ANKARA’YA AİT OLMAK...
Ankara’ya ait olmak, bundan tam kırk buçuk yıl önce, 1964 yılının Şubat’ında, öğretim yılı dönem arası taşınılmış yeni ve kocaman bir kente, İçcebeci sırtlarındaki bir evin buğulu pencere camından bakmakla başlar. Sekiz yaşında ayrıldığı Güneybatı Kafkasya’nın Ardahan yaylasından sonra Kırıkkale’nin Makine- Kimya yığıntısı çukurunda dört yıl geçirmiş, nereye ait olduğu konusunda kafası karmakarışık olmuş bir çocuk, parmağıyla camın buğusuna adını yazıyor... Buğudaki yazı kadar uçucu, camdaki görüntü kadar dolayımlı kendi kimliğine ait bilinci. Kaygan, ürkek, kırılgan...
İçcebeci Şehit Hasan Karaca sokakta, Isparta, Kütahya öğrenci yurtlarıyla Ertuğrulgazi İlkokulu arasındaki iki badem ağacıyla süslenmiş boş arsadaki futbol oyunu hayata çağırmaktadır Ankara’yla yeni tanışmış çocuğu. Hemen yukarıdaki tepede, yaz mevsiminde bile yemeklik etin günlerce kokmadan saklanabilmesine olanak sağladığı için kurtuluş savaşı yıllarında ordunun “levazım depo” su olarak kullanılmış Abidinpaşa köşkünün altındaki serin esintili kayalıklarda yaz kış kesilmeyen özgür çocuk sesleri var. Sekiz on yıl sonra başlayacak çarpık bir yapılaşmayla, oyun alanlarını ve badem ağaçlarının çiy düşmüş meyvelerini beton bloklarının arkasında yitireceğini, Isparta ve Kütahya yurtlarına yerleşmiş uzaktan kumandalı buyurgan ve saldırgan haydutluğun ilkgençliğini yeni adımlamış top arkadaşı tesisatçı Erkan’ı, Uzungemiciler Sokağın alt başındaki bakkalı, Reşat Amca’yı acımasızca katledeceğini bilemez ki o çocuk.
Demirlibahçe Ortaokulu’ndan Ankara Atatürk Lisesi’ne geçişte tam bir Gatenby kitabı geride kalmış olarak oluşmuş açıklığı sıkı ders çalışarak kapatmak kolaydır ama on beş kuruşa Dikimevi’nden Bahçeli’ye öğrenci taşıyan, sabahın yedisinden itibaren tertemiz silinip parlatılmış, Dikimevi durağında konuklarını bekleyen boynuzlu troleybüslerin boşluğu dolmayacaktır. On yıllar sonra, gezilip görülmüş modern Avrupa kentlerinde bile bir örneğini göremediği o pırıl pırıl troleybüsleri büyük bir hüzünle anımsar o çocuk... Kimlerdi o herkesi ait toplutaşım araçlarının içini kendi eviymiş gibi tertemiz aklayıp paklayan, yürek temizliğiyle dünyaya gülen insanlar? Ankara ve hayat sevgisinin sembolüydü onlar. Belki de çoktan toprak olup gittiler... Nasıl anacağız, nasıl sunacağız yüreğimizdeki minneti onlara?
Kurtuluş Parkı’nın yanındaki yoldan yıllar sonra Tıp Fakültesi Morfoloji Binası’na yürürken de sabah güneşini hâlâ kuş cıvıltılarıyla karşılayan parkın çekiciliği sürmektedir. Ankara sabahları, sevgiyle yapılanmış hayat kadar büyülüdür, esriklik verendir. “Oğlum bu saatte gidip okulu mu süpüreceksin?” Hayır! Henüz ayrımında değil insanlar birkaç yıl sonra yitirecekleri güzelliklerin. Yaşamın özü, her şeyin yalnız kendisi olduğu, öznenin kendisini sevgiyle ayakta duran dirimli bir varlık, nesnenin özne karşısında ses veren, koku salan, dokununca ürperten bir sevinç kaynağı olarak duyumsayabildiği o Ankara sabahlarına gizlenmiştir sanki. Kıbrıs mitinglerinden, “Ankara’nın taşına bak/ Gözlerimin yaşına bak/ Uyan uyan Gâzi Kemal/ Şu Yanki’nin işine bak...” marşlarına, omuzlarda taşınan arkadaş tabutlarına varan, sonrasında Anadolu’nun dört bir yanına dağılıp kendine acılardan uzak yeni bir yurt arayan göçebeleri uğurlayandır Ankara sokakları...
Aradan geçen onca yıl, uzak ellerdeki karmaşaya, çoluk çocuğa karmış yaşam serüveni, çılgınca aşklar, yengiyle bitirilmiş savaşımlar, hiç habersiz kapıyı çalmış yeni acılar, düş kırıklıkları; hiçbir şey Ankara’nın o gizemli çağrısından daha belirgin, daha iz bırakıcı olamayacaktır... Güneyden, kuzeyden, doğudan, batıdan, dört yön on altı rüzgârdan tüm çocuk yürekleri kendine çağıracaktır Ankara. Bir kente ait olmanın ne demek olduğunu fısıldayacaktır kendini sorgulamaksızın yaşamayı öğrenemeyen, içindeki boşluklardan hazzetmeyen benliklere.
Ah Ankara, yalnızca “Yeter oğlum artık sağda solda yaşadığımız, bizi Ankara temizler” söyleminde Ankara sevgisine varmış bir babayı hayatın kucağından alıp Karşıyaka gömütlüğünde kendine sakladığın için biraz kırgınım sana sanki...
*Bu yazı Kasım 2005’te Cumhuriyet Gazetesi Ankara ekinde yayınlanmıştır.