ÇÜRÜK ELMALAR BİTER Mİ?

Bir anda tepetakla olan borsa, fırlayan banka faizleri, hazine bono faizlerinde tırmanış... Enflasyon mücadelesinde başarılı olunuyor derken karışan ekonomi, sorular, yeni sorular... Bankalar, hazinenin durmaksızın dolar satmasını istiyorlar. Yeni vergi yasaları çıkıyor da vergi vermeyen bir kesime pek dokunan yok. Ortadaki, namuslu serbest meslek bireylerini ezecek yeni önlemler... Sanki operasyonların sürmesi karşılığı yeni ödünler isteniyor; yeni vergiler... 

    Bir yol ayrımındayız... Bunu görüyoruz da... Arınacak, çürük elmalardan kurtulacak mıyız?

    Çok zamanlar gerek bu sorunun yanıtını görebilmek için. İster, Uluslararası Para Fonu (İMF) yetkilileri istedi diye, ister Avrupa Birliği piyasamızı beğenmez diye, ister de namuslu bürokratlarımızın temiz toplum inancından... Nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, yapılan bir arınmadır. Ülke insanının yüzde doksanı karşısındadır hırsızların. Tüyü bitmedik yetimlerin, halktan toplanan vergilerin gittiği adresler midelerimizi bulandırıyor. Artık temiz toplum istiyoruz!

    Peki, çürük elmalar biter mi? Bu sistemle, üzülerek söyleyelim ki, hiç sanmıyoruz. İçişleri Bakanımızın kendi anlatımıdır, daha bu görünenler, işin küçük bir parçası... Kokuşmuş, çürümüş ekonomik ilişkilerle yöneltiliyor ülke. En büyük patronlarımızın, hangi meclis çatısını yeniden yeniden onartmalarla, bir mevsimde üç kez kaldırım değiştirmekle, devlek kasasından zengin edildiğini bilmiyor muyuz?

    Biz, treni, birkaç on yıl önce değil. Birkaç yüzyıl önce kaçırmışız. Sonra da, bizde de batıdakine benzeyen bir patron sınıfı olsun diye beslemişiz birilerini... Halktan kaşıkla topladıklarımızı kepçeyle dökmüşüz adamların ağzına... Da... İşin bununla bitmeyeceğini görmemişiz. Batıdaki patron yüzlerce yıl sürmüş bir girişimci, kavgacı, devrimci kapitalizmin elediği patron... Bileğinin hakkına gelmiş yerine... Tekel olana, büyüyene değin anası ağlamış. Üretim maliyetini düşüren, tekniği geliştiren ayakta kalmış, birleşmiş, diğerleri batıp gitmiş. Bizdekilerse besleme... Devlet ihalesiyle, hayali ihracatla, yalanla, dolanla yemiş de, yemiş... Hem devlete, devletçiliğe karşı olmuş, hem ihaleler, hazine bono faizleri, ihracat indirimleri ve tüm kıyaklar azalmaya başlayınca, "Batıyoruz! Nerde bu devlet, nerde bu millet!" diye bağırmış. İlk fırsatta da bırakmış üretimi, ya, batıdaki büyük şirketin acentası olmuş, ya, devletten düşük faizle aldığı krediyi devlete üç kat faizle borç vererek yeni köşeler dönmüş. 

    Çürük elmaların ayıklanmasını hep istiyoruz. Arkasındayız, Cumhurbaşkanımızın, İçişleri Bakanımızın, tüm yürekli ve dürüst bürokratlarımızın... Ancak, sivrisinek öldürmekle sıtma hastalığının bitmeyeceğini de biliyoruz.

    Bataklığı kurutmalıyız. Bir dediği iki edilmeyen bankalardan, gak deyince et, guk deyince süt verilen, ülke zenginliklerini alıp götüren zümrelerden bu millete, bu ülkeye hayır gelmeyecektir. Biz kapitalizm yarışında batıya yetişemeyiz artık.

    Sanmayın ki, dürüst, namuslu girişimcinin karşısındayız. Asla! İsteriz ki, onların da istenciyle, gücüyle, yeni bir yol bulunsun. 

    Hani cumhuriyetin ilk yılları biraz aydınlanmış yollar gibi. Tüm ülke gücüyle davranalım. Kamunun, işçisinden işverenine, tümümüzün ortak olacağı üretimlere yönelelim. Köylerde kooperatiflerden, beldelerde birliklere, kentlerde birlik merkezlerine... Üreticinin de, tüketicinin de örgütlü olduğu, herkesin el birliğiyle bu ülkeye birşeyler katmaya çalıştığı bir sistem... Politikacıların karışamayacağı, yemlik yapamayacağı, torpilin, adam kayırmanın, millet varlığını iç etmenin olmayacağı...

    Çürük elmaların sonu gelmeyecek yoksa!