SUDAN UCUZDUR ÇOCUKLARIMIN CANLARI

VE GİDİNİN ÇAKALLARI

Gidinin çakalları sizi…
Önce Avrupa Parlamentosu ilişkileri dondurdu… Arkasından, buyurgan ses Avusturya Parlamentosu’na kondu! Türkiye’ye silah ambargosu kararı aldı beyzadeler.
Ne demeli? Gidinin çakalları sizi… 
Az, CİA ajanlarıyla birlikte Georgtown’dan Londra’ya, Abant’tan New York’a, Fethullah Gülen sempozyumları düzenlemediniz, ılımlı İslam iktidarları için kıçlarınızı yırtmadınız...
Az, zamanında Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Konseyi, Genelkurmay, ordudaki ve kamu kurumlarındaki dini örgütlenmelere dikkat çeken duyurular yayımladığında kıyametler kopartmadınız, “darbeciler konuşuyor”, “vesayet var” diye…
Az, sınıflar mücadelesini, ekmek ve aş savaşını, ikide bir patlayan provakasyonlar, etnik ve mezhep ayrımcılıklarıyla kardeş kavgasına dönüştüren şer odaklarına el altından destek olmadınız, kucak açmadınız… 
Az, iktidar için gözü hiçbir şey görmeyen içimizdeki işbirlikçilerinizle birlikte güzel ülkemizi Orta Doğu bataklığının içine sürüklemek için elinizden geleni ardınıza koymadınız… Tetikçilerinizin sırtını okşamadınız; terör örgütleri kurdurmadınız…
Edward Said “Şarkiyatçılık”ta kirli oyunlarınızın kitabını yazdı da ömrü yetmedi bugünkü katliamları, milyonlarca insanı yerinden yurdundan eden, şehirlerini başına yıkan çalkantıları görmeye…
ABD emperyalizmi sudan gerekçelerle Irak’ı işgal ederken, Afganistan’da, Lübnan’da, Libya’da; tüm İslam coğrafyalarında İsrail Mossad’ıyla birlikte IŞİDler El Nusra’lar, Müslüman Kardeşler örgütleri kurulup beslenirken, ülkemdeki balkon konuşmalarında Bosna’dan Bağdat’a, selamlar sarkıtılırken, mezhepçilik üzerinden yapılan politikalarla, kan ve ateş bu yöredeki halklara reva görülürken, gıkınız bile çıkmadı; utanmadan alkışlayanlarınız bile oldu…
Bugün ülkemizin sınır içinden ve sınır dışından gelen şehit haberleri birbiriyle yarışırken, dereler tepeler, tüm yeraltı ve yerüstü zenginlikleri sizlerin de ortağı olduğu tekellere, tröstlere satılırken, anaların kınalı kuzuları al kanlar içinde toprağa verilirken, “tekbir” sesleriyle bağırıyor kalabalıklar; halk çoğunluğunun desteğini almış politikacılar meydanları sizin kurdurduğunuz Rabia örgütü işaretleriyle selamlıyor, gariban otomobillerinde aynı örgütün maskotları sallanıyor.

Anadolu kırsalındaki genç kuşaklar, çocuklar, CİA ve NED gibi emperyalist kaynakların tohumlarını diktiği, besleyip büyüttüğü cemaatlere, kirli vakıflara peşkeş çekildi…
Az emeğiniz geçmedi halkın böylesine kafadan gayrımüsellah kılınmasında… Kendi kuyusu kendisinin kazmasında, kınalı kuzularını hiç yoluna ölüme sürükleyen, çoluk çocuğu sahte raporlarla askerden kaçırılmış bezirgân politikacılarına canlarını verecek ölçüde bağlanmasında…
Ne yazık ki, aydın geçinenler arasında da kirli politikalarınızı, demokrasi adına, sol adına alkışlayanlar da buldunuz…

Ne yazık ki, ülkenin içinde ve dışında kan gövdeyi götürürken biz başkanlık tartışmalarındayız.

Adı Başkan mı olsun, Cumhurbaşkanı mı? Bir yardımcısı mı olsun, iki mi?

Bir başkanlık sevdasıdır, aldı başını gidiyor. Bahçeli ve MHP rüzgârını da yelkenine dolduran AKP iktidarı, ülkenin tek sorunu olarak gördüğü başkanlık sistemine doğru pupa yelken kaymaya başladı. Sanki var olan Cumhurbaşkanı’nın gerçekleştirmek istediği bir düşünce yerine getirilemiyormuş, sanki iktidar ülkeyi yönetmekte güçlük çekiyor, her yerde karşısına yasal engeller çıkıyormuş gibi, her derdi bir tarafa bıraktık ömür boyu ve aile boyu iktidar için kolları sıvadık. 

