izlediler konuşmamı; sonra da ikisi de koca birer kucak kitap alarak ayrıldılar. Onlar gelmese hiçbir anlamı olmayacaktı o toplantının. Bir de ille de söz alıp konuşmak gereği duyan, benim bildiğim Ardahan’ı bana satmaya kalkan birileri devreye girdi. Ne dediğini anlayabilmek için onu onlarca dakika onu dinlemek zorunda değildim kuşkusuz; Ardahan’a verilmiş onca emeğime bir sözcük bile ayırmadan, en küçük bir teşekkür etme lütfunda bile bulunmadan kendince angaje olduğu bir şeyleri öne çıkarmaya çalıştı. Sağlığım uygun değildi en azından o gerilimi yaşamaya, ister istemez sözünü kesmek zorunda kaldım, ortam iyice gerildi ve etkinlik bitiminde tansiyonum çok yükseldi.
Dün Rotterdam’da yaptığımız toplantı ise her şeye bedeldi, katıldım çok iyiydi, dinleyicilerim çok büyük bir ilgi ve sevgiyle oturdular karşımda, gerekli sorular soruldu, tamamlamalar da yapıldı ve kitaplar adeta kapış kapış alınarak önüme imzaya getirildi.
Hollanda’da yaşayan demokrat, devrimci, dünya sorunlarıyla gerçekten ilgili ve bir şeylerin ayrımında olan bu güzel insanlara gönül dolusu teşekkürler.
Burada bize düşün öncelikli görevler ne olabilir diye soranlar oldu… Yanıtım, halkımızı karanlık ağlarıyla sarmış ve ülkemizin Orta Çağ batağına, Orta Doğu karanlığına sürüklenmesine politik tercihleriyle hatta kendi kazançlarından ayırdıkları maddi destekleriyle doğrudan hizmet eden cemaat ve tarikatlara karşı mücadele etmek, tüm yurttaşlarımız ile bire bir ilişki kurarak onları o karanlık ağdan kurtarabilmek için uyarmak, çabalamak olabileceğini söylemek oldu. Kuşkusuz kendi çocuklarının da sorgulayıcı aklın, üreticiliğin önde olduğu bir eğitimin içinde olabilmesini, yurtlarını, kültürlerini düşünmelerini sağlamaları, insanın yaşamı için çok önemli olan “Aidiyet Duygusu”nu sağlam temeller üzerine kurmalarının önemine de değindim.
Rotterdam’dan güzel yurduma, canla başla aydınlık, adalet, kardeşlik, özgürlük için çabalayan aydın dostlarıma ve tüm okurlarıma gönül dolusu selam, sevgi…
Gününüz aydın olsun…
06 Nisan 2026, Alper Akçam