NEFRETİ YARATAN HAYAT!
Hele de günümüz Türkiyesi’nde, hatta onun başkentinde yaşıyorsanız nefret dediğiniz duygunun depreşmediği bir gün bile geçiremeyeceksiniz demektir.
Neredeyse bir aydır koca Başkent’in güneyiyle kuzeyini birbirine bağlayan Konya-Samsun yolunda sapasağlam asfaltın yenilenme çalışmaları nedeniyle çorbaya dönmüş bir trafiğin cenderesindesiniz… Kent merkezine ulaşmak için kimi gün bir, kimi gün iki saatiniz yollarda geçiyor. Anımsadığınız kadarıyla hiçbir sorunu olmayan yolun asfaltı söküldü, yeniden dökülüyor… Nerede ve ne zaman hangi aşamasında yolun kesileceği, binlerce araçlık kuyrukların hangi ara sokağa verileceğini önceden kestirebilmek olası değil.
Bu keşmekeşin üstüne “Avrupa Kenti” savındaki koca Başkent’in bulvarlarında yüklü kamyonlar, tırlar cirit atmaktadır. Avrupa kentlerinin değil içine girmek, hafta sonları yollarına bile çıkamayan kamyonlar, her türlü yük taşıma aracı, beton kamyonu Başkent’in daracık sokaklarına kadar adeta ellerini kollarını sallayarak girebilmektedir.
Ülkenin diğer büyük kentlerinde de durumun çok farklı olmadığını söyleyebilirsiniz… Ama başka diyeceklerimiz de var bizim. Tanesine 700-800 TL verilerek yurtdışından satın alınmış, bulvarlar boyunca dikilmiş, Ankara’nın kurak yazına dayanma olasılığı olmadığı için gece gündüz sulanmasına karşın kurumasına engel olunamamış çınar-meşe türü ağaçlar görüyorsunuz… Eskişehir yolunun Bakanlıklar girişinde bulvarın orta yerine kondurulmuş, koca sanatçılara milyarlarca lira verilerek açılış törenleri düzenlenmiş, açılması ve işletilmesi olası olmayan hilkat garibesi çarşılar görüyorsunuz. Kent trafik karmaşasına tek çözüm olacak toplu taşıma için on yılı aşkın bir süre önce temeli atılmış, bulvar kenarları fare delikleri gibi harap edildikten sonra öylece kendi haline bırakılmış metro kalıntıları var iki yanınızda. Bir yandan bulvarlar ve mevsimler boyu yüzlerce insanın, iki gün sonra solacak çiçekleri dikebilmek için çalıştıklarına tanıklık ediyorsunuz…
Bir belediyedir ki, yaşadığınız kenti “idare eden”, azıcık akıl fikir sahibi olan kimsenin onay vermeyeceği, millet parasını sağa sola savuran, insanını koyun yerine koyup çorbaya dönmüş bir şehirde yaşamaya mahkûm etmiş…
Ben de oy vermiyorum bu adama, aklı başında bildiğim kimse de… Yine doe seciliyor adam. Ne yaparsanız yapın, seçilecek de… Ona oy verenler var… İnançlarını gözlük olarak kullanan bazı hemşerileriniz, başı bağlı komşularınız, hatta on on beş yirmi yıl önce köyünden kalkıp yakınınızdaki bir semte taşınmış akrabalarınız, “Müslüman adam” diyerek oy vereceklerdir ona.
“Müslüman adam”ların Avrupa’daki ortakları yıllar oldu cezaevini boylayalı. Ellerindeki fenerle suçüstü yakalandılar bir şeyler soyarken, satarken…