GEÇMİŞ BİR ZAMANDI ÜZERİNE (EZGİ UMUT)

Alper Akçam çok yönlü bir yazın insanımız. Öykü tutkunu  diye tanımlıyor kendisini kişisel web sayfasında ve bu tutkusunu Kiev’de Aşk adlı yapıtıyla, 2008 Yunus Nadi Öykü ödülünü alarak taçlandırıyor. Öykü ve romalarını  yanısıra araştırmacı yazar olarak da değerli kitaplar kazandırdı kültürümüze; 2006 yılında yayınlanmış KARNAVAL VE TÜRK ROMANI ile bu yıl başında piyasaya verilmiş ANADOLU RÖNESANSI ESAS DURUŞTA adlı yapıtlar çok uzun ve çileli emeklerle ortaya çıkmış, yazın ve kültür alanımıza önemli değerler katmış durumda…

Ayrıca kendisi bir doktor (hastane öyküleri DOKTOR CİVANIM’da…) “Bitirim futbol  öyküleri”ni topladığı ŞALTER KEMAL adlı bir öykü kitabı var dersem, bir futbolcu olduğunu da anlarsınız sanırım. Ayrıca mücadele insanı diyor kendisine ve bilgisunar sitesindeki yaşam öyküsünde tüm savaşımının tarihsel gelişimini veriyor.   

 Hazır yıldızlardan bahseden şiirler, bulutsular, yıldız tozlarını aklıma takmışken bloglarımda ve tam da edebiyatımızda içinden yıldızların geçtiği şiirlerin peşine düşecekken,  böylesi dizelerin yazılı olduğu kitabın beklemediğim bir anda karşıma çıkması, mutlandırıyor beni.

Alper Akçam da sınırlı zamanında, söyleşi dileğimi kırmıyor.

 

12 Eylül 1980 öncesi Türkiyesi’ne çok geniş bir bakış açısından, birbirine uzak coğrafya ve kimliklerden yola çıkarak ulaşan bir “dönem romanı”…

O dönem ve sonrasının siyasal karmaşasında adı çok anılacak bir aileye ait biyografik öğelerin de geniş yer tuttuğu, Ankara varoşlarındaki devrimci mücadeleden Kuzeydoğu Anadolu’daki bir doğa koruma kavgasına uzanan geniş bir imgelem dünyası, hikâyenin ana dokusunu oluşturuyor. “ Bu açıklama var GEÇMİŞ BİR ZAMANDI’NIN arka kapağında.  

 Bir kitabı okumadan yaptığım ilk söyleşi olacak. Ama hemen okuyacağım.  Arka kapakta yazanları, çok anılacak ailenin, o romantik gencin kim olabileceğini, hiç kavrayamadan başlamışım sorularıma. 

 

 

Ezgi Umut.: Son romanınız Geçmiş Bir Zamandı  için söyleyecekleriniz?

 

Alper Akçam:  Geçmiş, Bir Zamandı'da Anadolu köyünün gücü, romantik bir gencin anlatıcılığında romana dönüşüyor. Bir Kuzeydoğu Anadolu köyünden Ankara’ya uzanan imgelem dünyasıyla, 12 Eylül öncesi dönemin devrimci gençlik hareketleri sorgulanıyor. Anadolu yaylasının benzersiz kır çiçekleri, doğayla harman olmuş dünyası aydınlanıyor. Roman köylülere armağan edilmiş; yaşanmış öğeler bakımından çok zengin ve duygusal bir dile sahip. Yazın süreci de on beş yılı aştı…

“ANADOLU RÖNESANSI ESAS DURUŞTA” adlı yapıtımda Türkiye köyünün gücünü kuramsal olarak çözümlemeye çalışmıştım. “GEÇMİŞ BİR ZAMANDI” ile dönem köyünün ve köylüsünün öyküsü özel bir anlatı tadıyla veriliyor. Kuramdan hikâyeye geçilmiş oluyor.

 

Başka sorular da sormam gerek.  Onları gelecek zamana bırakıp Akçam'ın   son araştırma kitabına yöneliyorum.

