Mevsim kış da olsa, teleferikle çıkmalısınız Uludağ'a...
"Dışarıda ise Kıbrıs'tan kaynaklanan ve Ege'ye yayılan Yunanistan'la ilişkiler. Ermeni soykırım iddiası üzerine gelişen Batı ülkeleriyle artan gerilim. Komşu ülkelerle yaşanan çeşitli gerilimler (İran'la siyasi İslâm, Irak'la Kürtlerin durumu, Suriye ile su ve PKK).
Yukardakileri söyleyen, ne bir AB komisyonu temsilcisi, ne de, bir gelişmiş batılı ülkenin ülkemize yeni haritalar çizmekle, Anadolu'yu, Yugoslavya benzeri, birbiriyle kan davalı ayrı milliyetler zortlatmasına uğratmakla görevlendirilmiş bir adamı... Bu satırları, holdingler aracılığıyla uluslararası (ya da yeni söylemiyle, uluslarüstü!) sermayeye göbeğinden bağımlı, tencere tabak satıcısı, baldır bacak sergicisi boyalı basından da almadık. Alıntı, bir avuç, özgürlüğüne düşkün insanın, büyük özverilerle ayakta tutmaya çalıştığı Cumhuriyet gazetesinden! Gazetenin bir köşe yazarından. Oral Çalışlar'ın 7 Nisan 2001 tarihli, "Bu Kriz Nereye Gider?" başlıklı yazısından yaptık alıntıyı.
Kendisiyle aynı doğrultuda düşünen birçok kişinin Cumhuriyet gazetesini okumadığını, "sekter", "resmi'ci" (bu anlamı karnında gizli sözcükler de kendi buluşlarıdır!) bularak, holdinglerin Cumhuriyet'e karşı Truva atı gibi kullandıkları başka gazeteleri seçtiğini biliyoruz. Sorun bu değil. Anlamadığımız, sıkça, 68 kuşağından birisi olduğunu, o kuşağın, asılmış, öldürülmüş önderleriyle eski dostluklarını, arkadaşlıklarını yazan Oral Çalışlar'ın neden bir özeleştiri yapıp bugün bulunduğu yeri açıklamadığıdır.
Bizim bildiğimiz, "68 ruhu", "Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye" kavgasının kimi yüreklerde hâlâ sönmemiş ateşidir. "68'lilik", emperyalist işgale direnmektir, 6. Filo'ya karşı gösterilerde can vermektir. Camilerde kışkırtılmış "siyasi İslâm"cıların, Tahkim'e, İMF'ye, Dünya Bankası'na bağlanmayı milliyetçilik sananların bıçaklı, tabancalı, bombalı saldırılarına uğramaktır.
"68'lilik", özgürlüğüne, halkına, vatanına canı pahasına tutkunluktur.
Gün gün izliyoruz Oral Çalışlar'ın yazılarını. Bazı günlerde artan bir merakla...
sigaramın dumanı!
Ulusal bağımsızlığımızın anıtı ilk TBMM yapısını, Philip Morris adlı Amerikan şirketine onarttılar. Dünyayı zehirli duman satarak dolandıran, ülkemizde de bazı kirli oyunlarla tütün reklam yasağını kırmaya çalışan, tütün üreticilerimiz için gelecek günlerde adı çok duyulacak bir tütün tekelidir P.M... Kültür Bakanımız ve PM'in yerli ortağı Bay SA konuştular törende. Eleştirileri, onarımın yabancı bir tekele yaptırılmasına karşı çıkanları bildik mimiklerle, sözlerle yanıtladı Bay SA... "Bu kafaları değiştirin!" dedi.
Bağımsızlık simgesi olmuş, mandacılığı, köleliği istememiş bir avuç yoksul devrimcinin "Yedi Düvel"e karşı "Anadolu İhtilali"ni örgütlediği bir yapının geri ülkeler üzerinde dumanlı oyunlar oynayan bir tütün devi tarafından onarılmış olması, onurlu her insan gibi, gençliğini "Bağımsız Türkiye" mitingleriyle yaşamış bizleri de fazlasıyla üzdü. Düşündük, eski günlerimizi andık. Ülkemize, insanımıza, onurumuza her saldırıda, o kutsal ilk meclis yapısına koşar, orada, gösteriler, basın açıklamaları yapardık. Onarım haberini görüntüleyen televizyon haberlerini dolu gözlerle, biraz utanç içinde izledik. 68'lilerden, bu arada kendini onlardan sayan O. Çalışlar'dan da tepki bekledik. Oysa, O, çoktan değiştirmişti kafasını. Anladık ki, Bay SA'nın dedikleri, Oral Çalışlar'a değil, bizim gibi düşünen, bir avuç kalmış yurtsevereydi.
