SÜZGEÇ’İN SÜZDÜKLERİ...

Kimisi biraz kırılmış görünse de, dostça ve uygarca davrandı. Yazıya aynı gazetede yazıyla yanıt verdi. Damal Belediye Başkanımız Gülcemal Fidan gibi... Eleştirilerin haklı yönlerine katıldığını mertçe satırlarına döktü. Ardahan kent yapısıyla ilgili eleştirilerimizi, Teoman Güngör, davranışlarıyla yanıtlamaya çabaladı. "Has Bahçe"yi yeniden eski yapısına benzetebilmek için güzellikler kattı, pislikle, susuzlukla savaşmaya yöneldi.

    Ama birileri köpürdüler! Sevgiyle başlayıp sevgiyle biten bir yazıdan korkunç anlamlar çıkardılar! Orman sevgisinin, Ardahan köylüsünün tek geçim kaynağı otlakların geleceğiyle ilgili ortaya koyduklarımızın arkasından kazanlar kaynattılar. Kişiliğimize yönelik karalamalar ve kamu görevlilerini yalan bilgilendirmeden tutun da, tehditlere kadar... "Ben derebeyiyim!" diyen bir ses Bursa'daki evimi aradı, eşimi tehdit etti. Çünkü kendilerini ayrı ve ayrıcalıklı görüyordular! Ormanlarda koyun sürüleri otlayabilir, çobanlar, yüzlerce çam fidanını doğrayabilir, orman işletmesinin onca tutanağına, kestiği para cezalarına karşın onlar en küçük bir geri adım atmayabilirlerdi! Adalet örgütünü yanıltabilmek için iftiraların çapını büyüttüler. Para karşılığı, önceki yıllarda ucuza otlak kiralayan yöre insanlarından edindiğim çıkarlar karşılığı yazılar yazdığımdan tutun, kışkırtıcı olduğuma, yasa karşıtı iş yaptığıma kadar... 

    Unuttular ki, Ardahanlı iyi tanırdı bu satırların yazarını. Sekiz yaşında çıktığı memleketine, baba ocağına, hemen her yaz döndüğünü, onlarca yıl, hotaklık yaptığını, tırpan çektiğini, bir köylü gibi çalıştığını, ellerindeki nasırlardan onur duyduğunu unuttular. Ve yıllarca, çantalar dolusu ilaçla, yaz ve kış köyüne geldiğini, daha o kalkmadan, konuk olduğu evin önünde sıraya girmiş, onlarca, yüzlerce köylüsüne, komşu köylülere baktığını, yaralarını sardığını, ilaç dağıttığını ve beş kuruş istemediğini unuttular. 

    Olanak bulanın arkasına bakmadan kaçıp göçtüğü, geride kalanların bir kısmının da yalnızca çıkınının dolmasını beklediği yöresinde, köyünde, hiçbir masraftan kaçınmayarak ev yaptırdığını, yöre sevgisinin örnek davranışlarına girdiğini unuttular.  

    Her insanın satın alınamıyacağını unuttular! Hiç önemli değildi birilerinin yasal süreci sonuçlanmamış, 300 yıllık orman olan bölgeleri de kapsayan topraklarının, kime, ya da kaça kiralandığı. Yeter ki, yörenin ormanına, insanına, otlağına ve kamu haklarına zarar verilmesindi!

    "Önce hukuk devleti" diyen bir anlayışla, sorunları orman işletmesine, Jandarma Genel Komutanlığına (Otlak kiralama ve dışardan yabancı koyun sürülerinin geliyor olması ülke genelini ilgilendiren bir sorun olduğu için), Orman Bakanlığına, TEMA ve ÇEKÜL gibi vakıflara, yani kamunun resmi ve sivil örgütlerine aktaran, oralardan çözüm isteyen bir davranışın yasa karşıtı olduğunu söyleyebilmek için insanın biraz "insaf" taşıyor olması gerektir. Yazı içeriklerinin tümünü, Ardahan İl Jandarma Alay Komutanlığından ilgili tüm kamu görevlilerine kadar açıkça, yüzyüze konuştuğumuzu da bilmiyor olsalar gerektir. 

