HAYAT BİR BIÇAK SIRTI GİBİDİR…

Hemen sonrasında yeni bir görüntü geliyor ekrana… Suriye iç savaşında tutsak alınmış Suriye ordusu askerleri emperyalizmin para ve silahla desteklediği muhalif güçler tarafından yere oturtulmuşlar.

Eli silahlı muhalif militanlardan biri bağırıyor:

“Tekbiiir!”

“Allahü Ekber!”

Yere oturtulmuş tutsak kalabalığı hep birden yanıtlıyor. Bağırtan da Müslüman, bağırmak zorunda olan da… Bir ortaoyunu izliyoruz sanki. İpleri başkasının elinde olan bir oyun.

Dünyanın bir ucunda, yıllardır Orta Doğu’ya, Müslüman ülkelere, yeryüzünün petrol kaynaklarına asker potini, bomba, açlık, yıkım yağdıran emperyalist ajanları götüyle gülüyor olup bitene…

Suriye’de emperyalist ordulara gerek bile kalmamış. “Özgür” adını takmış paralı askerler kendi dindaşlarına, kendi yurttaşlarına hiç sakınmadan kurşun sıkıyor.

Suriye’de olanlar da, Malatya Doğanşehir’in Sürgü beldesinde olanlar bizim için hiç aykırı şeyler gibi görünmüyor. Koca bir İslam dünyası olarak ne tarihten ders almayı öğrenebildik, ne de ağzı köpüklü saldırganlığı yetiştiren merkezleri lanetleyebildik…

Hele de emperyalizme karşı dişle tırnakla bir ulusal kurtuluş savaşı vermiş, dünyaya örnek olmuş Anadolu’da olup bitenler… Sivas’ta, Çorum’da Maraş’ta anne karnındaki ceninleri baltayla kesmedi mi “cennet” rüyalarıyla afsunlanmış ABD emperyalizminin Hasan Sabbahlığına uşak yazılmış kuş beyinliler? 6. Filo’ya karşı gösteri yapan üniversite gençliğinin üstüne devletin polis desteğiyle, ABD’nin örgütlediği “kontrgerilla milliyetçisi” tetikçilerle, eli sopalı, eli bıçaklı “Tekbiir!” diye bağıran cami kalabalıklarıyla saldırmadılar mı? Kıymadılar mı tertemiz, gencecik canlara?

İstanbul’da Üsküdar Belediyesi’nin düzenlediği iftar yemeğinde ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis J. Ricciardone ve İstanbul Başkonsolosu Scott Frederic yemek dağıtıyorlar. Hazreti Ömer adaleti arayışı ile ibadetini yerine getiren Anadolu insanını İslam silahı ile vuruyorlar; pişkinlik akıyor yüzlerinden. Güney sınırlarımızdan Suriyeli muhaliflere, oradaki kardeş kavgasına asker ve silah yardımı akıyor. Ta Libya’ya kadar gitmişti gemilerimiz, oradaki yıkıma da katılmak için…

“Ne işi varmış Nato’nun Libya’da?” diyen insanca tepkinin yerini emperyalizme araç olma politikası almıştı çoktan… “Komşularla sıfır sorun”lu balkon konuşmalarını alkışa durmuştu liboşlarımız…

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da iktidarlar arka arkaya el değiştiriyor. Despot hükümdarların yerini Müslüman Kardeşler ve İslamcı politikaların egemen olduğu siyasal eğilimler alıyor. Petrol kaynakları, insan kaynakları, yer altı zenginlikleri, akarsular emperyalizmin yaban saldırısına uğruyor.

İftar sofralarında bu politikaya alkışlar toplanıyor! Cuma’da Halife Hazreti Ömer’e, “neden senin kaftanın benimkinden büyük” diye sorabilen gazilerin yerini, önüne ne konmuşsa “şükür” diyen, iktidar sahiplerini körü körüne destekleyen koşullandırılmış kitleler almıştır...

Herkesin gözü önünde oynanıyor oyun!

