BİR SIRA NEFERİNİN, BİR DEVRİMCİNİN ANISINA,
Alçakgönüllü, sessizce yürüyen, karıncayı incitmekten çekinen ve ne zaman patlayacağı belli olmayan bir yanardağı içinde taşıyan bir devrimciydi.
Doksanlı yılların ortası olmalıydı tanıştığımızda. Hem bir aydın, hem bir köylü, ama hepsinin ötesinde tam bir devrimciydi o.
Dursun Akçam’la birlikte Çıldır gölünün mavi dalgalarına, gölü çevreleyen başı dumanlı dağlara, karlı yamaçlara bakarken çevremizdeki bitmeyen söyleşilerin, dost şenliklerinin içinde yudumladığımız rakı beyazlığı kadar ak yürekliydi. Atalay’ın yerinde, Umut’un şen sesinde, Çevremizden yükselen halk kültürüne ait bin türlü gülecen söylemin içinde, o hep ironik bakan ve hep sinsice gülen yüzüyle çıkagelmişti dünyamıza ve bir daha hiç eksik olmamıştı yanımızdan.
Süzgeç Gazetesi’nde, Ardahan doğasını yağmalattıran her makamdaki çıkarcılığa karşı birlikte açtık isyan bayrağını. Omuz omuza verdik. “Masalsı”da roman oldu direncimiz (Ürün Yayınları, 2005). 1999-2000 yıllarındaki aylar süren tehditlere, saldırılara karşın “Ardahan’a dışarıdan koyun sürülerinin girmesini yasaklayan’ jandarma genelgesini yazdıran mücadele kardeşliğinin iki ayağıydık… Şimdi emekli olmuş Jandarma Tümgerreral Osman Özbek’in katkısı çoktu elbet. (Özbek paşanın kitabı imzalı duruyor masamda: Çankaya’da Sonbahar, Pozitif yayınları, Kasım 2007).
Aylarca art arda basılmıştı Süzgeç gazetesinin bürosu, bitmeyen aramalar yapılmıştı.. Kapısından jandarma ve polis araçları eksik olmamıştı. Telefonlarımızdan da her makamdan gelen tehdit sesleri, sövgüler…
Onun arılarının ve devrimci ellerinin ürettiği Çıldır çiçeği kokulu bal yıllardır hiç eksik olmadı soframdan. Her kahvaltı sofrasında, gülümseyen dost bir yüz olarak karşımda durdu.
Çok uzaklarda olsak da seslerimiz çok sık buluştu. Yol, yöntem, yazı istedi… Müthiş bir güven vardı aramızda.
Kendimi bildim bileli bir ayağım Ardahan’dadır; binlerce insanla tanışıklığım vardır yöreden. En güvendiğim, en inandığım adlardan biriydi; bir halk devrimcisi olarak hep doğru zamanda doğru yerde bulunduğuna tanık olduğum bulunmaz bir dosttu o...
Ölümünden birkaç gün önceydi… Sağlığını merak ediyordum. Konuştuk… “Memorryal hospitalda eylem yaptım” dedi. 60 milyar istemişler, evini sat gel demişler paran yoksa; gittiği günkü işlemler için de fark istemişler. Bağırıp çağırmış. “Vermedim para mara, ben bu ülkenin insanıyım, parası olmayanı ölüme mahkûm eden bu dünyaya karşı savaşarak geldim bugüne; bundan sonra da size verecek param yok” demiş.
Ameliyat masasına kadar ulaşmayı başaramamış olsa da, çolukçocuğunun geleceği için arılarıyla birlikte arı olmuş dostum Kemal Gültekin, sağlığı için kendisinden evini satmasını isteyen bu çıkar dünyasına meydan okuyarak ve başını hep dik tutarak ayrıldı aramızdan.
Hepimize hedef olsun böyle onurlu ölümler!...
Ve inan ki seni çok özleyeceğim bal kokulu dostum benim… Aramızdan ilk ayrıldığın gündeki gibi, hiç eksik olma düşlerimden…
alperakcam@gmail.com