Anayasa Mahkemesi’nin bile, mecliste çıkan Kanun Hükmünde Kararname için CHP başvurduğunda “yetkisizlik” kararı vererek kendini yok saydığı bir ülkede iktidarın karşısında hangi yasal zorluk var, anlayamadık.  

Diğer ülkelerdeki başkanlık sistemlerinden örnekler alınmaya çalışılırken o ülkelerde nasıl bir demokrasi geleneği olduğunu da hiç görmüyoruz nedense.

 

Hürriyet Haber’den aldık: 15 Kasım 2016 - 21:08Son Güncelleme: 16 Kasım 2016 - 09:31

ABD'deki başkanlık seçimlerini kazanan Donald Trump'ın ülkedeki 2-3 milyon kaçak göçmenin derhal sınır dışı edileceği yönündeki açıklamalarına, Los Angeles Emniyet Müdürü Charlie Beck'ten cevap gelmiş… 

“Los Angeles polisi, uzun yıllardır federal göç politikalarıyla arasına mesafe koymuş durumda. Zira polis, eyalette yaşayanlarla, sadece kaçak olup olmadıklarını belirlemek için temasa geçmiyor. Bu uygulamaya 1979 yılında, o dönemki Los Angeles Emniyet Müdürü Daryl Gates tarafından imzalanan özel talimatla geçilmişti.

Los Angeles Times'a konuşan Beck, Trump'ın açıklamalarına rağmen, yıllardır sürdürdükleri bu uygulamadan vazgeçmeyeceklerini söyledi.” 

Buyurun bakalım… Bizde henüz başkanlık sistemi de yok; Cumhurbaşkanı Anayasa ve geçerlilikteki yasalar gereği bağımsız bir denetçi konumunda olmalı. Var mı bu ülkede ben Cumhurbaşkanı’nın şu ya da bu konudaki düşüncesine katılmıyorum, kendi görev anlayışım içinde kırk yıldır yaptığım uygulamalardan, yasa ve yönetmeliklerden vazgeçmem diyebilecek bir babayiğit emniyet müdürü, ya da başka bir kamu görevlisi? 

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin Adana’da düzenlediği V. Akdeniz Buluşması’nda, aynı zamanda Çanakkale 18 Mart Üniversitesi öğretim görevlisi olan bir hocamız yaptıkları bir araştırmayla ilgili bilgi vermişti. Biga ilçesinde, hemen tüm köylerde ilkokulların taşımalı eğitim nedeniyle boş kalmış olduğunu, bu yapıların tamamının kullanılır durumda bulunduğunu, bazı okulların cami imamları tarafından kullanıldığını, buralara tabut konduğunu, nüfusu ve hane sayısı kaç olursa olsun her köyde mutlaka bir imam bulunduğunu ama öğretmen olmadığını saptamışlar. Aynı ilçedeki, köy çocuklarının yakın zamana kadar yatılı olarak öğretim gördükleri üç Yatılı Bölge Okulu’ndan birisinin imam hatipe dönüştüğünü, ikisinin de yepyeni koca yapılar olarak boş kalmış olduğunu da araştırmada not altına almışlar. Koca bir servet boş boş çürümeye terk edilmiş demişler, bu ulusal varlığa dikkat çekmişler.

Tablo çok da şaşırtıcı değil… Bizim yönetim anlayışımızın önceliği insanların yaşadığı yerde geçinebilmesi, özgür araştırmacı bir eğitimde değil, ölü yıkamayı öğrenmekte olduğunu yüksek yerdeki yöneticilerimizin yaptığı açıklamalardan biliyoruz...  

Araştırmanın ortaya koyduğu gerçekliği görünce, insanın aklına parlak bir çözüm de gelmiyor değil… Atanamamış üç yüz bin öğretmenin bir kısmına kısa süreli bir tarım ve hayvancılık kursu da versek, atasak okulları boşalmış, yalnızca imamlara teslim edilmiş, terk edilmiş bu köylere, ülkemizin geleceğini kurtaracak tarım ve hayvancılığı yeniden yaşatmaya başlasak, zeytininden domatesine, peynirine, dünyanın en lezzetli ve sağlıklı ürünlerinin yetiştiği bölgelerdeki üreticiyi kooperatiflerde ve birliklerde örgütlesek, bilinçlendirsek, kırsal bölgelerden kentlere göçün de önüne geçsek, ülkeyi yeniden büyük bir atılıma soksak gibi… 

