KORONA GÜNLERİNDE YAŞAM DERSLERİ…

Sağlık Bakınlığı’nın aylar öncesinden kurduğu, Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı’nda görevli bilim insanlarının etkin olduğu Bilim Danışma Kurulu öncülüğünde aldığı önlemler başlangıçta salgını bir süre sınırlarımız dışında tutmayı başarmış olsa da taşıyıcı olabilecekleri bilinen, Umre’den ilk dönen kafilelere gösterilen ayrıcalık, İstanbul ve İzmir gibi Avrupa ilişkileri yoğun havalimanlarında, yurtdışı girişlerin bir kısmında ateş ölçme dışında somut bir tarama yapılmamış olması nedeniyle, iki aylık, sonradan çok işimize yarayan bir gecikmeyle, hastalık bizde de yayılmaya ve can almaya başladı.

Bir yanıyla bakıldığında antibiyotiklerin yararlı olmadığı, grip benzeri tablolar oluşturan virütik bir salgın olan Covid hastalığı, solunum yollarında yol açtığı geniş enflamasyon, bedenin kendi savunma elemanları bölgeye yığmasıyla bu organlarında zaten sorun bulunan, diyabet gibi direnç düşürücü rahatsızlıklar taşıyan kişiler için ölümcül bir tablo oluşturabiliyordu. 

Bilimci ilkeler yerine tartışmasız ve dogmatik bir inancı yaşam yönergesi yapmış, siyasal erkin de bugüne kadar siyasi yarar nedeniyle destekleyip kitlesel bir güç durumuna dönüştürdüğü cemaat ve tarikatların yönelttiği halk tabakaları içinde kimi korunma önlemleri ne yazık ki uzun süre geçerli olamadı.  

İktidar erkinin başlangıçta açıkladığı önlemler de halkın çoğunluğu için önemli bir ışık yakamadı. Konut satışlarının arttırılması için ödenecek peşinatın azaltılmasının bu salgınla nasıl bir ilgisi olduğunu anlayan anladı. Ülke kaynaklarını nicedir betona boğan sektörle iktidar güçleri arasındaki akrabalık onaylanmış oldu. 

Açıklanan önlem paketinin birçok maddesinin halk için doğrudan bir anlamı yoktu ve toplamı da bir yıl önce açıklanan, daha o gün 32 Milyar Dolar’ın üstünde olan siyasi bir kararla çıkılmış Suriye macerasına harcanmış paranın yarısı bile değildi (14 Milyar Dolar). Bağış kampanyalarıyla yine millete gidildi; yerel yönetimlerin halka destek için başlattığı yardım hesaplarındaki paralarsa bloke edildi! 

Bu sıkıntılı Korona günleri aynı zamanda ders günleri de oldu. Umarım gördüklerimizi, yaşadıklarımızı kazasız belasız dağarcığımıza atmayı, bilince dönüştürmeyi de beceririz. Bazı yanlışların batağından kendimizi kenara çekeriz.

Korona günlerinin bize ilk öğrettiği bilimin ve dürüstlüğün, saflığın, temizliğin, önce doğayı ve tüm insanlığı düşünmenin önemi oldu… Kutsal inançları günlük politikaya karıştırmanın nasıl istismarcı bir eylem olduğunu gösterdi Korona… Safsatanın, üfürükçülüğün, şarlatanlığın, hacamatın yalnızca birer gülünçlükten öteye gidemediğini, komikliğini, işe yaramazlığını gözler önüne serdi.  

Her şeyi olduğu gibi sağlığı da kâr kaynağı olarak gören, sağlık politikasını buna göre ayarlayan anlı şanlı ülkeler kumdan kaleler gibi çöktü. Halkını per perişan bıraktı. Kamyonlar dolusu ceset kokuşmaya uğradı… Halk sağlığını ve bilimi önceleyen, salgın sırasında da önce çevreyi kontrol altına almayı ve sağlıklı bir ortam hazırlamayı ilke edinmiş sağlık sistemleri insanlarını olabildiğince korudu.

Korona’nın bize ikinci öğrettiği yaşamımızın temeli olmuş bazı sektör ve çılgınlık derecesine varmış tüketim tutkusunun gereksizliği, insan yaşamındaki anlamsızlığı oldu. Korona, ilk büyük darbeyi petrol sektörüne vurdu, bu alandaki savurganlıktan dünyanın nimetlerini kapan ve Orta Doğu’dan Güney Amerika’ya halkları birbirine kırdıran, darbeler yaptırtan petrol tekellerinin kârları yere yeskân oldu (petrol fiyatlarındaki düşüş bizim piyasaya hemen hemen hiç yansımadı; bu alan iktidarın en büyük gelir kaynağı çünkü!) .

