EDEBİYATIMIZDA OLAN OLUYOR!
Bay Bush'un ve CİA'nın bombayla, kanla, hava indirmesiyle çizdiği dünya haritalarının haberi Bay Bush'a çok muhalif (!) Chomsky'nin dudaklarının arasındaydı sanki! Kimse sormadı sizin ABD'niz ilerde ne olacak, o her küçücük olanakta, her Holywood baldır bacak gösterisinde izleyicinin gözlerinden girip beynine çaktığınız çok yıldızlı bayrağınız, kolanız., burgeriniz ne olacak diye...
Anlayan anlamıştı denilmek isteneni. Ne güzel örnekti şu Osmanlı... Hele de o hastalık, parçalanma dönemlerinde. Vur ensesine, al elinden petrolünü, tütününü, şekerini, ekmeğini... Kendi kurucusu soyun dilini yazıda kullanmamış yeryüzünün tek imparatorluğuyuydu o. "Gâzilik"ten "Bey"liğe, oradan "Sultan"lığa, sonra da "Sultan Süleyman"lığa geçtikçe "Türk" sözcüğünü aşağılayıcı, göçebe, yoksul halk yığınlarını anlatmak için kullanmış, kendini Arab'ın anlaşılmaz çizgilerinin arkasında Farsça'yı da katarak saklamış, halkından kopup gitmiş, Bizantizmin ve Arap Muaviye soyunun bin türlü hilesi, yalanı, insan ve kardeş-oğul kanı üstüne saltanat tahtında göklere yükseltmiş, kurucusu Ertuğrulgazi ve Osman'la tüm ilişkisini kesmiş "Osmanoğlu"... ABD'li çok "muhalif"ler de, AB'li "insan hakları şampiyonları"da haklıydılar kendilerince, Anadolu'yu yeniden Osmanlı görmek istemekle.... Geçen yüzyılın yirmili yıllarında, o "Osmanlı" topraklarında yoksul bir halk Mustafa Kemal diye bir yiğit insanın arkasında ayaklanmış, harf devrimini yapmış, yazı diliyle konuşma dilini birleştirmiş, birkaç on yılda komşularına hiç benzemeyen bir uyanış ve aydınlanma içine girmişti. Bir de dünyanın egemenlerine direnmede öncülük etmişti. Kimi zaman unutup devrimci geleneğini, Batılı "dost"ların arzuladığınca, içindeki aykırılıkları 12 Mart ve 12 Eylüller'de düzlemeye kalksa da, 27 Mayıslı 28 Şubatlı vuruşlarından ayrı kalmamış, öyle her istendiğinde eğilip doğrulmayan, kendine konulmaya çalışılan siyaset yasağına aldırmayıp "Irak'a saldırılmasına karşıyız", "özelleştirme politikaları ülkeyi yoksulluğa ve küreselleşmiş emperyalizmin kucağına itmektedir" gibi sözlerle Batılı beyleri kızdıran birileri vardı bu ülkede... Giyindikleri asker giysilerinde bir yandan da halkın güvenini ve sevgisini taşıyorlardı. Demokrasilerde askerin politika dışı olması gerektiğini o kadar söyledi Batılı "dostlar"... Bizdeki hık deyicileri, sağcısından solcusuna, o kadar alkışladı, onayladı ki Batılı ağbilerini, ablalarını, elleriyle dilleri eskidi zavallıların.
Öyle ya. ne gereği vardı, böyle, ülke sorunlarında MGKların, Genelkurmayların hatta Cumhurbaşkanlarının görüş bildirmesine? Bir anayasa kitabının fırlatılışından koca bunalım, bir işçi lideriyle söyleşiden günlerce gazete manşeti, televizyonlara birinci haber çıkardı işte... Sussun, yerlerine otursunlar efendim! İşçi sendikası liderleriyle ülkenin en yetkili yerlerindekilerin ne işi vardı politikada? Kocaman ağızlı acentacı işverenlerimizle, biri gidip biri gelen Batılı "Düyun-i Umumiye" temsilcileri, İMF- Dünya Bankası memurları, çok saygın Batılı dostlarımız duruken onlara mı kalmıştı ülkenin geleceğiyle ilgili konuşmak?