Alçakgönüllü, yalın bir yapı olan ilk meclisimizi onarttıramayacak kadar mı yitirmiştik her şeyimizi?
ev alma, komşu al! boşver onuru, ekmek kavgasını, krizden kurtul!
Oral Çalışlar'ın yazı başlığını (Bu Kriz Nereye Gider?) görünce, ülkemizi bir kat daha yoksullaştıran, soframızdakinin yarısını alıp götüren bunalımlarla ilgili gerçekçi çözüm önerileri görürüz sanmıştık. Olmadı. Çıka çıka, "kriz" nedenleri arasından, bir de, komşularla gerginlik çıktı!
Neden gerginlik varmış komşularımızla? İran'la "siyasi İslâm", Irak'la Kürtlerin durumu, Suriye ile su ve PKK yüzünden...
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım sevgili Çalışlar... Biz miyiz bu gerginliklerin nedeni? O saydığın ülkelerden biri, bize zorla "siyasi İslâm" sokuşturmaya çalışıyor. Bu arada aynı sayfalarını paylaştığın gazete yazarlarını parçalayan bombacıları, insanları diri diri toprağa gömen canileri eğittiği, para, silah yardımı yaptığı, yansıyor mahkemelere. Bir diğeri, yıllarca ülkemizi kan gölüne sürüklemiş, batı destekli, ayrılıkçı bir terör örgütünü besliyor, silahlandırıyor. Irak'la gerginliğin geçmişi de, şimdi dayatmalarını büyük bir coşkuyla alkışladığınız batılı ülkelerin ve ABD'nin çıkarı için, en doğrusu, petrol tekellerinin güdümünde sokulmak istendiğimiz savaşa dayanır. (Batılı "dost"larımız çekilse aradan, Irak'la bir sorunumuz olmayacaktır sanırız.)
"Kriz" nedenleri arasında saydığın bu gerginliğin nasıl giderileceğini de söyleyiver bari. Suriye, yeniden PKK kamplarını kurdursun, İran'ın silahlı "siyasi İslâm"cı ve PKK militanlarını eğitmesine, beslemesine, ülkemize sokmasına ses çıkarılmasın, Amerika Birleşik Devletlerinin ve Avrupalıların Kuzey Irak planına, orada, emperyalist güdümlü bir Kürt devleti kurdurmalarına göz yumulsun... Öyle mi?
Komşularımızı kendimiz seçemediğimizden, onlarla ilgili "gerginlik" kolayca çözülemeyeceği gibi, başka istekleri de olacaktır batılı dostlarınızın! "İşçi ücretlerinin 170 dolardan krizle birlikte 100 dolara düşmüş olması yetmez, sizin işçiler de, Türkmenistan'daki, Litvanya'daki, fason üretim için şimdilerde seçilen -yani batıya iyi uyum göstermiş!- diğer geri ülkelerdeki gibi 20 dolara çalışsın. Sendikalar bitirilsin, devlet tüm sosyal görevlerinden, üretimden çekilsin (ki, onların şirketleri girebilsin!), uluslarüstü tekeller karşısında rekabet yapabilecek tüm kamu kuruluşları, tüm üretim odakları kapatılsın. Telekom, Tekel yetmez, Bor madeni de özelleşsin... Anadolu'da Kürt, Ermeni, hatta gerekirse Laz, Çerkez, Acem, Terekeme, Karapapak devletleri kurulsun. Laik okullar kapatılsın, din eğitimine ağırlık verilsin, ülkenin, halkın bir parçası da olsa (bırakınız MGK aracılığıyla ülke politikası üzerinde söz sahibi olmasını), asker, hiç bir konuda kesinlikle konuşmasın!" diyecekler ve daha çook şey isteyecekler. İyiden iyiye onlara kul, köle olana, yoksullaşana, birbirini yemeyi hüner sayan Afrikalılara, Afganlılara benzeyene kadar.
nereden nereye?
Oral Çalışlar'ın kişiliğinde, ülkemizdeki sol, hatta sosyalist geçinen bir kesimin ulusal bağımsızlık karşısındaki çarpık duruşları, yanılgıları sergileniyor.
9 Mayıs 2001 tarihli Cumhuriyet'te, Lumumba ile ilgili duygusal yazısında şöyle diyor Çalışlar: ".... Ancak bu yok ediş, orada kalmadı, Afrika'nın öfkesi bütün kıtayı sardı, sömürgeciliğin sonunu sağlayan süreç onun ölümüyle hız kazandı."
