KÜLTÜR POLİTİKALARIMIZ VE TOPLUMSALLIĞIMIZ

Tanımdan hareketle, içinde yaşadığımız toplumun birey ve doğa ile ilişkisinde nasıl bir kültürel durum içinde doğup büyüdüğünü, bugünlere geldiğini çözümlemeye çalıştığımızda ilk karşımıza çıkan gerçeklik, değişkenlik ve kararsızlık olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Sözlü kültürden yazılı kültüre geçişimizin tarihi öyküsü çok eskilere dayanıyor olmasa da, bu değişkenliğin ana öğlereni bin yıl öncesinde de görebilmek zor olmayacaktır…

Anadolu’nun bir kültürler karmaşı, bir uygarlıklar beşiği olduğunu hep söyler dururuz. Ancak bu karmaşa içindeki etkilenişler ve yönelişler üzerine ayrıntılı düşyenen bir toplum olduğumuzu sanmıyoruz. 

Binlerce yıllık uygarlıklar geçmişi olan Anadolu’da bugün egemen dil olan Türkçe’nin sahipleri, Anadolu’ya göçüş yıllarından başlayarak bu topraklardaki kültürel gelişmenin de egemeni olabilmişler midir diye bir sorunun yanıtı çok da belirli değildir.

Yazıyı kullanan yerleşik bir toplum oluşturma tarihimiz çok eskilere dayanmıyor olduğunda, kültürümüz içinde diğer kültürlerin etkin ve zaman zaman baskın olmalalarına karşı koyamamış olduğumuz söylenebilir. 

“Bir ulus yalnızca kendi anadilini bilseydi, bu ulus açısından söz yalnızca ulusun hayatına ait yerli sözle çakışsaydı; hiçbir gizemli, yabancı söz, yabancı bir dilden hiçbir yabancı sözcük görüş alanına girmeseydi, böyle bir ulus bu felsefe birimlerine benzer hiçbir şey yaratamazdı.(…) diyor Voloşinov… Bu giriş, yazısız kopup geldiği göçebe toplum gelenekleri ile karşısında buluverdiği yeni diller ve kültürlerin tarihimiz ve bugünümüzdeki düşün dünyamız için önemli bir zenginlik olacağı gerçeğini aydınlatıyor olsa da etkilenişimin yönü ve ortaya çıkan sonuçlar açısından hiç de umulmadık tabloların doğabilme olasılğını da içinde taşımaktadır. 

Voloşinov’la sürdürelim… “Aslına bakılırsa, medeniyet, kültür, din ve politik örgütlenmeyi doğuran yabancı sözcüktür (örneğin, Sümerlilerin Babilli Samiler karşısında, Japhitlerin Helenler karşısında, Roma’nın ve Hıristiyanlığın barbarlar karşısında, Bizans’ın ‘İskandinavlar, Güneyli Slav kabilelerinin Doğulu Slavlar karşısında [Bizans ve İslam Medeniyeti’nin göçebe Türk ve Moğol boyları karşısında – bizim notumuz- ], vb. oynadıkları rol). Sahneye her zaman yabancı silahlı kuvvetin ve örgütlenmenin zoruyla giren ya da eski ve bir zamanlar güçlü olan bir kültürü işgal etmesine rağmen ideolojik bilinci canlılığını yitirmiş bu kültürün cazibesine kapılan yeni ulusun sahnede hazır bulduğu yabancı sözcüğün göz alıcı örgütleyici rolü; yabancı sözcüğün oynadığı bu rol ulusların tarihsel bilincinin derinliklerinde otorite fikriyle, iktidar fikriyle, kutsallık fikriyle bir araya gelmiş ve sözcük hakkındaki bu nosyonların her şeyden önce yabancı sözcüğe yönelmesini zorla kabul ettirmiştir.” (Voloşinov, Dil İncelemesinde Sosyolojik Yöntemin Temel Sorunları, s. 130- 131-132)

ı ve yerleşik bir yaşa

İ. M. Başat, s. 112-120 Toyotist üretim ile iktidardan bireye uzanan içi ele geçirmeye yönelik ağımsı yayılma…

S 236, arzunun belirlenişi, yeniden insana dönüştürülmeye çalışılan kültür

Cumhuriyek kuruluş dönemi kültür ve eğitim politikaları ile günümüz politikalarının karşılaşttırılması

Serbest rekabetçi dönem kapitalist kültür politikaları ile emperyalist politikalar arasındaki ayrımları göz önüne serer…