Korona, inşaat sektörünü de baltaladı… Dağa taşa beton bloklar konduranlar bizde daha ilk önlem paketinde bile ilk akla gelenler olsa da, millet can derdindeyken kimse onların koca tanıtım panolarının rüzgârına kapılamazdı, üçe mal ettiklerini ona satan, kârını iktidardaki hissedarlarıyla kırışan inşaatçılar da büyük darbe yedi. 

Korona bize kendi başımıza yetmeyi, zamanımızı kendimize göre düzene koymayı, evdeki yaşamı verimli kılmayı öğretti. Birçok evde daha önce kaynamayan tencereler kaynamaya başladı. Ailece oturulan sofralar kuruldu. 

Korona bize hangi politikaların ayrıştırma ve ötekileştirme üzerinden parsa toplamaya çalıştığını, hangilerinin insanına karşı açıklıkla, içtenlikle yaklaştığını gösterdi. Dış politikadan eğitime birçok alanda kamu kaynaklarını üzerine konan sözde hayır kurumlarının, vakıfların adları bile duyulmaz oldu. Fakir fukaranın ısınma kaynağı doğalgazdan vurduğu kârı bu tür vakıflara aktaranlara aracılık eden Kızılay bile itibar kaybetti; kendi saygınlığını yitirdi. 

Korona bize bilim insanı gibi duran birilerinin dünyayı diyalektik bir bütünlük içinde göremediklerini, salgın, sağlık personelimizin canları pahasına yaptıkları mücadele ile kontrol altına alınmaya başlanır başlanmaz bir yerlere övgüler dizerek kendilerine paye çıkarmaya çalıştıklarını, olaya nasıl yarım yamalak baktıklarını gösterdi. Salgın sırasında hastanelerin tıkanmaması amacı önde tutularak, çok yerinde bir kararla hemen yürürlüğe konulan 65 yaş üstü yasağı üzerinde yapılan tartışmalarda, bazı kesimlerin ülkenin en zor zamanlarında en büyük özverileri göstermiş bu kuşağa nasıl saygısızca yaklaştıklarını, hangi gözle baktıklarını da açığa çıkardı. Bir televizyon programında, “65 yaş üstü artık evde sıkıldı,” denildikçe, kendisi de bu yaştan çok uzak olmayan ve bilim insanı geçinen birinin “otursunlar evde namazlarını kılıp ibadetlerini yapsınlar, torunlarını sevsinler” demesi, insanın tepesini attıracak derecede bir saygısızlık örneğiydi. Konu kaç kere gündeme geldiyse, o aynı yanıtı verdi, “otursunlar ibadetlerini yapsınlar…” Sani bu kuşağın tek derdi artık hazırlanmaları gereken öte dünyaydı! Bu kuşak, bırakınız yazmayı, kitap okuyamazdı, bu kuşak bırakınız çalmayı, söylemeyi, müzik dinleyemezdi, bu kuşak kendi çapında bir konuda araştırma yapamazdı…

Korona bize sabır yanında sahtekârlıkla ve ikiyüzlülükle mücadeleyi de öğretti… 

Korona günleri, tüm işleyişini doğa ve emek sömürüsü üzerine kurmuş ABD ve Batı kapitalizmini suçüstü yakaladı. Salgın ABD’yi, o medarı iftiharı New York’u kasıp kavurdu. Sağlık sisteminde özelleştirmeci politikalarıyla öne çıkmış İtalya ve İspanya da kısmetine düşeni aldı. Bu çöken, sağlık dâhil her şeyi bir mal olarak gören ve para kazanma üzerine kurgulanan bir sistemdi. Bu çöken, halk sağlığını, koruyucu hekimliği hiçe sayan, lüks ve özel hastanelerin kazancından başka bir şey düşünmeyen bir yönetim anlayışıydı. Bu çöken, bütün dünyada egemenlik kurmaya çalışan, savaşlar çıkaran, yoksul halkların yeraltı ve yer üstü kaynaklarını yağmalayan emperyalist sistemin insanı bir eşya, bir kazanç kapısı yerine koyan yaban anlayışı, insanlığa aykırı bakış açısıydı. 

Bizim sağlık örgütümüz çok daha başarıyla, çok daha alnının akıyla yürüttü salgınla mücadelesini. Bizim sistemin temelinde, Cumhuriyet öncesinden başlayarak tıbbiyelinin “halka doğru” yürüyüşü vardır. O sistemin temelinde, Çanakkale’de emperyalist işgale karşı göğsünü siper etmiş ve oracıkta can vermiş koca bir tıbbiye sınıfı vardır... Cumhuriyet’in sıtma savaşına çıkmış Köy Enstitülü kavruk Anadolu çocukları vardır… Reşit Galip’ten Türkân Saylan’a kendisini halkına adamış Türk hekimleri vardır. 1961 Anayasası ve Nusret Fişek hocaların armağanı “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi” yasası ve halk sağlığı uygulamaları vardır.