Çalışlar ve onun gibi düşünenler için sömürgecilik bitmiştir! Peki olmadık zamanda götünde giyecek donu olmayan yoksul Afrikalı'yı modern silahlarla birbiri üzerine kim salıyor? Kim üretim kaynaklarını, madenleri tekellere yağma malı yapıp aç bırakıyor insanları? Kim, AİDS hastalığını, bilisiz, eğitimsiz hayvanlar gibi çoğalan Afrikalı için Tanrı'nın adaleti sayıyor? Kim, geri kalmış ülke insanlarını (bu arada bizi de!) insanla hayvan arası bir katmana sokup burun kıvırıyor, fabrikalarını geri ülkelere, coğrafyalara taşıyıp çevre kirliliğine, kitlesel ölümlere neden oluyor?
Yazılarında, söyleşilerinde, boş yere, sömürgeciliğin yeni biçimiyle, emperyalizmle, küreselleşme saldırılarıyla ilgili bölümler, sözler ararsınız. Çalışlar ve benzer düşünenlere göre, sömürgecilik bitmiştir, ulusal bağımsızlık kavramı, günün koşullarıyla uyuşmamaktadır. Tekniğin, demokrasinin, bilginin odağı olan gelişmiş ülkelere uyum sağlanmalıdır! Onların bir dediği iki edilmemelidir.
Telekom özelleştirmesiyle, yabancılara satışıyla ilgili yorumu, yalnızca, bu kuruluşun "siyasilerce keyiflerince yöneltilen, MHP'lilere rant sağlayan bir kuruluş olmaktan çıkarılıyor olması"dır. (13 Mayıs 2001 Cumhuriyet) Çalışlar'dan, ülkesi, halkı yararına, sol, sosyalistçe bir yorum beklemeyin sakın!
Krizden kurtulmak için Çalışlar'ın yazdıklarını okumalısınız! Eğer, binlerce kilometre uzaktan birileri, sizin ülkeniz için, "ılımlı İslâm" modelini uygun bulmuşsa, kafanızı eğip kabullenmeli, karanlık gidişe karşı çıkmamalı, "siyasi İslâm"ın özgürlüğünden, egemenliğinden yana olmalı, her sokağa bir cami, her camiye bir sakallı, türbanlı market, her kasabaya iki imam-hatip, her apartmana bir Kuran kursu yayılmacılığına, inanç bezirganlığına alkış tutmalı, Tayyiplerin, Fethullahların önünde secde etmelisiniz.
Söz dinlemiyor, aykırı işler çıkarıyorsunuz! Tekel imparatorluklarına karşı, umulmadık 19 Mayıslar, 27 Mayıslar yetmemiş gibi, bir de 28 Şubat patlatıyorsunuz! Kul yerine özgür bireylerden oluşacak bir toplum istiyorsunuz. Dizginlerinizi toplamaları gerek elbet! Alırsınız başınıza kriz belasını!
Bir de jandarma çıktı son zamanlarda. Olmadık operasyonlarla, "Beyaz Enerji"den bilmem hangi beyaza, yolsuzluk, hırsızlık kovalamaya başladı. Elbette ki ülkede demokrasi vardı! Önce ilgili yolsuzluklara bulaştığı söylenen, o güne değin demokrasiyle pek ilgilenmemiş siyasiler, arkadan da O. Çalışlar anımsadı demokrasi gereklerini. Söylenmeye, öfkelenmeye başladılar. Ne işi varmış canım jandarmanın yolsuzluk soruşturmasında? Neymiş savlananlar? İhalelere fesat karıştırılmış, millet malı, parası yağmalanmış filan... Bıraksın bunları jandarma dediler. Yasayla kendine verilmiş kovuşturma, araştırma görevini filan boş versin, gitsin, köyde "ihsar" kâğıdı dağıtsın, muhtarlara yumurta pişirttirip yesin istediler.
Kendi yasal görevini sürdüren jandarmasını "gestapo"ya benzetenlere, siyasilerin yargılanabilmesini, "yargı siyasileşti" diye değerlendirenlere, soruşturmalardan gocunanlara, Cumhuriyet'teki köşesinden Çalışlar ses kattı!
Yıllar, onlarca yıl önce, 68 kuşağından gençlerin olmadık provakasyonlarla kana, ateşe, silaha sürüklenmesini, ülkesi, halkı için gözünü kırpmadan ölüme giden insanların bazı kirli oyunlara araç edilmesini gözü yaşlı izlemiştik de, "68'liyim" diyen birisinin, yolsuzluk soruşturmalarında, kamu varlıklarının haraç mezat satlığa çıkarılmasında adı geçenlerle aynı safta durması karşısında ne yapacağımızı bilemedik.
