GROTESK YANARDAĞI İHSAN OKTAY ANAR’DA YEDİNCİ GÜN…

Yedinci Gün adlı romanı, tuhaflıkları buluşturan, tek merkezden kurgulanmış postmodern toplumun ve onunla atbaşı giden ortaçağcı tekil dillerin imge sistemlerini kırıp geçiren, insanı değişime, yenilikçi bir tarza sürükleyen, sürekli devinen bir biçem ve içerik taşıyor…

Batı Rönesansı ve Doğu Avrupa’yı da kapsayan Hıristiyan ortaçağından çıkışta Rabelais romanına büyük bir önem veren ve onu Rönesans kültürünün kapı açıcısı sayan Bahtin’in “Karnavalcı” çalışmalarıyla Latin Amerika kültürü içinde önemli araştırmalara imza atmış Octavio Paz’ın “Fiestacı” bakış açısı yan yana konulduğunda bir ve büyük insanlık kültürünün yan yana açılmış iki sayfası aydınlanır gibi olur…

Mihail Bahtin’in, “bağdaştırmalı, debdebeli gösteri, hiyerarşi ve ayıbın ortadan kalktığı karnavalcı yaşam, sahnesiz, katılımlı karmaşa, sıcak, karşılıklı temas, tuhaflık, uygunsuz birleşmeler, saygısızlık... Karnaval kralına şaka yollu taç giydirme ve tacı alma; dünyevi otoriteyle alay edip onu küçük düşürme, kendisini yenilemeye zorlama, yüksek/alçak, genç/yaşlı, üst/alt, hamile olan ölü gibi ikicikli imgelerin kullanımı, giysilerin ters giyilmesi, başa geçirilen don ya da pantolon, şapka yerine tas…” , diyerek tanımladığı karnavalcılık (M. Bahtin, Dostoyevski Poetikasının Sorunları, s 186-190), Ocativo Paz’da Fiesta açılımı ile buluşur. “…Fiesta gerçek bir yeniden yaratılıştır. (…) Seyirci ile oyuncu yönetici ile yönetilenler arasındaki sınır kuleleri kalkar. Fiesta’ya herkes katılır ve bırakır kendini onun sarıp sarmalayan akışına. (…) Erkekler kadınlar gibi giyinir, efendiler sanki köleler, yoksullar da zenginler gibi! Askerler, rahipler ve yasalarla alay edilir. Kutsal şeyler çalınır, dinsel ayinlere küfürler savrulur.” (Octavio Paz, Yalnızlık Dolambacı, s 55-57)

 

 

İhsan Oktay Anar, Kayı boyu vuruşu ile İslam Rönesansı’nı sağlamış, arkasından yozlaşma sürecine girerek üstyapıda derebeyleşmiş, yapay Osmanlıca ile halkına yabancılaşmış bir kültürün en üstte oturduğu Anadolu ortaçağına açtığı kapıyla farklı bir ışık düşürür.

Yedinci Gün romanının 20. Sayfasında Bahtin’in Rönesans kapı açıcısı olarak gördüğü Rabelais romanı Rabile ile, Gargantua’da Kögrantüa gülünçlemeleriyle doğrudan metne katılır… “Çünkü Paşaoğlu yani Halife Efendimiz’in sütkardeşinin öz torunu, dağlara taşlara, Allahsız idi! Yediği halt bununla da kalmaz, bir yandan Rabile nâm bir Fransız’ın kaleme aldığı Kögrantüa başlıklı müstehcen eseri, bu kitâp kendisine söve dövüle ezberletilmiş Arap uşaktan dinlerdi.” (İhsan Oktay Anar, Yedinci Gün, s 20)

İhsan Oktay Anar’ın tüm kitaplarındaki biçemin temeli Osmanlı ağdalı dilinin parodisi üzerine oturur. O dil ile dokunduğu her şeyi eğip büker, kutsal olanı sıradan olan ile buluşturur. “Ama Hünkârımız dikkatle bakınca, delikanlının yahut dinamitörün, bu kitabın arasına Paris’ten postalanmış bir ihtilâl beyannamesi koyduğunu fark etmişti. Aksi gibi sinek yine havalanmıştı. Melûn hayvan, Haliç üzerinde epey bir dolandıktan sonra Cadde-i Kebir’de bir apartmanın dördüncü kat duvarına kondu. Ulu Hakanımız soluğunu tutmuştu. Avını kaçırmak niyetinde değildi.” (Yedinci Gün, s 11)

Hünkarımız, günlerdir kabız olduğundan kendisine ait “hela-yı hümayunun” müstahdem tarafından dört gündür temizlenmesine gerek kalmamıştır (s 9)

Yedinci Gün’de de diğer kitaplarında olduğu gibi o günün ekonomik ve politik sorunlarına bir göz atmaktan geri kalmaz… Levantenler, rüşvet ve irtikap oyunları arka arka sıralanır (Yedinci Gün, s 26-27). Paşaoğlu’nun bahçesindeki otlar arasında grotesk damarı olan “tilki taşağı” da nebatat içindeki yerini almıştır (Yedinci Gün, s 21).