Fethullah Gülen Hocaefendi yıllardır Pansilvanya’da binlerce dönümlük bir çiftlikte ağırlanıyor.

Bitmek bilmeyen kaynaklara sahip bir yeni kültür yıllarca ücretsiz dağıtılan gazete ve dergilerle kavradı toplumu, okullar kuruldu… Gülen okulları ile Afrika ve Asya’da emperyalizme uzantılık eden yeni kuşaklar yetiştiriliyor. Tüm yerellikler, ulusal karşı duruşlar yok ediliyor.

Özbekistan ve Türkmenistan’da Gülen okullarının kapatılması, bu okullarda öğretmen olarak çalışan ABDli öğretmenlerin CİA ajanı çıkmış olmaları da gözünü açamamaktadır kimi demokratlarımızın (!) bile…

21. yüzyıl başlarında emperyalizmin yoğun saldırısı ile hizaya girip “ulusalcılık karşıtlığı”nı dünyaya bakışının amentüsü yapan kimi sol, liberal kesimlerimiz hangi bataklıkta çırpındıklarını hiç göremeyecekler sanırım.

Bıraktık televizyon kanallarında, ücretsiz dağıtılan gazetelerde, paket paket önüne atılan makarna, kömür torbaları ile kafası şallak mallak edilmiş halkımızı, aydın geçinen kimi zibidiler de en derin bir aymazlık ve ihanet akıntısı içinde sürükleniyor... 2 Temmuz 1798 günü Mısır’ı işgal için İskenderiye’ye çıkmış Napolyon’un Mısırlılar’a söylediği “nous sommes les vrais Musulmans” (biz gerçek Müslümanlarız) sözünde dile gelmiş yöntemi, 1996 yılında doğrudan ABD Başkanı’na bağlı ACRFA (Advisory Committee on Religious Freedom Abroad / Dış Ülkelerde Din Hürriyeti Danışma Komitesi) elemanları üstlenmişlerdir. Sosyal demokrat muhalefetimizin bile önünde el pençe divan durduğu Gülenci kültür politikalarının arkasında ACRFA, Geortown Üniversitesi’nin “Turkısh Studies”leri vardır. “Gülen Sempozyumları”, “Abant Toplantıları” bu merkezlerin maddi-manevi yönetimiyle yürütülmektedir.   

Madalyonun diğer yüzüne de geçelim. Aynı günlerde, yüreklerde güller açtıran şeyler de oluyordu… 2012 Temmuz 19 günü, yetmiş yıl önce kavruk Anadolu çocuklarının raylar üzerinde kalas çekerek, sırtlarıyla taş taşıyarak kurdukları anıtsal Hasanoğlan Köy Enstitüsü yapılarında onarım başlamıştı. Çok değil, bundan üç dört yıl önce böyle bir onarımın başlayacağını söylesek, kimseler inanmazdı.

2009 Mayıs ayında Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği olarak içimizde hep bir yara gibi duran yıkılmaya, yok olmaya terk edilmiş Hasanoğlan Köy Enstitüsü anıt yapılarında kalıcı bir şeyler yapabilme amacıyla başlattığımız, üniversite öğrencilerinin ve sanatçı derneklerinin, demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla Hasanoğlan Çalışma Grubu'na, oradan çeşitli kamplara, üniversite toplantılarına giden uzun soluklu bir çalışmanın öncülüğünü yapmıştık...

O günlerde ulaşıp konuştuğumuz resmi kişiler Hasanoğlan’daki amfi tiyatro ve çevresini “müstecir”e verip “halka açmak”tan söz ediyordu. Yıkık sinema salonunda, müzik işliğinde tiner ve bali çeken gençlerimizin yanına çevrede mangal yapan halkımız, gazoz-kola satan büfelerimiz katılacaktı! Kültür Bakanlığı’ndan belediyelere bu bir ortak anlayış gibi yer etmişti. Milli Eğitim Bakanlığı Yapı Daire Başkanlığı, çevre için tehlike teşkil eden eski sinema ve müzik işliklerinin yıkımı için Kültür Bakanlığı Anıtlar Kurulu’na yazılar yazıyordu!