Nereden nereye O. Çalışlar, nereden nereye? Aynı demokrasi oyununda sözbirliği ettiğiniz siyasi partilerden birine girmeni bekliyoruz artık. İlk de olmayacaksın zaten!
o bildik çalımlar!
Çalışlar'ın yazılarıyla, özellikle de silahlı kuvvetlerle ilgili düşünceleriyle, bir alev yalımı gibi bazı olaylar gidip geliyor gözümün önünden.
1970 yılı, Ankara Tıp Fakültesi "Talebe Cemiyeti" odasında, ağabeyler ağabeyi bir askeri tıbbiyeli ağabeyimi göz yaşları içinde sessizce ağlarken görüyorum. Soramıyorum saygımdan. Başkaları soruyor. "Kızılay'da, tanımadığım bir genç, 'pis faşist!' diyerek üstüme tükürdü" diyor. Tüylerim diken diken oluyor. Askeri Tıbbiyeli devrimci ağabey, o olaydan bir süre sonra patlayan 12 Mart darbesiyle birlikte, olmadık işkencelere uğratılıyor, yıllarca tutuklu kalıyor, başkalarının işledikleri suçlar üzerine yıkılmaya çalışılıyor.
1976, ya da, 77 olmalı, Göle Töb- Der şubesine, üzerindeki asker üniforması ile girip oturmuş, Cumhuriyet gazetesi okuyan demokrat bir yüzbaşı, bazı tipler tarafından ite kaka dışarı atılıyor. Göle'li bir dostumun uyarısıyla uzak duruyorum o insanlardan. Zaman içerisinde, 'faşist subay' diyerek o subaya saldıran hızlı "sol" baylarımızdan kimisi Refah Partisi'nden milletvekili adayı oluyor, kimisi kooperatif oyunlarıyla millet parası götürüyor.
Olaylar saman alevi, alev yalımı gibi gelse de, ülke çapında oynanan bir oyunun parçaları oluyor sanki. Benzer örnekleri çoğaltmak olasıdır da, ne yer yeter, ne zaman...
Elbet, ne 12 Mart'ı unuttuk sayın Çalışlar, ne de 12 Eylül'ü. O dönemlerde, 27 Mayıs'la getirilmiş özgürlükler yok edildi. Bu ülkenin aydınlık diri güçleri, düşünceleri ordu eliyle kıyımlara uğratıldı. Terör provakasyonları hep bir kesimin üstüne yıkıldı. Binlerce, on binlerce insan suçsuz yere toplandı, olmadık savlarla yargılandı. Ama bunlar, aynı ordunun, çoğunluk, seçimini halktan yana, ülkesinden yana yaptığı gerçeğini yok edemez! Ulusal kurtuluşumuzun, cumhuriyet kuruluşunun örgütleyicisi, öncüsü ve uygulayıcısı, çalışan sınıflara, örgütlenmeye düşünceye özgürlük getiren, sağlıkta sosyalleşmeye kadar her alanda halk yararına atılımlar yapan 27 Mayıs Devrimi'nin sahibi de aynı ordudur. Tartışmamızın amacı, olayın adının doğru konmasıdır. Ne dalkavukluğun, ne de yobaz düz bakışıyla birilerine kara çalmanın, gereksiz soğukluklar, düşmanlıklar yaratmanın, insanımıza, ülkemize bir yararı olamaz.
Birileri, onlarca yıldır, akıncı gelenekleriyle (o hinoğlu hin batılının bile adını koyduğu, "Jön-Türk" diye tanımladığı!), halkından yana olmuş, duyarlılığını yitirmemiş, her toplum kördüğümünde ortaya çıkmayı görev bilmiş diri güçlerimiz, seyfiye ile ilmiye (kışla ve okul aydını) arasına düşmanlık tohumları atmaya, emperyalizmin köleleştirme oyunlarına karşı çıkanları bölmeye, parçalamaya çalışıyorlar. Bu oyuna düşenleri gördük zamanında, üzüldük. Şimdi, uyarmayı dostça bir görev biliyoruz.
Günümüzde, 68'li olmanın, devrimci olmanın, halkçı olmanın, demokrat olmanın ön koşulu, antiemperyalist olabilmektir, finans oligarşisinin ekonomik ve politik saldırısına karşı durabilmektir. Gerisi laftır, dilimiz varmıyor ama demeye, biraz da dönekliktir.
Evet, yeniden soruyoruz, "Bu Kriz Nereye Gider?"
14 Mayıs 2001