Paşaoğlu’nun Beykoz’da cam üfleyen işçilere imâl ettirdiği bir tuhaf lamba ortalığı aydınlatmamakta, fakat önünde bulunan şahsın içine nüfus edip arka tarafından çıkmakta (…) adamın eti, kemiği, midesi, ciğerleri, bağırsakları, arkada bir fotografi âletindeki bromür darjan kaplı cam levha üzerine resmetmektedir… “Öyle görünüyor ki, ilim ve fen, ziynetlerini gizlemeleri buyurulan mümin hanımlara tehlike arz edebilirdi. Hatta bu icadı işiten mütedeyyin bir terzi, hayır olsun diye kurşunla zırhlanmış ferâceler dikmeye bile kalkmıştı.” (Yedinci Gün, s 22)

Pera’daki bir pasta evinde şekerlemeler adları parodik dil tarafından değişime uğratılmış ünlü sanatçılar, masal kahramanları ve melekler iç içe geçmiştir. “Ancak bu simsarın âdeta pandispanya, şeker, krema, jöle ve çikolatadan mamûl görünen pasta evini, Rafa El, Mikha El, Gabri El gibi görmüş geçirmiş melekler değil, Hans El, Gret El gibi daha toy torlak olanları ve elbette, içeri girmesi kapıcının değil Allah’ın iznine bağlı olan Azra El ziyaret edebilirdi.” (Yedinci Gün, s 30)

Pera’daki bir mekân gündüz mescit olarak kullanılırken gece kumarhane olarak hizmet vermektedir! (Yedinci Gün, s 37). Buradaki kumar masasında inançlar da ortaya sürülebilmektedir (Yedinci Gün, s 43-444)

Kahramanlar arasında medrese kaçkını yankesici molla yanında sofu (s 45) ve zalim cezaevi ağası (s 50), İtalyan kontrtenor Korelli gibi adlar (s 61) da yer alırlar…

Okunan Mevlit sırasında kadınlar hayal edilir, aşk hülyalarına dalınır (s 124)

Romanın başkahramanı İhsan Sait, aynı zamanda bir Moğol barbarıdır ve Moğollar gibi fethettiği yere hürriyet götürmektedir. Bu fetih, kimi zaman tecavüz yoluyla bu zavallıların soyunu tohumlarıyla ıslah etmek şeklinde gerçekleşmektedir (s 126)

“Britanya’da 7 asır önce dokunmaya başlanan kumaştan biçilip her seçimde üzerine yeni yamalar vurulan hürriyet denilen elbise, (…) Dersaadet’e geldiğinde, gayr-i müslim diye nefretle ona bakıp cimâ etmeyenler hâriç, tekamül bakımından ayılardan hallice abazan güruhları tarafından çarşıda ve pazarlarda, sokaklarda, tâciz ve tecavüze uğramış, Abanoz Sokak’ın yolcusu olmuştu.” (Yedigün, s 131)

Yedigün’ün “Oğul” bölümünde İhsan Sait’in oğlu olduğunu iddia eden Ali İhsan’ın yer aldığı, Gargantua romanındakini çağrıştıran beden parçalarının havada uçuştuğu, insan kanının, dışkının, hayvan terslerinin, sidiğin bele kadar yükseldiği savaş ve siper sahneleri yer alır…

“Hayalet” bölümünde tarihsel geliş içinde toplumsal yapı ve felsefenin doğuşu parodileştirilir (s 192). Firavun hekimleri ile piramit mimarları bu tarihsel gelişim içinde bir “Ahiret Pazarı” kurmuşlardır. Bu bölümde Eflatun’dan Aristo’ya, Kolomb’dan “Karl nâm bir Germen”e (Karl Marks) felsefe ve tarih dersi açılmıştır!

Tarihin gidişatındaki sınıfların kolektif aksiyon gücü tanımlanırken “on pezevengin bir araya gelince bir aziz etmesi” (s 198) örneği verilir…

Bahtin’in Karnavalcı Roman kuramında vurguladığı yarı ciddi yarı komik tutum ile bir yandan “hakikat sınamacığılı” yapılmaktadır. Romanın kapanışında kâinatın kıblesi olarak hiçbir özelliği olmamak gibi bir üstünlüğü olan insan seçilmiştir…

 

Kaynakça

İhsan Oktay Anar, Yedinci Gün, İletişim Yayınları, 1. Baskı 2012, İstanbul

Mihail Bahtin, Dostoyevski Poetikasının Sorunları, Çeviren Cem Soydemir, Metis Eleştiri, Eylül 2004,

Octavio Paz, Yalnızlık Dolambacı, Çev. Bozkurt Güvenç, Can Yayınları, 1999,