Hiç kuşku yok ki, son yıllarda yapılmış politik alandaki kimi hataları ve baltalamaları, sağlık çalışanlarımıza yönelik saldırgan tavrı bir kenarda tutmak kaydıyla, bizdeki sağlık sistemi çok daha yaygın hizmet verdi; çok daha halkını düşünerek çalıştı. Filyasyon denen alan uygulamasıyla hastalık etmenini kaynağında durdurmayı başardı. Hastanelerde de canla başla çalıştı bilim insanlarımız… Ellerinden, gözlerinden öpüyorum bu salgına göğsünü siper etmiş sağlık çalışanlarımızın…

Umarım ABD ve kapitalist Batı dünyasının insanı da bu kötü dersten bir sonuç çıkaracak, saldırgan, diğer dünya halklarını aşağılayıcı tavırlar içinde olan, kapitalizmin jandarmalığına kalkışmış yöneticilerinden gerekli hesabı soracaktır…

Bizdeki birilerinin de ders alması gerek artık olanlardan… Önce kâr, önce çıkar, önce iktidar değil, önce insan…

Önce yalan, önce entrika, önce ikiyüzlülük değil, önce dürüstlük, önce iyilik, önce güzellik…

Yazıyı kaleme aldığımız tarihte henüz tehlike geçmiş değildi. Hastalık bizde büyük ölçüde kontrol altına alınmıştı ama mevsim gereği güney yarımküreye doğru kayıyordu; kesin sonuç verecek bir aşı bulununcaya değin, önümüzdeki güz ve kışta bize yeniden geri dönme olasılığını da hiç unutmadan, maske ve “sosyal mesafe” önlemlerini sürdürerek yaşayacağız… 

Ve bu işin ceremesini hep birlikte çekeceğiz… 

Ne o öyle, çenesinin altına indirdiği soytarı maskesiyle meydanlarda gülüp eğlenmeler…

Ne o öyle, “sıkıldık ağbi,” şımarıklığıyla caddelerde, sokaklarda avare avare, kucak kucağa gezmeler…

Ne o öyle, marketlerde, pazar yerlerinde göt göte sürtüşmeler… Mevlût okutmalar, tosun boğazlayıp başına toplanmalar…

Ne o öyle, yurttaşın geçmediği köprüye, girmediği tünele, kullanmadığı otobana, kapısından bile geçmediği hastaneye vergi ödediği, doğalgazda elektrikte para kestirdiği, işini yitirip aç kaldığı, kamu kasalarının önceden çok önceden tamtakır kılındığı salgın günlerinde, uygulanan ekonomi politikalar çok büyük başarıymış gibi övünmeler… 

Ne o öyle, ülke yönetiminde yüzde yarım çoğunluk hesaplarıyla yüzde yüz söz sahibi olunurken, odalarda, barolarda tabanlarının yüzde yetmişten çoğunu temsil eden kitle örgütlerinde yönetimlerin eleştiri hakkını çok görmeler…

Ne o öyle, herkes başının çaresine baksın, yeter ki benim yakamdan düşsün düşüncesiyle, zamanından önce ipleri gevşetmeler… AVM bulaşına evet derken tenha yerlere spor yapmaya çıkanlara ceza kesmeler…

Kendimize gelelim beyler… Çekilen bunca çileyi, dökülen bunca teri, verilen bunca emeği boşa çıkarmayalım; göz göre göre birbirimizi tehlikenin içine göndermeyelim.

Başarıyla, el birliğiyle verilmiş bir mücadeleyi siyasi bir ranta çevirme çabasına girmeyelim…

Toplum sağlığını, halk sağlığını önde tutan sağlıkçılarımızın başarısına gölge düşürmeyelim…

İki sözün başı, şuna ayrı, buna gayrı demeyelim…

Korona günleri 23 Nisan ve 19 Mayıs gibi iki büyük kurtuluş bayramımızı da gölgeledi ama halkımız büyük bir coşkuyla onları sahiplendi; şimdiye kadar bu bayramları görmezden gelenler, üzerlerine kül serpenler de bu tarihlerin karşısında boynunu eğdi… 

 

YAPAMADIKLARIMIZ…

Korona günleri, Ankara’da hazırlandığımız 80 yıl kutlamalarını da ertelememize yol açtı… 