Ne yazık ki, bölgedeki köy okulları ve boşaltılmış koca yatılı bölge okulu yapıları rektörlüğün aldığı bir kararla Cumhurbaşkanı’nı mahdumu Bilal’in başkanı olduğu TÜRGEV’e devredilmiş…


28 Şubat olayları sonrasında Bursa Tabip Odası’nda sohbet ederken, “Ülkeyi Orta Doğu bataklığına sürükleyebilmek için önce orduyu temizleyecekler,” demiştim de, arkadaşlarımızın yüzde doksanı üzerime hücum etmişti, “darbeci misin,” diye. Asla darbeci olmadım; olamam da… O darbelerin az darbesini yemedim, zulmünü çekmedim... Yalnızca ülkemdeki göreli demokrasi ortamının kurulmasında, emperyalizme karşı dişle tırnakla örnek bir kurtuluş savaşı vermiş, Cumhuriyet’i kurup halkın çoğunluğunun kullandığı dili yazıda kullanmış, kadın haklarından laik eğitime, sağlık hizmetlerinde sosyalizasyondan, sosyal devlet anlayışına, halk için ileriye bakış ve insanca yaşayış olanağı getirmiş kimi olguları kendi gerçekliği içinde değerlendiriyor ve saygı, sevgi duyuyorum; o kadar! 
Gidinin tilkileri sizi; dondurun ilişkileri, alın ambargo kararlarınızı; sanki şirketleriniz silah satmayı sürdürmeyecek, gizli servisleriniz halklar arasındaki kavgaları kışkırtmak için nifak sokmayacak!
Yüzünüze hasret değiliz sizin. Yüzyıllarca sürmüş sınıf mücadelesinde insan haklarından demokrasiye, eşitlikten özgürlüğe ve bilimsel gelişmelere öncülük etmiş, 1789 devrimini gerçekleştirmiş, Paris komününü kurmuş halklarınıza, emekçi sınıflarınıza saygı duyuyor ve biz de insanca yaşamak için gerçekten demokrasi, gerçekten insan hakları istiyoruz o kadar!

Bıktık sizin himmetinizden de, demokrasi derslerinizden de…
Gidinin çakalları; şeytan görsün yüzünüzü!

 

KALKIN HELE…

Söndürmeyin yüreklerinizdeki ateşi öğretmenlerim / can fenerlerim
Ne karanlıklar gördük biz / ne amansız fırtınalar
Gazi Mustafa Kemal’den aldık ilk dersimizi
Esmani Çavuşla Memet Onbaşıyla / ay boynuzlu öküzlerimizin nefesinde yaktık kandili
Anadolu’nun yedi iklim on altı rüzgârında / en uzak dağlar başında
Kendi kendine açıp solan kır çiçeklerinin sahipleriyiz biz
Tonguç Babayla Sis Dağında horona durduk
Veysel’in sazında, Artvin’in barında el ele tuttuk
Cılavuzda kovanlar kurduk / Beşikdüzü’nde Karadeniz’in dalgalarına saldık ağlarımızı
Düziçi’nde derledik ak pamuklarımızı / mis kokulu turunçlarımızı
Akçadağ’da topladık kayısıları / Kızıldağ’dan Pamukpınar’a aktık
Pazarviran’da Horasan erleriyle nöbete kalktık
Kalkıverin gari / Dicle'nin İvriz'in Gönen’in Ortakların yetim yamalıklı uşakları
Çifteler'in bozkır başakları
Bilirsiniz ki / kavruk köy delikanlılarıyla 
Makal’la Baykurtla Apaydınla Akçamla Kaftancıoğluyla Başaranla
Doğu Batı demedik / Yedi düvele kafa tuttuk / el uzattık
İnsanlık için / özgür gelecekler için / sanatın barışın kardeşliğin meşalesini yaktık
Divriği’nin demirini / Kilimli’nin kömürüne kattık
Çeliğe su verdik Karabük’te / Soma’da ak alınlarımızla kapkara ölümlere yattık
Aldırmayın çakalların ulumasına / yalan ve talan günlerinin iktidar olmasına
Doğrulun dizlerinizin üstüne / Kibele ananın çocuklarıyız biz
Anka kuşları gibi / yeniden doğarız küllerimizde / kanat çırparız göklerde
Durun omuz omuza / verin el ele / yeniden güzel günler görelim hele
Hayatı üreten ve çoğaltanlarız 
Ateş yürekli öğretmenlerle / alın teri / el nasırı emekçilerle…

 

24 Kasım 2016, Alper Akçam