Osmanlı gibisi yoktu canım; ah o Osmanlı!
Chomsky'yle yatıp kalkan gazeteleri bıraktık edebiyat dergilerine geçtik. Bir de ne görelim? Meğer ki liselerdeki eğitim programından aruz vezni ve divan edebiyatı kaldırılıyormuş ya da yerleri azaltılıyormuş da neler yitiriyormuşuz neler... "Aruz, bu toplumu kendi geçmişi ile ilişkilendiren bellek sembollerinden biridir ve aruzu, öğretilebilir veya öğretilemez olması gibi pratik bir mesele olarak ele almanın yanı sıra, tarihi ve kültürel bir mesele olarak da düşünmek gerekir. Hele, bizi geçmiş kültürümüze bağlayan sembolleri birer birer tasfiye ederek nasıl bir toplum inşa ettiğimiz gözler önünde iken..."(4) diyor bir yazarımız. Bizi geçmiş kültürümüze bağlayan, on milyonlarca insanımızın dil edinci içinde, belki de genleriyle belleğinde yüzlerce yıldır taşıdığı halk edebiyatına Dedem Korkutlara, Yunus Emre'lere, Pir Sultan'lara divan edebiyatının yarısı kadar bile yer vermeyen lise eğitimimizin geleceği ile ilgili bir yorumda, aruzun ve divan edebiyatımızın bunca önemli sayılmasının arkasında başka nedenler olsa gerek. Ne aruz veznini ne de divan edebiyatını yadsımanın, onları kültürümüz içinde yok saymanın yandaşı olamaz elbet kimse... Aruzdaki ritmi, inceliği sanatın dışında saymak da olası değil... Aynı Hint Şarkıları, Acem Şiiri, Latin Müziği, yahut İskoç Gayda'sında olduğu gibi. Hatta onlardan daha yakın, daha bizimdir divan edebiyatıyla aruz da, "bizi biz yapan" kültürel geçmişimizle ilintisi, tarihi temsil edecek düzeyde bir sembol olarak görülebilmesini anlamak olası değildir. Elbet üniversitelerde, hatta özel bir yönelimle liselerde isteyene aruz da divan edebiyatı da uzmanları ve satırlarını aldığımız yazarımız gibi sevenleri tarafından öğretilmelidir de... Ama Cumhuriyet kazanımlarımız ve bağımsızlığımız bin türlü tüketim toplumu saldırısı ile sarsılırken, dilimiz yabancı markalarla, özentili televizyonlarla kirletiliken, aruzla ya da divanla kendimizi koruyabileceğimiz sanmak bir yanılgı değilse bilinçli bir öz kültürden kaçış, Osmanlı'nın halk kaçkını monarşisine özlemden öte bir şey olamaz. Yazarımızın yazısının tümünden ve alıntımızdaki "inşa etmek" sözünden, onun, öz kültürümüz, dilimiz karşısındaki duruşu kendini zaten göstermektedir.
Aynı dergide bir yerden işaret almış gibi aynı konuyu işleyen bir başka yazarımız da, zaten öğretmenlerimizin % 80'inin divan edebiyatını halka yabancı bir saray eğlentisi gibi gösterip öğrencilere öğretmediklerini, %24'ünün bilmeden öğrenmeye kalktığını, ancak %1'inin hakkını vererek öğrettiğini ve sevdirdiğini söylüyor (5). Edebiyat öğretmenleriyle ilgili söylediklerinde, Aydınlanmacı, toplumcu öğretmenlerimize yönelmiş abartılı bir suçlama var elbet, başka şeyler de var ama, öncelikle matematik öğretmenlerine yönelmiş kocaman bir eleştiri de diyemiyeceğiz, beceriksizlik suçlaması var! Yazıdaki öğretmen oranlarını topladığımızda % 105 çıkmaktadır ve bu hesap hatası onun öğretmenlerinin eksikliğidir!