Arka arkaya toplantılar düzenledik; üniversite öğrencilerini Köy Enstitüsü yaşamını duyumsatan etkinlikler için Hasanoğlan’a taşıdık; Ankara’daki eğitim fakültesi dekanlarını bir araya topladık. ODTÜ, Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi etkinlikleri çok kapsamlı ve ses getirici nitelikte oldu.

İzleğimiz boyunca soyut politikadan, ayrımcılıktan hep uzak kaldık. Somut, elle tutulur bir amacın peşindeydik: “Anıtsal ve kutsal bir değeri olan Hasanoğlan yapıları kurtarılmalıydı!

Hasanoğlan için Mayıs 2009’da yaptığımız çağrıya öncelikle ODTÜ öğrencilerinin oluşturduğu Eğitim Topluluğu, Mimarlar Odası Ankara Şubesi, YAPIDER ve AFSAD yanıt vermişti. Hasanoğlan çalışmalarının kararlı yapkın katılımcısı YAPIDER’in uzun bir süredir zaten Hasanoğlan’la ilgili bir çalışma yapmakta olduğu da böylece öğrenmiştik. 

2-3-4 Temmuz tarihinde, çoğunluğunu üniversite öğrencisinin oluşturduğu yüz ellinin üzerinde gönüllünün katıldığı bir kamp çalışması yapıldı. “Ot Yolalım Yol Alalım” parolası ile başlatılan çalışmalar sırasında anıtsal yapıların çevresindeki ot ve çalılar temizlendi, kurulan işliklerde kültür ve sanat etkinlikleri düzenlendi, katılımcılara Köy Enstitüsü ruhu yaşatılmaya çalışıldı.  

Temmuz Yaz Kampı katılımcı birey ve örgütler arasındaki dostluğu çoğaltmış, 29 Temmuz 2009 tarihinde yaz kampı katılımcılarından ODTÜ Mezunları Derneği’nin Vişnelik yerleşkesinde yapılan, AFSAD tarafından hazırlanmış bir fotoğraf gösterimi ve arkasından yapılan konuşmalarda çalışmalara süreklilik kazandırılması kararı alınmıştı. Hasanoğlan Çalışma Grubu’nun temelleri de bu toplantıda atıldı.

Hasanoğlan’da Koruma Kurulu tarafından koruma altına alınmış bulunan yerleşke içinde yıkılmaya yüz tutmuş yapıların bir an önce kurtarılabilmesi için, yüzlerce fotoğraf çekildi. Çekilen bu fotoğraflar birer yazı ile TC. Milli Eğitim Bakanlığı ve TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na gönderildi. Bu yapıların ivedilikle kurtarılması istendi. Ancak Kültür Bakanlığı’nın verdiği yanıt yazıda ve MEB’nın sözlü yanıtında alan sorumlulukları ve ödenek eksiklikleri nedeniyle gereken onarımın yapılamayacağı bildiriliyordu.  

3-4 Ekim 2009 tarihinde gelen yoğun istekler üzerine ikinci Hasanoğlan Kampı gerçekleştirildi; “Geçmişten Geleceğe/ Hasanoğlan’da İkinci Perde”... Yüzü aşkın üniversite öğrencisi, sanatçı dernekleri, meslek odaları ile, Hasanoğlan’da yeni bir çevre temizliği çalışması yapıldı. Kültür ve sanat işliklerinde imececi ruh, dostluk ve şenlik havası vardı…  

2 Kasım 2009 tarihinde ODTÜ Mimarlık Fakültesi salonunda ODTÜ Eğitim Fakültesi’nin de katılımıyla gerçekleştirilen “Cumhuriyet Eğitim-Kültür Politikaları ve Hasanoğlan Köy Enstitüsü” başlıklı toplantıya birçok üniversite öğrencisi yanında Ankara’daki eğitim fakültesi dekanları da katıldı.

