BEN OLSAM ALMAM!*

Eğri oturuyor olsak bile, doğru konuşalım şimdi, gidip görenler söylesinler, AB ülkelerindeki yaşam biçimi, insan davranışları ile bizim ülkedekiler birbirine benziyor mu? Almanya Hamburg’da sokağa çöp atan bir vatandaşımızın yakasına yapışmış, “benim vergilerimle temizlenen sokağı kirletme hakkın yok!” diye avaz avaz bağıran yaşlı bir Alman kadını anımsıyorum. Bizde neler olduğunu bilmeyen yoktur. Bırakınız vatandaşı, resmi polis aracından buruşturulmuş sigara paketleri atılır yollara. Kocaman duyurularla sigara içmenin yasaklanmış olduğu Kars Havaalanına biraz erken gittiyseniz, resmi giyimli güvenlik görevlilerinin sigara içmekte olduğuna tanık olursunuz. Uyardığınızda, tepkileriyle karşılaşırsınız. Az sonra içeri giren yolcu vatandaşlardan birisi de sigara içmeye kalktığında, onu da içmemesi için uyarırsınız, “sana ne, sen kim oluyorsun?” yanıtını alırsınız. Kavgayı, saldırıyı göze alıp yasak konusundaki ısrarınızı sürdürürseniz, içi kül ve izmarit dolu küllükleri gösterir size vatandaş. Durumu gidip alan yetkililerine aktarırsınız... Aradan aylar geçer, üst üste gidip gelirsiniz aynı havaalanına, değişen bir şeyin olmadığını görürsünüz. 

Kendimizi hep iyiye, doğruya, ahlâklı olana yakın buluruz. Belirli bir demokrasi geleneği olan, insanları birbirine saygılı, olabildiğince yalansız yaşayan, dürüstlüğü, onuru önemli bir erdem sayan toplum tabanlarının oluşturduğu AB’ye girmek de bir haktır bize! Oysa ki her yanımızda ayrı bir gülmece, ayrı bir rezillik, ayrı bir kandırmaca oynanır. “Egzoz ve Emisyon Pulu” denen bir uygulama var. Sözü edilir ki, araçların egzozlarından çıkan gazlar kontrol edilip çevre kirliliği önlenecekmiş! Bunu ölmüş dedemin sakalına anlatsınlar. Başkentinden, en büyük metropollere, devletin para karşılığı yetkili (!) kıldığı minibüsler çekilmiştir yol kenarlarına, işlek sapaklara. Verirsiniz adamlara bir “10 YTL”, alırsınız egzoz pulunuzu. Ne ölçü, ne tartı... Belediye araçları, kamuya ait otobüsler, taşıma kapasitesinin iki katı yük vurmuş otuz yıllık kamyonlar ortalığı mazot dumanına boğup geçerken, en yeni model enjektörlü özel araçlar, trafik kontrollerinde “egzoz ve emisyon pulu” denetiminde ter dökerler.

Anadolu’nun en uzak köşesinde, kültürün k harfinin bile kovalanmaya çalışıldığı, üniversite giriş sınavlarında nal toplanan, kendinizce çok değerli bir yoksul şehirde öykü yarışmaları yapmaya kalkarsınız, yerel yöneticilerin kışkırtmalarına hedef olursunuz, Amerika’da Kanada’da üniversitelerin onur konuğu olmuş dünyaca ünlü yazarlarınızı öğretim üyelerini getirirsiniz, kültür sanat günleri yapmaya davranırsınız, yedi kişilik tertip komitesinin ikametgahı, savcılık belgesi, klasör dolusu evrak yetmez, gelecek sanatçıların da evrakları istenir. 

Adamlar ne yapsınlar henüz ortaçağı aşamamış, her tarafta derebeylik gösterilerinin sergilendiği bu garip ülkeyi? En değerli kamusal birikimlerimizi istedikleri gün satın alabildikten, tarım, hayvancılık ürünleri dahil her şeyi rahat rahat bize satabildikten sonra...

Avrupa Birliği’nin emperyalist bir güç, ekonomik, politik örgüt gibi çalıştığını, bir Hristiyan Kulübü olduğunu, bizdeki birçok kıyımın, darbenin, hatta terörün arkasında da onların bulunduğunu, bu uğurda kendilerine göre yeni başkentler bulduklarını (!), bugünkü medeniyetler çatışmasına giden insanlık dışı savaş ve terör olaylarının bir zamanlar uyguladıkları antisosyalist politika ile onların beslediklerini, Ermeni soykırımı savlarıyla ilgili yargılanacakların başında onların geldiği gerçeğini filan bir kenara bırakıyoruz. Elimizdeki tek koz olan geri ülkemizi, birliğin pazar mallarına açma, gümrük birliğine girme durumunu da Tansu Hanım’ın büyük bir başarıymış gibi onlara sunmasından sonra, adamlar bizi neden alsınlar ki içlerine? Ellerinde bir demet ot, uzatıyorlar, artlarından gidelim, tanklarını, toplarını, uçaklarını alalım, demiryollarını “komünist işi” sayıp savsaklayalım, karayollarımızda otomobilleriyle birbirimizi ezelim diye...

Bu karmaşada topluma yön verecek politikacılarımız derseniz, ayrı bir âlem. Oy için ve dışarıdan gelecek sıcak para kokusu için neler yapmazlar ki? Avrupa birliğine uyum için çabalarken, kadınların başını türban denen, bize ait olmayan bir sembolik örtüyle örtmeyi “hak” sayanlar birbiriyle yarış durumunda. Yarın da “sokağa çöp atma”, “duvar kenarına işeme”, “ormanları kesip tarla açma”, “sigortasız işçi çalıştırma” için kampanyalar açarlarsa hiç şaşırmayız sanırım.

Uzun sözün kısası, doğru konuşacaksak, doğru da oturmalıyız!

Ben olsam, beni almam bu Avrupa Birliği’ne!


 

* Bu yazı Çağdaş Kars Haber Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Alperakcam@gmail.com , alakcam@yahoo.com