HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ HÜLYA KARADENİZ SÖYLEŞİSİ

Yanıtlar:

 

  1. Öykülerdeki karakterler ya hayatın içinden seçilmiş kişilerdi ya da olay örgüsündeki boşlukları doldurmak, anlam akışını çoğaltmak için kurgulan kişiliklerdir. İster yaşayan bireyler arasından seçilmiş, isterse imgelem dünyasından kurulmuş olsun, kahraman ve karakterimin hayatın içinde birebir karşılığı vardır ya da olmalıdır… Kimi zaman toplumsal bir konumu temsil eden bir “tip” olurlar, kimi zaman da bulunduğu toplumsal durumu hiçe sayan aykırı kişilikler olarak ortaya çıkarlar. Bu farklılıklar öyküde oluşturulan atmosfere, kurguda canlandırılan diyaloglara göre değişir…

 

Kimi en başından vardır anlatının, kimi yazmaya başladıktan sonra kapıyı bile çalmadan çıkıp gelir… Olay örgüsünün içinde kendine bir yer bulur bulmaz da kendi gönlünce davranmaya, benim kafamı ve metni karıştırmaya başlar. Tüm kahramanlarıma en az kendi anlatıcım kadar söz hakkı vermeye çalışırım. Yazdığım metni bitirdiğimde başlangıç noktasının çok uzağına düşmüş olduğumu da gördüğüm olur.

 

  1. Çocukluk çağı yaşamın başladığı, tüm olgu, nesne ve kişiliklerin yalnız kendileri olarak hayata baktıkları bir dönemi çağrıştırır. Duygusallık, içtenlik ve coşku öndedir. Hem anlatıcı hem de edebiyat okuru için temiz bir sayfada yol alma olanağı sağlar çocuk edebiyatı…

 

Ayrıca, doğanın içinde, farklı bir coğrafya ve toplumsal yapıda geçirilmiş kendi çocukluk yaşamım, kimi anıların ölümsüzleştirilmesi isteği, metinlerde bir çocukluk yolculuğu yapmanın hazzını yaşamayı gerekli kıldı diyebilirim. Öykülerimdeki çocukları da yetişkinleri de yitip gitmiş anılar ve kahramanların bıraktığı boşlukları doldurmaya çalışarak yaşattım. O boşlukların asla dolmayacağı bilincini de hep üstümde taşıyarak. Buna çocukça bir adalet duygusu öncülük etti diyebilirim.

Çocuk edebiyatı ve öyküleri, edebiyat içinde renkli bir estetik bir çeşitlilik olma yanında yaşamı baştan sorgulama ve yazarına yeniden yaşama başlama olanağı sağlar.

 

  1. Yaşam ve yazın çok karmaşık ilişkiler ağıyla birbirine bağlıdır. Çocukluk yaşlarından başlayarak, yazar ve öğretmen olan babamın da örnek davranışlarını görerek, ders notları ve bilgi içeren kitaplar dışında bir şeyleri okumaya olan eğilimim, yaşamın farklı alanlarında geçen bir yaşam öyküsüne sahip olmam, bu iki ayrı yol, beni edebiyata yöneltmiş olabilir. Kendimi bildim bileli yazarak paylaşmayı hep önde tuttum. Hekim olarak çalışırken de hastaların yaşam öykülerini önemsedim; dosyalarda yalnız bir bilgi aktarımı sağlamayı değil, kişiye ait özel izlerin de bulunması için farklı bir özen gösterdim. Hastanelerdeki karmaşaya, haksızlıklara karşı çıkan yazılar yazdım…

 

Diğer yandan, taşrada genel cerrahi uzmanı hekim olarak çalışmanın getirdiği yükümlülükler, sorumluluklar, hatta zorunluluklar ile edebiyatın bana tanıdığı özgürlükler, hayatımın iki cephesi olarak beni oradan oraya savurup durdu. Taşra cerrahı, attığı her adıma dikkat etmeliydi… Gittiği her yer bilinmeliydi ki, ivedilikle ulaşılabilsin, hastaneye çağrılabilsin, apar topar ameliyathaneye koşup kanla canla uğraşsın… Bir akşam, hastanenin arkasındaki oturduğum lojmana geçerken hastanenin en alt katındaki ilk yardımdan ve üst üste iki kattan birden görevliler pencereye çıkmış acele beni çağırıyordu…

Taşra cerrahının yatacağı zaman belli değildi, yemek yemese de olurdu… Hatta uyumak, sevişmek, bir köşeye çekilip kendi iç sesini dinlemek gibi hakları olmamalıydı. Ayrıca, davranışlarına, giyimine, kuşamına özen göstermeli, saygın bir bay gibi durmalıydı halkın karşısında.

Edebiyat ise benim kendini bildi bileli özgürlük arayışındaki göçebe ruhumu çağıran sonsuz bir gökyüzü, ya da dipsiz bir kuyu gibi idi. Öykülerle, romanlarla, hatta eleştirel deneme yazılarıyla uçsuz bucaksız göklerde kanat çırpabilir, ya da onun hüzünlü karanlığında kendimi gizleyebilir, hatta yitirebilir, her iki koşulda da kendim olarak yaşama olanağı bulabilirdim.

 

Bu nedenle de hekim olarak çalışmamın zorunlu sayılabildiği dönemi kapatır kapatmaz yalnızca edebiyat için yaşamaya başladım. 6 yaşımda ilkokul ikinci sınıftan başlayarak erken yaşta hekim ve genel cerrah olmam nedeniyle böyle bir olanağım vardı. Daha kırk sekiz yaşında emeklilik hakkını doldurmuştum. Hemen hiç beklemedim; emekli olup edebiyata koştum…

 

  1. Kitaplarımdaki resimlemeler yayınevi tarafından sağlanmıştır. Bu nedenle kitaplar arasında farklılıklar gösterir. Bu konuda yazara danışma ya da söz hakkı verme konusunda çok duyarlı değildir yayınevleri…

 

 

  1. Köy yaşamının doğayla iç içe oluşu, Anadolu köylerinde varlığını belli ölçüde sürdüren paylaşma ve dayanışma duygusunun çocuk için çok çekici yanları bulunuşu günümüz toplumundaki sıkıştırılmış birey düşünsel alanı için çok önemlidir diye düşünüyorum. Yeni kent toplumunun beton ve trafik bunaltısındaki çocuk ve genç kuşaklara, nesnel kültürün baskısından kurtulup birey olarak var olabilmek için farklı bir imgelem alanı kurma olanağı sağlaması, hem de çocukluğumun coşkulu bir doğa ve insan coğrafyası içeren köyde geçmiş olması, beni bu yöne doğru götürdü diyebilirim...

 

Köy yaşamı, kent toplumu içinde özgürlük duyguları örselenen ve tüketici birer makine durumuna getirilen insan için yeniden kendi varlığını duyumsayabilme, yaşamdan gönlünce haz alabilmenin yolunu açabilecek bir çoğulluğa sahiptir.

 

 

Teşekkür ederim.