 

Ezgi Umut: Sayın Alper Akçam, sözü siz açtınız, sürdürelim. Son araştırma kitabınız  “Anadolu Rönesansı Esas  Duruşta!” çok geniş  kapsamlı bir çalışma. Edebiyatla toplumbilimsel bir çalışma arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz?   

 

Alper Akçam: Benim yazarlığımın son dönemi, Cumhuriyet sonrası ve yakın tarihte edebiyatımızdaki değişimi vurgulamaya yönelik bir izlek tuttu sarınım.

Cumhuriyetle birlikte, yazının kutsal harflerden uzaklaşması sonucu sorgucu ve kuşkucu bir anlam dünyası açıldı önümüze. Kültürde bir yenileşme de başka türlü olamazdı zaten. Divan edebiyatının halka uzak, mazmun denen kalıplarla yürüyen yapısının da kendisine özgü bir estetik değeri elbette vardır; ancak, olayı toplumsal bütünlük içinde düşündüğümüzde, Divan türü, halk üzerinde neredeyse bir baskı öğesi oluşturmuş, tüm Anadolu toprağını kendini anlatma yollarından uzak tutmuştur.  

Yazıda Latin harflerinin kullanılması, karma eğitim, eğitim ve kültür alanındaki Cumhuriyet çalışmaları da Köy Enstitüleri’ne gelinceye kadar ülkede çok önemli bir değişim getiremedi açıkçası. Saffet Arıkan’ın İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne getirdiği İsmail Hakkı Tonguç ile Türkiye’de yeni bir dönem açıldı. Tonguç’un bir yapıtının adını yinelemek çok anlamlı olacak: CANLANDIRILACAK KÖY.

Tonguç’un Anadolu kültüründe bulduğu zenginlik, evrensel bilgi ve kültürle buluşunca Anadolu aydınlanmaya başlayacaktır.

ANADOLU RÖNESANSI ESAS DURUŞTA adlı yapıtım, kültür alanındaki değişimin kuramsal boyutlarının incelenmesidir.  Bu kitapta, emperyal politikaların ve halkı kulluk düzeyinde tutmak isteyen gerici-çıkarcı politikacıların, Şarkiyatçı Batı’nın kültür elçilerinin Cumhuriyet’e yönelik kimi soyut ve gerçeklikten uzak eleştirilerine de yanıt veriyorum. Cumhuriyet'in kültürümüzde kırılmaya yol açtığını söyleyenlere Divan kültürü ile halk kültürünü karşı karşıya koyarak kırılanın ne olduğunu gösteriyor, onların maskelerini indiriyorum. Yüzlerce sayfalık kitapta, yüzlerce kaynak taranarak, iki yılda ortaya çıktı bu çalışma.

 

Ezgi umut: Çok güzel gerçekten çok sevindiğimi bilmenizi isterim. Ben Köy Enstütüsünden değilim ama tüm kalbimle bu yeni oluşumu ve köy enstitüleri kurucu düşüncesinin ve geleneğinin canlandırılmasını destekliyorum.

 

Alper Akçam: Hemen bir yazımı göndereceğim size. Kastamonu Üniversitesi'nin Köy Enstitüleri kuruluşunun 70. yılı için hazırladığı sempozyuma yönelik bir yazı bu.

 

Ezgi umut: Çok teşekkürler Alper Bey. Göndereceğiniz yazıyı blog okurlarımla paylaşabilmek için yayımlayabilir miyim bloğumda?

 

 Alper Akçam: Paylabilirsiniz elbette; sevinirim.

 

Ezgi umut: Anadolu Rönesansı Esas  Duruşta'yı bir cümle ile anlatmak isterseniz ne derdiniz?  

Alper Akçam: Cumhuriyet ve Türkiye uluslaşma süreci üzerine bir başucu kitabıdır diyebilirim. Tüm liberal ve gerici söylemlerin hangi kaynaktan geldiğini çözen, aynı zamanda somut bilgilerle onları yanıtlayan iki yıllık bir çalışma... Orhan Pamuk'tan Erich Von Zürcher'e, Etienne Copeaux'dan Taha Parla'ya, kültürel bir akımın emperyal sözcülerine somut belge ve bilgilerle yanıt vermeye çalıştım.