TOKMAK KİMİN ELİNDE?*

En masumane alanda, edebiyatın romanlarında çoktan yakılmıştı işaretler.  1994 yılı yazılmış Yeni Hayat’ın MRTÜRKCOLA’sı, 2000li yıllarda KOLATURKA olup en uzak köy bakkalından en sosyetik futbol kulübünün formasına kadar her yere yayılmadı mı? 2002 yılı sonunda kaleme alınmış, Kar romanında Kars’taki belediye seçimlerini kazanacağı söylenen dinci parti adayı seçimi kazanmasa da seçimi ANAP’tan girerek kazanan (sosyal demokrat partide adaylığı kabul edilmediğinden) başkan belki de yoksul şehrinin geleceğini düşünerek “ılımlı İslamcı” iktidar partisine geçmedi mi? Ayrı romanda roman kahramanı şair Ka’nın gözyaşları içinde davalarını desteklediği, “Halk düşmanı katil solcu”lar tarafından baskı altında tutulan imam hatipli mazlum öğrenciler ve başlarını türbanla örterek varoluş mücadelesi veren genç kızların, kadınların da katkılarıyla ABD’nin Irak’a müdahalesine çok sıcak bakmayan DSP- MHP iktidar değiştirilmedi mi? 

Her romanı A.BD.’de ilk on’a sokmazlar…

İmam hatipli öğrencileri öldürmemek için tüfeğini yukarı doğrultan Siirtli Kürt askerin tüfeğinden çıkan mermi yirmi beş yıl önce Kars’ta bir locadan köpeğiyle birlikte tiyatro seyreden Sovyet Başkonsolosu’nun (breh breh, kurguya bakın!) oturduğu locaya denk getirilince ve siyasal İslamcı militan Lacivert’e, Yahudilerin bu dünyanın en çok ezilen kavmi olduğu söylettirilince, olay örgüsüne yüklenilen amacın ne olduğunu anlamak için aptal olmak gerekir sanırız.  Daha gerisine bakın: Eski solcu, Atatürkçü pozlardaki, tiyatrocu sarhoş Sunay Zaim’le Z. Demirkol’un işi gücü dindar insanlara kurşun yağdırmak, öfke kusmak; Sunay’ın karısı Funda Eser’de aynı yolda, bir yandan erkekleri tahrik etmeye çalışırken bir yandan türbanlı genç kızları açınmaya çağırmakta… 

Bunları yazan romanlar el üstünde tutulup ödül üstüne ödül alınca, gazetecimiz Hasan Cemal boş mu dursun? İlhan Selçuk’u, Berrin Nadi’yi Kar romanındaki kahramanlar yerine koyar, Irak’a getirilen özgürlükler ve demokrasiden birazını da Türkiye’ye getirmeye çıkar hazret. 

Hele de Kuvayımilliye’den, Mustafa Kemal’den filan söz edersen bu ülkede, sözde sol bir koro başlar Batı esintili bir nakaratla: “Bunlar Kızılelmacı!” Bu ülkede Kızılelmacı olmak istemiyorsan, dışalım kavramlarla konuşacaksın, antenleri Brüksel’e ya da Bush’un dudaklarına doğru çevireceksin. Kürt milliyetçiliğiyle ılımlı İslam’ı el üstünde tutup kendini aşağı barbar olarak göreceksin, “Ah ah Osmanlı zamanı” diye diye kendi Türkçe’nin bile içine etmeye çalışacaksın!... Sonra da Anadolu’ya iner inmez soluğu Diyarbakır’da alan Batılı gözlemcilerden demokrasi dileneceksin ülkene! 

Sahi, bu Batılı ve yerli, demokrasi ve insan hakları şampiyonları, Van rektörünün duruşmasına, dört ay mahkemeye çıkarılmadan gözaltında tutulan ve intihar eden bir üniversite yöneticisinin dramına neden ilgi göstermediler acaba?

Yine yiyeceğiz sanırım bir “Kızılelmacı” damgası alnımızın ortasına! Canımız sağ olsun, bedenimizin üstündeki kafa kendimize ait olduktan sonra hiç dert değil. 

Evet çok sevgili yurttaşlarımız, yazının başındaki sorunun yanıtını aslında çok iyi biliyorsunuz siz… Davul bunların boynunda ama tokmakçıları başka! 

alperakcam@gmail.com alakcam@yahoo.com

24. cadde, 27/13, Meral Özlen Apt, Karakusunlar / Ankara

0 312 2864025

*Bu yazı Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmıştır.