YAZIK SANA İNSANLIK!
Parra diyorlardı ille de parra! Batı'dan sıcacık, taptaze, canlı para gelecekti. Onlar da bir yolunu bulup (çeşitli "teşvik"ler, krediler, "vergi iadeleri", "ihaleler" ile) o parayı alacak, parayı devlete yeniden borç verip zil takıp oynayacaklardı. Yeniden para bulsundu devlet! Gelsin Paris'te, Sen nehri üzerinde gemi kiralamalar, dünyanın en pahalı, en ünlü dinlence merkezlerinde Havana purolarını tüttürerek caka satmalar, kentlerin kaymak asfaltlarında çöl savaşının aslanları o kocaman "jeep"lerle kurumlanmalar, ormanları, zeytinlikleri, tarım alanlarını yok ederek kurulmuş, üç kişilik ailelere her biri beş yüz metrekare kullanım alanlı "kaşâne" lerde uşaklı köpekli şölenler, İsviçre bankalarında şişmiş hesaplar, Londra'da villalar, Amerika'da yalılar...
Sürecekti televizyon programları. Az sonra ekonomimizdeki son durumu anlatmak üzere kravatlı yuppilerle, "şoke oldum"lu hanımcıklarımız çıkacaklardı ekrana. "Teskere reddi" ile nasıl ekonomimizin (ekonomi onlar için yalnızca parayla para kazanmaktır!) zor durumda kaldığını, Batı'dan gelen para haberleri ve İMF, Dünya Bankası kaynaklı "aferin" sesleriyle belki bir düzelme olacağını anlatacaklar, Cumhurbaşkanı'nın bir yasayı Anayasa'ya aykırı bulup meclise geri göndermesinin yol açtığı büyük yıkım(!) üzerine öfkeli yanıtlar göndereceklerdi. Birilerinin parası için çene yoran birileri, ülkenin en saygın kişilerine, kuruluşlarına ağzına geleni söyleyecek, bir filmde "eşşoğlueşşek" denildiği için televizyon kanalı kapatan denetim kuruluşuysa olanları yalnızca izleyecekti!
Yazık sana insanlık!
Yıllar, on yıllar önce bazı bildik arzularına uyup kıyılarımıza çıkarma yapmış ABD deniz piyadelerine karşı gösteri yapan, "Bağımsız Türkiye!", "Kahrolsun Amerika!" diye haykıran kardeşlerimizin üstüne camilerden toplanmış sakallı, eli sopalı, eli bıçaklı kalabalıkların saldırmış olduklarını anımsayacaktık. "Tekbiir!", "Allahüekber!" diye bağırıp ülkesini, yurdunu, onurunu, insanını korumaya çalışan gençlerin kanlarını akıttıklarını... 1969 yılı, Ankara'da, "Tanrı'nın varlığının insanın varlığıyla ilişkili" olduğunu söylediği için kara listeye alınmış İmran Öktem'in cenaze töreninde yine aynı "dindar" kalabalığın öfkeli saldırısıyla canımızı zor kurtardığımız gelecekti aklımıza. O zamanların Ankara'sında, birçok gençlik toplantısının hâlâ televizyonlarda gerdan kırmayı sürdüren bir politikacımızın bilgi ve buyrukları doğrultusunda bindirilmiş "siyasi İslamcı" kıtalar tarafından alanlardaki gençler kan içinde bırakılarak dağıtıldığı da...
3 Kasım'dan sonra "Şükürler olsun Müslüman'lar iktidar oldu" diyerek böbürlenen birileri, oy verdikleri yöneticileri Müslüman'lara ateş, zulüm, ölüm yağdıran bir egemene yardımcı olmak için koşturdukça nasıl şaşkın şaşkın bakınıyorlar! İngiliz tankları, insanları dogmanın, sorgusuz inançların batağında tutup sömüren ve artık kullanım süreleri dolan diktatörlerin heykellerini sürüklüyorlar. Bir zamanlar yurtsever, devrimci gençlere saldıran birileri, hâlâ akıllarını kullanmayı akıllarına getiremeden "Tekbiiir!" sesleriyle, "Cihad!" duyurularıyla, ölüme, kana, insanın insanı sömürmesine karşı koyacaklarını sanıyorlar.
Yazık sana insanlık! Ve yazık bana ki, ben de insanım... alperakcam@doctor.com
______________________________________________________________________
A. Alper AKÇAM
Eczacılar sitesi, Çağrışan Köyü, Mudanya
0 224 5663411, 0 532 7650723