Dekanlar, 6 Ocak 2010 tarihinde Gazi Üniversitesi’nde düzenlenen “Mustafa Necati’den Günümüze Kültür-Eğitim Politikalarımız ve Hasanoğlan Köy Enstitüsü” etkinliğinde de buluştular. Toplantılarda oturum başkanlığı yapan öğrenciler, etkinlik süresince çeşitli beceri ve yeteneklerini de izleyenlerle paylaştılar. Aralık 2009 tarihinde kurulan ve Ocak 2010 tarihinden başlayarak Hasanoğlan Çalışma Grubu’nun katılımcısı olan Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Okulu Mezunları Derneği, çalışmalara yeni bir ivme kazandırdı.

25 Şubat 2010 tarihinde yapılan Hasan Âli Yücel anma toplantısının ev sahipliğini ziraat fakülteli gençler yapıyordu. Hasanoğlan Çalışma Grubu, 13 Mart 2010 tarihinde bir Gönen gezisi düzenledi. Gezinin amacı, daha önce Köy Ensitüsü iken yapıları Hasanoğlan benzeri bir biçimde terk edilip yıkıma bırakılmış, daha sonra YKKED Isparta Şube Başkanı Oktay Köse’nin yoğun çabaları ve Süleyman Demirel Üniversitesi ile Gönen halkının katılımıyla onarılmış Gönen Köy Enstitüsü yapılarını görmek, onarım ve işlevsellik kazandırılma süreci hakkında yerinde gözlem yapmak ve bilgi toplamak idi. Gezi, iki günlük hem eğlendirici, hem bilgilendirici bir imece yaşamına sahne oldu.

Köy Enstitülerinin 70. kuruluş yıldönümü olan 17 Nisan 2010 tarihinde, Hasanoğlan Çalışma Grubu bir dizi etkinlik yaptı. Özellikle ODTÜ Eğitim Topluluğu, YAPIDER, ZMO Genç ve Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Okulu Mezunları Derneği’nin etkin olarak yer aldığı bir haftalık izlek, Ankara Üniversitesi Dışkapı yerleşkesinde 9 Nisan Cuma günü Ziraatçi gençler tarafından gerçekleştirilen Köy Enstitüsü Şenliği ile başladı. 11 Nisan akşamı yayınlanan, ODTÜ öğrencilerin de katıldığı Kanal B Televizyonu’ndaki Atölye programı geniş bir izleyici çevrenin dikkatini çekmişti. 13-14 Nisan günleri Bilkent Üniversitesi öğrencilerinin, 15 Nisan Perşembe günü ODTÜ Eğitim Topluluğu’nun düzenlediği etkinliklerle enstitülerin kuruluşu kutlandı. ODTÜ Fizik Bölümü çimlerinde yapılan, “Bir Anka Kuşu; Köy Enstitüleri” adını verilen şenlik, imececi düşüncenin bir araya getirdiği, geniş katılımlı, coşkulu bir öğrenci etkinliği oldu. 15 Nisan akşamı ODTÜ Mezunları Derneği’nde, dernek yönetim kurulu üyesi Oğuz Ülker’in “Babamın Kitapları” adlı, oldukça duygulu ve anlamlı sunumu gerçekleştirildi.

16 Nisan günü, Yenimahalle Belediyesi Dört Mevsim Salonu’nda, Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği, Ziraat Mühendisleri Odası, Halkevleri Genel Merkezi, DİSK Ankara Temsilciliği ve EĞİT-DER’in konuşmacı olarak katıldıkları “Köy Enstitülüleri’nin 70. Yılında Türkiye’ye Bakış” başlıklı açık oturum vardı.

17 Nisan 2011 günüyse, Hasanoğlan’daki açık hava tiyatrosunda Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Okulu Mezunları Derneği üyelerinin, grubun kurucularından sayılabilecek YAPIDER, Ankara Sokak Sanatları Atölyesi (ASSA) ve AFSAD’ın yoğun çabası ile oldukça yoğun katılımlı, coşkulu ve anlamlı bir HASANOĞLAN ŞENLİĞİ gerçekleştirildi.