Divan edebiyatı ve aruz vezninin (değil azınlığı, bir tek kişiyi ilgilendirse bile hiç önemli değil) sanat ve kültürümüzün dışında sayılması, aruzun şiire kattığı ritmin yadsınması yanlışına bir sanatseverin düşmesi olası değil. Konumuz ayrı... Eğitim çağındaki insanlara yönelik bir edebiyat öğretisinin, hem de genel bir orta öğretimdeki sanat öğretisinin nasıl olması gerektiğini tartışıyoruz. Öncelikle, ulusal bir edebiyata, kendi değerlerine sahip çıkan bir halk edebiyatına, oradan hareketle evrensel kültüre, evrensel sevgiye ulaşabilmenin yolları aranmalıdır. Cumhuriyet kurucularımızın olağanüstü özverili çabalarıyla, Köy Enstitüleri, Halkevleriyle Anadolu'da aydınlanmış, Osmanlılık özlemindeki, Sevr'le yatıp kalkmış Batılı dostlarımız ve onların yerli kuklalarınca söndürülmeye, yok edilmeye çalışılmış kendi öz kültürümüzün, dilimizin, sesimizin, sözümüzün korunması ve geliştirilmesidir konuşulması gereken. Aslen bir dil bilimcisi olan Chomsky'ye göre evrensel bir özellik taşıyan, kalıtsal olarak zihinle birlikte var olan, Saussure'nin daha toplumcul bir yaklaşımla tanımladığı "dil edinci"miz (6) ile divan edebiyatı öğretisinin yadsınamaz bir aykırılığı vardır. Anadolu tarihi, geleneksel ve sosyal yapımız göz önüne alındığında, bu tür bir edebiyatın genel bir orta eğitim ve öğretim çabası içinde çok özel durumlar dışında yer alamayacağının bilinmesi gerekir.
Bir kaygı üzerine konuşulacaksa, insanca yaşam düzeyinin yükseltilmesinde çok önemli olan sanat ve edebiyatın tüm topluma yaygınlaştırılabilmesi öncelik almalıdır. Konuşma diliyle yazı dilinin birleştirilmesi, dilin arılaştırılıp üreme yollarının açılması, bu doğrultuda on yıllardır sürdürülen çabaların desteklenmesi çok daha önemlidir. Son yıllarda, dile özensizliği aşarak, Arapça, Farsça sözcüklerin yeniden bilinçlice dile tıkıştılması çabası, bir dil saldırısı gözlenmektedir. Halkını umursamayan, çürümüş Osmanlı sarayının sanat politikası gibi... Holdinglerin, bankaların desteklediği bazı edebiyat çevrelerinin, örgütlü bir Türkçe- bozucu kalkışmaları söz konusudur.
Divan edebiyatına gösterilen sevginin halk kültürüne ve kendi dilimize de gösterilmesini beklemeliyiz duyarlı edebiyatçılarımızdan... Alıntılarını yaptığımız dergide okuduğumuz, Hikmet Temel Akarsu imzalı, "Edebiyat Eleştirisinin Çöküş ve Atomize Oluş Süreci..." yazısındaki gibi inançlı, özgüvenli, geleceğe umutla bakan seslere gereksinimimiz var.
Osmanlı ve Sevr gerici serzenişleri yerine ulusal bir halk edebiyatı oluşturmanın, geliştirmenin yaşamsal özlemini duymalıyız içimizde... Evrensel barışın da, günümüzdeki edebiyatın da bizdeki sorunu budur.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1.Robert F. Barsky: Chomsky'nin Meydan Okuması: Bathkin'in Teorilerinin Uygunluğu, Varlık Kasım 2001)
2. Aklı bayrak yapan bu çağın eleştirmeninin ana amacı edebiyat dışıdır; okuruna edebiyat aracılığıyla aklını kullanmayı öğretmek ister." (Altını biz çizdik, Y. Ecevit, Türk Edebiyat Eleştirisi, Varlık Ekim 2001, s.54)
3. 15 Şubat 2002 Cumhuriyet Gazetesi
4. Hilmi Yavuz, Milli Eğitimimiz Nasıl Çöktü?, E Dergisi, Şubat 2002
5. İskender Pala, Divan Edebiyatı Beyanındadır, E Dergisi, Şubat 2002
6. Cumhuriyet Bilim Teknik Eki, 16 Şubat Cumartesi