17 Nisan 2020 tarihi, Köy Enstitüleri yasasının çıkışının 80. Yılına denk geliyordu… Ankara’da etkinliğini sürdüren birçok demokratik kitle örgütü, yerel yönetim temsilcisi, meslek odası, sanatçı derneği bir araya gelmişler, Köy Enstitüleri’nin 80 kuruluş yıldönümünü görkemli bir biçimde kutlamaya hazırlanıyorlardı. Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Ankara Şubesi ve İsmail Hakkı Tonguç Vakfı Belgeliği Vakfı’nın çağrısıyla buluşan TMMOB’ye bağlı Odalar (başta Mimarlar Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, TMMOB Ankara İl Koordinasyon), Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Okulu Mezunları Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, YAPIDER (Yapı Sanat Okulu Mezunları Derneği), AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği), Hasanoğlan Eğitim, Kültür ve Çevre Koruma Derneği, ODTÜ Mezunları Derneği, ODTÜ Türk Halk Bilim Topluluğu, Kırsal Çevre Derneği, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı ve daha birçok kurum ve kuruluş, Elmadağ Belediyesi’nin de etkin katılımı, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çankaya Belediyesi ve Yenimahalle Belediyesi’nin de desteğiyle hem birlikte kutlamaları düzenleyecekler, hem Hasanoğlan’daki Köy Enstitüsü yerleşke ve yapılarının korunması için çalışmalarını sürdüreceklerdi. Bu yerleşkede bir HASANOĞLAN EĞİTİM VE ÜRETİM ÜNİVERSİTESİ kurulması da sonuç hedefleri arasında yer alıyordu. 

10 Nisan 2020 Cuma gününden başlayarak bir dizi etkinlik izleği hazırlanmıştı. 

Daha aylar öncesinden etkinlikler şöyle sıralanmıştı (Büyük olasılıkla daha da yoğunlaşacak, Ankara Büyükşehir ve Çankaya Belediyesi panolarında tanıtımları yapılacak, ayrıca burularda belgesel gösterimleri sağlanacaktı) 

10 Nisan 2020 Cuma günü Ankara Kızılay’daki Metro Alt Geçit’te (Güvenpark tarafı) AFSAD Fotoğraf Sergisi açılışı… (Bu sergi 5 gün boyunca açık kalacak, daha sonra Elmadağ Belediyesi Kültür Merkezi ve Hasanoğlan’a taşınacaktı.)

11 Nisan Cumartesi günü Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın düzenlediği bir toplantı ile Hasanoğlan’da Hasanoğlan Köy Enstitüsü tarihçesi… 

11-17 Nisan arası Ankara’da yerel dernek etkinlikleri yapılacaktı (Bahçelievler Derneği, Çiğdemim Derneği, Çay Yolu Platformu, ODTÜ Mezunları Derneği…) 

17 Nisan Cuma günü saat 10.00’da Hasanoğlan Köy Enstitüsü yerleşkesinde Hasanoğlan Eğitim, Kültür ve Çevre Koruma Derneği’nin kolaylaştırıcılığında Elmadağ Belediyesi, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, resmi kurum ve kuruluşların da katılımıyla Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 80. Yılı kutlamalarının resmi açılışı…  

17 Nisan Cuma (aynı gün) Ankara’da, İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı ve YKKED Ankara Şubesi kolaylaştırıcılığında, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Ahmet Taner Kışlalı Salonu’nda üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerin katılacağı akademik toplantı ile Köy Enstitüleri’nin günümüzdeki uygulanabilirliği tartışılması…  

17 Nisan Cuma (aynı gün) akşamı saat 19.00’da Elmadağ Belediyesi Kültür Merkezi’nde ODTÜ THBT tarafından HAM MEYVAYI KOPARDILAR DALINDAN adlı müzikli gösterisi… 

18 Nisan 2020 Cumartesi günü 17.00’de, Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde YKKED Ankara Şubesi ve Çankaya Belediyesi öncülüğünde, katılımcı tüm kurum ve kuruluş temsilcilerinin bir araya geleceği, Köy Enstitüsü düşüncesinin günümüze taşınması yol ve yöntemlerinin tartışılacağı bir FORUM…    

18 Nisan Cumartesi günü  20.00’de (aynı gün) Elmadağ Belediyesi öncülüğünde Hasanoğlan Amfi Tiyatrı’da Pınar Ayhan’ın ORADA DURUVERSEYDİ ZAMAN gösterisi… 

19 Nisan Pazar günü yine Amfi Tiyatro’da Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Okulu Mezunları Derneği’nin öncülüğünde HASANOĞLAN ONURUMUZDUR etkinliğinin Hasanoğlan, Elmadağ ve Ankara halkının da katılımıyla coşkulu bir biçimde gerçekleştirilmesi...   

HASANOĞLAN ONURUMUZDUR sloganıyla çıkmıştık yola… 

Umarım gelecek uygun bir zamanda bu izleğin bir kısmını olsun yaşama geçirebilme olanağı bulabiliriz. 

 

19 Mayıs 2020, Alper Akçam