Hasanoğlan Çalışma Grubu’nun etkin katılımcılarından olan TMMOB Mimarlar Odası’nın öncülüğünde 22 Temmuz-01 Ağustos tarihleri arasında bir yaz okulu düzenlendi. Öncelikle, Öğrenci Yaz Okulu’nda yapılması düşünülen teknik çalışmalar ve katılımcıların kültürel, sanatsal imeceler içinde bulunabilmesini sağlamak amacıyla çeşitli ekipler oluşturuldu.

“Röleve ve Restitüsyon”, “Müze Arşiv Kütüphane” “Doğal ve Kültürel Peyzaj Değerleri”, “Destek Hizmetleri”, “Kültür ve Sanat İşlikleri” adlı kümeler kuruldu. Bir yandan el emeği ve bilimsel ölçütler kullanılarak yerleşkede saptamalar, düzenlemeler yapılacak, bir yandan da katılımcıların özgür imgelem gücünü geliştirecek, estetik kavrayışlarını çoğaltacak işliklerle ortaya çıkarılacak ürünlerin paylaşımı sağlanacaktı.

Kültür sanat işliklerine aralarında Hasanoğlan Öğretmen Okulu’nda bir süre öğrenim görmüş şair Ahmet Telli ve birçok sanatçı katıldı.

Hasanoğlan Yaz Okulu, Doğal Ve Kültürel Değerler Çalışma Kümesi, Yaz Okulu süresince yapıların ve çevre bitki örtüsünün röleveleri çıkardı. 596 adet ağacın envanteri ve rölevesi yapıldı. 80 ağaca, ağacın yaşı, çapı, boyu ve tepe çapının yanında kısa bilgilerin yazıldığı tabelalar asıldı. Envanter bilgileri doğrultusunda İsmail Hakkı Tonguç’un dikmiş olduğu çınar ağacının (No: 80) ANIT AĞAÇ olarak tescil edilmesi için Kültür Bakanlığı Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’na başvurulması kararlaştırıldı. Âşık Veysel’in kendi elleriyle diktiği kiraz ağacına da plaka çakıldı.

Müze ve arşiv ekibi,  müzedeki tüm fotoğrafları tarayarak dijital ortama geçirdi; böylece çok önemli bir çalışma gerçekleştirdi. Ayrıca, bu çalışma sırasında tüm çerçeve ve camlar temizlendi. Müzede bulunan porselen, seramik, bakır ve alüminyum mutfak servisleri ve fırın, kazan, çaydanlık, semaver vb. gereçler kayıt altına alındı. Ayrıca, müze kısmında bulunan ders kitaplarının, duvar saatlerinin, ütülerin, dikiş makinelerinin sayımı tamamlandı, müzeye yeni bir sistem getirildi.   

Kütüphane işliği, müze binasının alt katında bulunan kütüphanedeki 25.000 kitabın gözden geçirilip kayıt altına alınmasını hedef edinmişti. Kütüphane bölümünde, arşiv, güncel eserler ve okuma odası bölümleri yer almaktaydı. Kütüphanenin tozlu ve havasız ortamından dolayı ekip çalışmaları süresince eldiven ve maske kullandı.

Yaz okulu sırasında yaklaşık 6 bin kitap sayıldı. Demirbaş defterine kaydedilmemiş çok sayıda kitap daha sonra sayı ve numara verilmek üzere bir kenara toplandı. Yaz Okulu sonrası kütüphane sayımına devam edilmesi ve bitirilmesi kararı alındı. Daha sonra, Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Okulu Mezunları Derneği 28-29 Ağustos 2010 tarihinde YAPIDER’in de desteğini alarak 15 kişilik bir ekip oluşturdu, tempolu bir çalışmayla kütüphanenin sayımı tamamlandı.

Prof.Dr. Orhan Cezmi TUNCER, Mimar Refik ERDOĞAN ve Mimar Şule AYBAR’ın yönetimi ve kolaylaştırıcılığındaki Rölöve- Resitütsyon Kümesi, koruma altındaki yerleşkeye ait yapıların 4 tanesini çalışma alanı olarak seçti. Rölövelerinin alınması ve onarımları için projelendirilmeleri sağlanmış oldu.

Sonuçta, Hasanoğlan Öğretmen Okulu Mezunları Derneği’nin kurulup etkin olarak çalışmalara katılması, aynı okulun mezunu olan Elmadağ Belediye Başkanı Gazi Şahin’in onarım için gönüllü olması ile ezber bozulmaya başlanmıştı. Kültür ve Milli Eğitim Bakanlıkları’na onarım için yazdığımız yazılara olumsuz yanıtlar gelmiş olsa da, artık Hasanoğlan’ın Sahipleri vardı! Dosta düşmana bunu duyurmayı başarmıştık.

HASANOĞLAN ONURUMUZDUR belgeseli ile tüm bu çalışmalar önemli bir kayıt ile sağlama alındı, gösterime sunuldu.

22 Nisan 2012 günü düzenlenen Köy Enstitüleri’nin kuruluş şenliği için Hasanoğlan’daki amfi tiyatro’da iki bin kişi toplanmıştı! Köy Enstitüleri’nin kapatılışından bu yana, ilk kez böyle bir kalabalık görüyordu belki de Amfi Tiyatro.

Tarih uyanıyor canlanıyor, yetmiş yıl önce raylar üzerinde kalas çekerek, sırtlarıyla taş taşıyarak, kazma kürekle dağları yararak Hasanoğlan’ı var eden kavruk köyle çocuklarının yüzleri gülümsüyor gibiydi. Değerbilirlik henüz ölmemişti.

Elmadağ Belediye Başkanı Gazi Şahin’in girişimiyle gerekli izin ve kaynak sağlanmış, onarım kararı alınmıştı!

Köy Enstitüleri için hiç de hoş şeyler düşünmeyen bir iktidar döneminde böylesi bir onarım için adım atılabilmiş olması dünyalara değerdi. 

20 Temmuz sabahı geçireceğim çok önemli bir ameliyat için evden çıkmadan önce, bir gün önceki törene ait görüntüleri bir yazıyla birleştirip basınla ve dostlarımla paylaştım.

Ameliyat sırasında konan mesane sondası işlev görmemişti, ikinci denemede çok yoğun bir kanama oldu. Gelişen “glob vezicale” nedeniyle “Cystofix” uygulanarak idrar karın duvarından alındı. İkinci gün Cistofix çekilirken karın boşluğuna kaçırılan idrar nedeniyle gelişen “şimik peritonit”, ameliyat sırasında ellenen, açılan, kesilen yerlerden ameliyat sonrasında trombus tehlikesi nedeniyle uygulanan Clexan’ın yol açtığı karın duvarı hematomları, yaygın yağ nekrozu ile sıkıntılı zamanlar yaşadım. Karında yaygın ve şiddetli ağrılar,distansiyon, ameliyat dren yerinden yağ nekrozuna bağlı akıntılar vardı.

27 Temmuz Cuma akşamı eve ve kısmen olağan yaşama döndüm. Bir ay ameliyatlı bacağa basmadan ev içinde yaşayacağım.

Hasanoğlan’da yapılan onarım çalışmaları törenine katılamamış olmak da ikinci bir ameliyat yarası gibi kaldı yüreğimde.

Hasanoğlan’da belli ölçüde başardıklarımız, çevremizde olup bitenlere karşı izleyeceğimiz yol ve yöntemler için de ipuçları veriyor sanki…

Çevremizdeki ülkelerde olup bitenlerde, Malatya Sürgü kasabasında yaşananlarda, ayağını kendi coğrafyasının kültüründe tutmayı başaramamış, tarihiyle ve kendi halk kültürüyle barışık olamamış toplumların emperyalist politikalar tarafından sürüklendiği bataklığı, kanı, şiddeti görüyoruz.

“Kör gözüne parmak” gibi batan bu gerçeği halkımız göremiyor bir türlü. Göstermesi, uyarması bizlere ait… Yeter ki, çıkalım sırça saraylarımızdan, bırakalım seçkinci tavırları, “halk için, halkla birlikte” davranmayı bilelim.