ANKARA’NIN TAKSİLERİ, ANKARA’NIN MİNÜBÜSLERİ… YAŞASIN ALABİLDİĞİNE ÖZGÜR VE SON DERECE SİVİL KENT YÖNETİMİ!
Ankara’nın taksileri, Başkent çağdaş uygarlığımızın ve bugünlerde çok moda bir söylemi çağrıştıran “sivil ve demokrat” kent yönetiminin birer başarı imgesi olarak sarı fırtılanalar estiriyor Ankara caddelerinde…
Kızılay’dan geçiyorsunuz. Tüm yolların kesiştiği, Başkent’in dört yönünün birbiriyle öpüştüğü göbeğinden… Sabahın işe gitme telaşı da yok, iş çıkışının trafiği kenetleyen keşmekeşi de… Yine de durmuş araç gidişi. Kıpırdayamıyorsunuz. Neden sonra, adım adım açılan yolda ilerlediğinizde, olayın nedeni çıkıveriyor karşınıza… Ankara’nın tüm cadde ve işlek sokaklarında olduğu gibi Kızılay bulvarlarında da yolun en sağ şeridi müşteri bekleyen taksilere aittir! İkinci şeritte taksiler rahatça müşteri indirir, bindirir… Bu arada oradan geçmekte olan başka bir taksi üçüncü şeritte ağır ağır seyrederken bir yandan kaldırımda yürüyen olası müşterilerini gözle kesme hakkını kullanmaktadır! Taksi dışındaki tüm özel ve genel araçlarla otobüslerse, kendilerine taksi cennetinden artakalmış yolun tek şeridini kullanmak zorundadırlar. Alabildiğine özgür ve “sivil” taksicilerimizin bize bıraktıkları o tek şerit te Ankara’nın kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlayan araç akışı için yetmiyor ve yollar tıkanıyorsa eğer, sakın “darbeci” ve “tepeden inmeci” önlemler düşünmeyesiniz…
Günün herhangi bir saatinde Kızılay’dan geçerken dikkat ediniz, sarı renkli, alabildiğine özgür ve sonuna kadar “sivil” demokrasinin gereği sokaklara salınmış boş taksilerimizin saltanatına tanıklık edeceksiniz! Şu Avrupalı’nın aklına turp suyu ekeyim… Bunca özgürlüğün elini kolunu sallayarak gezebildiği bir ülkeyi Avrupa Birliği’ne almıyorlar!
Ya da Kızılay’dan Cebeci’ye doğru gidiyorsunuz. Zınk diye duruyor, hiç de yoğun olmayan araç akışı. Az sonra, korna seslerinden yorgun, adım adım gitmekten bezgin bir durumda ilerleyebildiğinizde, yolun sağ şeridinde, herhangi bir bölümü kendisine durak yapmış gibi arka arkaya dizilerek müşteri bekleme “özgürlüğü”nü kullanan taksilerden ötürü bir belediye otobüsünün geçebilmek için iyice sol şeride çıkmak zorunda kalmış olduğunu, kalan yerden sığabilmek için de epey çaba göstermesi gerektiğini anlıyorsunuz. Siz de otobüsün kendini kurtarıp yola çıkabilmesi için verdiği savaşım sırasında bekleyecek, taksici kardeşlerimizin pencerelerinden sarkan kollarını, savurdukları efkâr dumanlarını izleyeceksiniz.
Sabahın köründe, uzak bir kentten, yorgun argın Ankara’ya indiniz. Saatler sürmüş yolcuğun tüm olumsuzlukları üzerinizde; elinizde de her adımda sanki bir ton daha ağırlaşan koca bir bavul. AŞTİ’de taksiye yöneliyorsunuz. Biraz parayaya kıyabildikten sonra, bir an önce evinize ulaşıp dinlenmek sizin de hakkınız. Bindiğiniz taksi sürücüsü gideceğiniz yeri soruyor öncelikle… Eğer yanılıp da zamanında AŞTİ’ye yakın bir yerden ev almış ya da kiralamış iseniz, sürücünüzün araçtan inip ikinci bir müşteri almak için “Var mı Balgat?”, “Çiğdem’e giden var mı?” diye bağırmasını haklı bulmak zorundasınız… Böyle bir durumla karşılaşmak ya da hepsi birbirinden kibar olan taksicilerinizle kavga etmek istemiyorsanız, 100. Yıl’a gitmek için taksiciniziden size bir Keçiören turu, ODTÜ’ye gitmek için bir Mamak sefası yaptırmasını isteyebilirsiniz!
Son derece “sivil” ve alabildiğine özgür bir kent yönetiminin bulunduğu Ankara’daki tek kısıtlamanın bindiğiniz taksiye yakın bir semtte oturmak olduğunu artık öğrenmiş olmalısınız!
Ankara’nın taksilerine bunca yer ayırıp da minübüslerine yer vermezsek, minübüsçü kardeşlerimizin bize darılabileceklerini de hesaba katmak zorundayız. Ankara’nın minübüsleri, son derecede sivil ve alabildiğine özgür kent yönetiminin birer gönüllü politik elemanı ve sistemin can damarıdır. Çok becerikli sayın Belediye Başkanımızın hangi gün hangi saatte hangi televizyon kanalında size kent sorunlarıyla ilgili ferahlık verici açıklamalar yapacağını onların camlarına astığı koca duyurulardan okuyabilirsiniz. Minibüs sürücülerimiz, Belediye’nin hizmetleri konusunda size ek bilgi vermek bilgi ve becerisine de sahiptirler. Onlar, yalnızca kent sorunlarıyla değil, ülke ve dünya sorunlarıyla ilgili olarak da ayrıntılı yorumlar yapabilecek yetkinliktedirler. Bu yetkinlikleri ve Belediye’ye olan bağlılıklarını, vatandaşa verdikleri son derece kamusal hizmete ekleyerek, önündeki aracın sağından geçip solundaki aracın üstüne çıkma, art arda en can alıcı kornalarla ortalığı birbirine katma, kaldırımda araç kullanma, trafik ışıklarını dinlememe hakkına ve özgürlüğüne de sahiptirler. Hiç merak buyurmayınız… Sizler, sokaklar boyunca minübüs beklerken, onlar da ilk ve son duraklarında ağzına kadar dolmak için sabırsızlıkla beklemektedirler ve bir süre sonra üst üste hayvanlar gibi doldurdukları yolcu topluluğuyla birlikte önünüzde duracak, sizi de o cenderinin içinde varacağınız yere götürme özverisinde bulunacaklardır. Minübüs sürücülerimizin bunca özverisi karşısında yapcağınız tek şey, minnet duymak olmalıdır. Trafik polislerinin bulunduğu noktalarda size “bi zahmet çökün aşağı” derken ne kadar da kibar ve saygılı olduklarının ayrımında değil misiniz yoksa?
Sakın Ankara dışındaki bazı belediyelerin minübüs son duraklarındaki araçları belli süre aralıklarıyla, dolmasını beklemeden yola çıkardıklarından söz etmeyiniz; son derece özgür ve alabildiğine “sivil” kent yönetimine karşı bozgunculuk ve “darbecilik” yapmış olacaksınız…
Bunca özgür ve sivil bir kent yönetimi varken, Ankara’nın göbeğinde, Meşrutiyet Caddesi’nde, bulvar üzerinde araçların arasında koşuşturan yayaları, yerlere atılmış çöpleri, sigara izmaritlerini, en yoğun yaya kalabalığının bulunduğu kaldırımları kaplamış seyyar satıcı bağırtısını da görmezden geliverin artık…
Yaşasın son derece özgür ve alabildiğine sivil Ankara!