    Ve iftiranın boyutu öylesine trajikomik bir aşamaya ulaştı ki, Dursun Akçam da şikayet konusu edildi, olayın içine sokulmaya çalışıldı. Ölçek köyünden çarıklı bir köylü çocuğu olarak çıkmış, Cilavuz Köy Enstitüsünü bitirip öğretmen örgütlerinden yazarlığa, uluslararası bir üne ulaşmış, kabına sığmamış bir eğitimci, aydınlanma insanına da çamur atılmaya çalışıldı. Damal festivali için ısrarla çağrılıp öyle gelmişti. Çağrı yazın içeriğine, festival programına içi ısınmadı, katılmadı... Baba ocağında birkaç gün kalıp döndü. Şikayet edenlerle ilgili tek satır yazmadı, tek tümce konuşmadı. "Çamur at, izi kalsın!" olur da, bu kadarına pes doğrusu!

    Hukuktan yardım isteyenlerin hukuk karşısında yurttaş eşitliğinden yana olmaları gerekir ve en önemlisi kamu yararından! Yalan mıdır, Çığıstan ormanlarında, çobanların yüzlerce çam fidanını doğradığı? Yalan mıdır, birçok kez orman ihlali nedeniyle tutanak tutulduğu, para cezası kesildiği? Yalan mıdır, dışardan gelen koyun sürüleriyle, kaçakçılığın, insanlar arasındaki ayrılıkların körüklendiği? Bir ayağı Gürcistan, bir ayağı İran olan bu sürülerle yöreye çeşitli hastalıkların geldiği?  Yalan mıdır, yöredeki yoksul insanların binlerce büyükbaş hayvanının öldüğü? Ve yalan mıdır, geleceği büyükbaş hayvancılıkta olan yörenin otlaklarına, hele de bu yılki gibi bir kurak zamanda, koyun sürülerinin zarar verdiği?

    İnsaf ediniz beyler! Gerçekten hukuktan, gerçekten millet ve kamu yararından yanaysanız, gelin hatanızı kabul edin! Kazanç için, küçük çıkarlar için zararın ortasından da olsa dönün! Ve zavgeçin bir kaşık suda fırtınalar koparmaktan.

    Biz, memleketimize miras paylaşmak için, kazanç edinmek için, ya da, otlak kiralatmak için gelmiyoruz. Şurda burda dededen kalma biraz toprağımız varsa da, onların kullanım hakkını, yıllar önce rahmetli olmuş bir güzel insana, küçük amcamız Ebubekir Akçam'a ve onun çocuklarına bırakmışız. (Meraklısına, Merhaba Ebubekir Akçam öyküsünde destanlaşmış bir yaşam- Islaktı Gözleri adlı kitap, Onay Kitabevinde bulunur!) Bir yoksul yayla akşamında, bir kaşık kesme çorbasının hüznüdür Akçam'ları çağıran. Ve dostluğun, kardeşliğin, emeğin, paylaşmanın o bitimsiz tadı.

    Hukuk devletinden, yasaların yaşama geçmesinden, yasa karşısında tüm yurttaşların eşitliğinden yanayım. Halen, Türk Tabipleri Birliği Genel Yönetim Kurulu, Atatürkçü Düşünce Derneği Danışma Kurulu, CHP Osmangazi İlçe Yönetim Kurulu, Türkiye Yazarlar Sendikası, Dil Derneği, Bursa Kent Konseyi, Bursa Tabip Odası'nda üzerine düşen görevleri yapmaya çalışan bir yurttaş olarak duyarlılığımın gereğini yaptım. Yazdım, yazacağım. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı'nda, genelde, yöre insanlarını işlemeye çalıştığım bir yeni kitapla, 5. kitabımla "imza günü" ne katıldım. 

    "Bey"liğimle övünemesem de, 26 yılı sigorta hastanelerinde geçmiş, geceli gündüzlü hekimliğimle, yedeksubay olarak bulunduğum, 3. Ordu Komutanlığı'ndan aldığım, çerçevelettirip çalışma odamın baş köşesinde tuttuğum, "Konu: Takdir" yazılı belgemle, kitaplarımla, yazdıklarımla, emeğimle, yöreme, ülkeme ve vatanıma karşı sevgimle kıvanç duyuyorum.

    Ardahanı ve Ardahanlıları seviyorum!